Üyelerimize Açılan Keyfi, Hukuksuz, Siyasi Soruşturmalar ve Verilen Hukuksuz Cezalar Kabul Edilemez!

Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `Üyelerimize Açılan Keyfi, Hukuksuz, Siyasi Soruşturmalar ve Verilen Hukuksuz Cezalar Kabul Edilemez!` başlıklı açıklama metnidir:
 

Bugün, Genel Merkezimiz‘de Gezi Direnişi`nin ardından Marmara ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi`nde yaşananlar başta olmak üzere, Türkiye üniversitelerinde özellikle sendikamız üyelerine karşı uygulanan baskı, mobbing, sürgün ve işten atma uygulamalara ilişkin basın açıklaması gerçekleştirildi.

Genel Başkanımız Ünsal Yıldız`ın yaptığı açıklamaya, Genel Sekreterimiz Mehmet Bozgeyik, Merkez Basın Yayın Sekreterimiz Ali Paşa Şanlı, Merkez Kadın Sekreterimiz Sakine Esen Yılmaz, Merkez Örgütlenme Sekreterimiz Mustafa Ecevit de katıldı. Açıklamada, Avrupa Eğitim Sendikaları Komitesi (ETUCE)`nin Yükseköğretim ve Araştırma Komisyonu toplantısında bulunan otuz sendika temsilcisinin Türkiye üniversitelerinde yaşanan hukuksuz baskı pratiklerini yakından takip ettiklerinin ifade eden bir metine imza vererek söz konusu metin ve imzaların sendikamız tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı`ya ve YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya`ya ulaştırıldığına da değinildi.

Açıklama metninin tamamı: 

Olağanüstü Yargılama Rejimi Disiplin Mekanizmalarıyla Yürütülüyor! 

 Üniversiteler Üniversite Olmaktan Çıkarılıyor! 

Üyelerimize Açılan Keyfi, Hukuksuz, Siyasi Soruşturmalar ve Verilen Hukuksuz Cezalar Kabul Edilemez!

Marmara ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi`nde yaşananlar başta olmak üzere, Türkiye üniversitelerinde özellikle sendikamız üyelerine karşı uygulanan baskı, mobbing, sürgün ve işten atma uygulamalarıyla karşı karşıyayız. 

Bilindiği üzere, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi`ndeki 5 ve İletişim Fakültesi`ndeki 11 üyemiz hakkında hukuksuz, keyfi ve siyasi soruşturmalar açılmıştı. Hukuk Fakültesi`ndeki 5 üyemiz, 31 Mayıs 2013 tarihinde iki öğrenci grubu arasında çıkan kavga esnasında “idari bir görevleri bulunmadığı halde bahçede bulunmak ve öğrencileri yönlendirmekle ” itham edilerek haklarında soruşturma başlatılmış ve iki üyemiz hakkında “öğretim mesleğinden çıkarma cezası” verilmesi teklifi ile dosyaları YÖK` e gönderilmiştir.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi`ndeki 11 araştırma görevlisi üyemiz hakkında ise sendikamızın 4-5 Haziran 2013 tarihlerinde yurt çapında düzenlediği iş bırakma eylemine katılmaları nedeniyle soruşturma açılarak üyelerimize cezalar verilmiştir. Soruşturma neticesinde aynı greve katılan üyelerimizden sekizi 2 yıl kademe durdurma cezası, biri maaştan kesme, ikisi de “görevden çekilmiş sayılma” cezası aldı.

Görevden çekilmiş sayma cezası verilen iki üyemiz hakkında önce kamu görevinden çıkarma cezası önerilmiş, ancak bir alt ceza olan “Görevden Çekilmiş Sayma” cezası Üniversite Yönetim Kurulu tarafından onaylanarak dosyanın Yükseköğretim Başkanlığı`na gönderilmesine karar verilmiştir. Üyelerimize verilen “görevden çekilmiş sayılma” esasında Yüksek Öğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği`nin 10. Maddesi tarafından düzenlenen “izinsiz ve mazeretsiz on gün işyerini terk etme” durumuna tekabül eden bir cezadır. Fakat üyelerimize yapılan tebligatta ceza, disiplin yönetmeliğinin 11. maddesinin B-1 bendine dayandırılmıştır. Bu maddenin içeriği ise şöyle: “Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik ideolojik siyasi, yıkıcı, bölücü amaçlı eylemlerde bulunmak veya boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak…”. Dolayısıyla araştırma görevlisi arkadaşlarımıza verilen ceza ile onlara atfedilen “suç” arasında herhangi bir hukuki bağ dahi söz konusu değildir. Ayrıca, “görevden çekilmiş sayılma” kararının tam da bu cezayı içeren 10. maddenin yürülükten kaldırıldığı 29 Ocak 2014`ten bir gün önce verilmiş olması, üyelerimizin yangından mal kaçırılırcasına cezalandırılmak istendiğini de göstermektedir.  

Benzeri bir sorun Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi`nde de yaşanmaktadır. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi`nde kitap okumak dahi suç sayılmıştır. Rektör Sedat Laçiner, üyelerimize yönelik baskı, mobbing, sürgün ve işte atma tehditlerini sistematik hale getirmiştir. Çanakkale şube yöneticimiz Prof. Dr. Telat Koç hakkında açılmış 15 soruşturma bulunmaktadır. Böylesine sistematikleştirilen soruşturma uygulamalarının yanı sıra, şube başkanımız hakkında “öğretim görevinden çıkarma” talebinde dahi bulunulmuştur. Bu durumun varlığı dahi sendikamıza ve üyelerimize yönelik takınılan anti demokratik tutumun açık ifadesidir.  Ayrıca öğretim görevlisi bir üyemiz hukuka aykırı biçimde açığa alınmış, hakkında yürütülen soruşturma neticesinde akademik özgürlükler suç sayılarak hakkında “öğretim görevinden çıkarma” cezası talep edilmiştir. 

Avrupa Eğitim Sendikaları Komitesi (ETUCE) Hükümeti Uyardı! Türkiye Üniversitelerinde Yaşananlar Avrupa`nın Yakın Takibinde!

Söz konusu hukuksuz uygulamalar, 6-7 Mart 2014 tarihleri arasında Brüksel`de gerçekleştirilen Avrupa Eğitim Sendikaları Komitesi (ETUCE)`nin Yükseköğretim ve Araştırma Komisyonu toplantısında da gündeme gelmiştir.  

Toplantıda bulunan otuz sendika temsilcisi Türkiye`de üniversitenin varlık nedenini ortadan kaldıran, sendikal hak ve özgürlükleri yok sayan uygulamalar karşısında gerek üniversitenin evrensel niteliğini vurgulamak, gerekse Türkiye üniversitelerinde yaşanan hukuksuz baskı pratiklerini yakından takip ettiklerinin ifade eden bir metine imza vererek tepkilerini göstermişlerdir. Üniversitenin evrensel niteliğinin de ifadesi olan söz konusu metin ve imzalar (EK1) sendikamız tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı`ya ve YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya`ya ulaştırılmıştır. 

Ayrıca, ETUCE Avrupa Direktörü Martin Rømer,  24 Mart 2014 tarihli bir mektupla YÖK Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı`na ayrı bir mektup gönderip (EK2), Marmara Üniversitesi`ndeki üyelerimizle dayanışma içerisinde olduklarını belirtmiş ve Türkiye hükümetinin emekçilerin haklarını ve özgür, erişilebilir, nitelikli, eşit ve kamusal eğitimi garanti altına alması için çağrı yapmıştır.

Türkiye Üniversitelerinde Akademik Özgürlükler Ve Sendikal Haklar Yok Sayılıyor!

Demokratik üniversite, akademik özgürlük ve “güvenceli iş güvenceli gelecek” mücadelesi veren üniversite emekçileri türlü mobbing, baskı, sürgün, soruşturma, gözaltı, tutuklamalarla sindirilmeye çalışılmaktadır. Öğrenciler ise tutuklanmakta, üniversitelerde maruz bırakıldıkları soruşturmalar sonucu aldıkları cezalar ile eğitim-öğretim hakkından mahrum edilmektedir. 

Üniversiteler, disiplin yönetmelikleri aracılığıyla kışlaya dönüştürülmüştür. Muhalif her ses susturulmakta, eleştirel düşünce ve ifade özgürlüğü yok edilmektedir. Disiplin yönetmelikleri ile muhalif öğretim elemanlarının susturulması için adeta engizisyon mahkemeleri kurulmakta, güvencesiz istihdam ise giyotin işlevi görmektedir. Akademik özgürlükler, sendikal hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran uygulamalarda akıl almaz örnekler yaşanmaktadır. Üniversitelerin getirildiği durumda eleştirel, muhalif ve bilimsel faaliyet yürütmek imkansız hale gelmiştir. Son dönemde yaşanan kimi örneklerden bahsedecek olursak,

· Kırklareli Üniversitesi`nde üyelerimize dönük yoğun biçimde baskı ve sürgün politikaları izlenmektedir. 

· 4-5 Haziran tarihlerinde sendikamızın örgütlediği greve katıldıkları için Tunceli Üniversitesi`nden dört akademisyen üyemiz hakkında soruşturma açılmıştır.

· Muş Alparslan Üniversitesi`nde öğretim görevlisi bir üyemiz, hükümetin hazırladığı 4+4+4 eğitim düzenlemesine karşı sendikamızın örgütlediği yürüyüşe katılması nedeniyle işten atılmıştır.

· Yine Muş Alparslan Üniversitesi`nde Araş. Gör. olarak istihdam edilen üyemiz, başka bir üniversitede doktora yapmasına rağmen, doktoraya başlama yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi asılsız ve hukuksuz bir gerekçeyle işten atılmıştır.

· Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi`ndeki bir öğretim üyesi, Gezi Direnişi`nin simgesi olan “#Diren”  ifadesi yazılı bir tişört giydiği için hakkında soruşturma açılmıştır.

· Ordu Üniversitesi`nde sendikamız afiş ve kokartlarını kapılarına astıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan üyelerimiz işten atılmakla tehdit edilmekte, mobbinge maruz kalmaktadır.

Bu örneklerin yanı sıra, Başbakan Erdoğan`ın 30 Mart seçimleri öncesinde ve sonrasında dilinden düşürmediği “Geziciler” söyleminden güç alanlar, eşitlik, özgürlük ve demokrasi talep eden kamu emekçilerine yönelik disiplin silahını öne çıkarmaktadır. Türkiye`nin dört yanında demokratik haklarını, ifade özgürlüğünü kullanan emekçilere yönelik yeni soruşturma haberlerinin gelmesi, emekçiler üzerindeki baskının giderek artırılacağının sinyallerini vermektedir.

Üniversiteler 12 Eylül Ürünü 1982 Tarihli Disiplin Yönetmelikleri İle Yönetilemez! 

Üniversitelerdeki mevcut disiplin yönetmelikleri, YÖK sisteminin otoriter ve baskıcı yapısının en önemli uygulama araçlarıdır. Tüm maddeler, lafzıyla ve ruhuyla akademik özgürlük tanımından uzaktır. Tamamı, üniversitenin kurum olarak tebaasıyla bölünmez bütünlüğüne yönelik üniversite bileşenlerinden gelecek tehditleri savuşturmak üzere kurgulanmıştır. Katı biçimde tanımlanmış suçlar ve cezalar, kapalı bir işleyişe sahip kurullar tarafından belirlenmekte; böylece ıslahat ve sükûnet sağlanacağı kabul edilmektedir.

Üniversitelerde “güvenlik” problemi olmayacağını iddia etmek olanaksızdır. Bununla birlikte bugün bizlere “güvenlik problemi” adı altında sunulan birçok olayın “güvenlik problemi” olmadığı da ortadadır. Son yıllarda öğrencilere ve çalışanlara açılan soruşturmaların gerekçeleri incelendiğinde bu görülecektir. Onlarca soruşturma afiş asmak, panelde konuşma yapmak, yemek zamlarını protesto etmek, bildiri dağıtmak gibi sebeplerden açılmaktadır ki tüm bunlar üniversiteyi üniversite yapan ilkeleri ortadan kaldırmaktadır. “Güvenlik problemi” bir kez bilimsel temellerde ve üniversite tanımımızdaki ilkeler benimsenerek tanımlandığında, hâlihazırda “güvenlik önlemi” adı altında uygulanan baskı ve şiddetin anlamını yitireceği ortadadır. 

Açıkça belirtmek isteriz ki üniversitedeki yaşamı/ilişkileri düzenleyen kuralların, güvenlik ve disiplin sorununa indirgenerek suçlar ve cezalar ikilemine sıkıştırılması üniversitenin evrensel tanımına aykırıdır.

Eğitim Sen olarak üniversitenin yasakların, baskı ve ceza pratiklerinin değil; eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin cisimleşmiş mekânları olması gerektiğine olan inancımızla, bugüne kadar bu tarz baskıcı uygulamalara karşı asla boyun eğmemiş olan bizler; 

· Hukuksuz, adaletsiz, siyasi ve keyfi uygulamalar karşısında hiçbir üyemizi asla yalnız bırakmayacağımızı, 

· Hukuki yollar dahil olmak üzere, bu keyfi uygulamalara son verilinceye kadar mücadele edeceğimizi, 

· Her türlü mobbing, baskı, sürgün, soruşturma ve hukuksuzluk karşısında yılmayacağımızı, direneceğimizi, emekten ve demokrasiden yana tavrımızı sürdüreceğimizi,

· Eleştirel ve muhalif düşünceleri, akademik çalışmaları, politik ve sendikal faaliyetleri nedeniyle baskıyla ve hukuksuzlukla karşı karşıya kalan tüm üniversite bileşenlerinin yanında olduğumuzu duyuruyor, üniversiteleri üniversite olmaktan çıkaran her türlü politika karşısında kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz!

EK 1‘i görmek için tıklayınız.

EK 2‘yi görmek için tıklayınız. 

Ek 2‘nin İngilizce metnini görmek için tıklayınız. 

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu