2025-2026 eğitim-öğretim yılı, bugün çalacak son zille birlikte yerini yaz tatiline bırakmaya hazırlanıyor. Ancak Türkiye eğitim sistemi, ne yazık ki arkasında kronikleşen, yapısal hale gelen ve acil çözüm bekleyen köklü sorunların gölgesini bırakmaktadır. Bugün burada; okullarımızın ticari birer pazar alanına dönüştürüldüğü, bilimsellikten ve laiklikten uzaklaşıldığı, çocuk yoksulluğunun ve güvencesizliğin derinleştiği bu karanlık tabloyu tüm çıplaklığıyla kamuoyuyla paylaşmak için bir aradayız.
Eğitim Sen olarak hazırladığımız yıl sonu raporu eğitim sistemindeki çürümeyi gösteren acı gerçekleri ortaya koymaktadır. Bugün ülkemizde yaklaşık 16 milyon 906 bin öğrencimiz örgün eğitimdedir. Ancak okulların mülkiyet yapısına baktığımızda kamusal eğitimin nasıl adım adım tasfiye edildiğini görüyoruz:
- Ülke genelindeki toplam 74 bin 40 okulun 14 bin 700’ü, yani neredeyse her 4 okuldan biri özel okul statüsündedir.
- 2002 yılında özel öğretimin payı sadece %1,9 iken bugün bu oran %8’e ulaşarak 4 katından fazla artmıştır. Devlet, eğitim yatırımlarından kademeli olarak çekilerek velileri özel okullara adeta mecbur bırakmaktadır.
- Yaş grupları büyüdükçe okullaşma oranları hızla düşmektedir. İlkokulda okullaşma %95,43 iken lise düzeyinde bu oran %82,85’e gerilemektedir. Yaklaşık 954 bin 777 gencimiz ise örgün eğitim sisteminin tamamen dışına itilerek açık öğretime hapsedilmiştir.
OKUL ÖNCESİNDE DİNSELLEŞME KARŞISINDA LAİK EĞİTİM TEHDİT ALTINDA
Eğitimin en hassas basamağı olan okul öncesi eğitimde laiklik karşıtı hamleler ivme kazanmıştır. MEB istatistiklerinde “Toplum Temelli Kurumlar” adı altında gizlenen ve çoğunluğunu Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı sıbyan mekteplerinin oluşturduğu dini eğitim kurumlarının sayısı 6 bin 459’a yükselmiştir. Bu kurumlardaki çocuk sayısı sadece bir yıl içinde %33 artarak 163 bin 26’ya ulaşmıştır. 4-6 yaş grubundaki sabilerimiz, bilimin ve pedagojinin dışındaki tekçi inanç referanslı yapılara teslim edilmektedir.
OKULLARDA ÇEDES VE İDEOLOJİK KUŞATMA: LAİKLİK KARŞITI UYGULAMALAR
Siyasi iktidar, okulları birer bilim yuvası olmaktan çıkarıp kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda tek din-tek mezhep eksenli birer laboratuvara dönüştürmek istemektedir.
- Millî Eğitim Bakanlığı; Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve derneklerle bugüne kadar 672 resmi iş birliği protokolü imzalamıştır. “Ülkü Ocakları” başta olmak üzere, bu yapıların birçoğunun ismi kamuoyundan ısrarla gizlenmektedir.
- ÇEDES ve benzeri projelerle imamlar, vaizler okullara “Manevi Danışman” sıfatıyla entegre edilmiştir. Pedagojik formasyonu olmayan kişiler sınıf ortamlarına sokularak rehberlik (PDR) uzmanları geri plana itilmektedir.
- “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı verilen yeni müfredat, evrensel bilimsel gerçekleri dışlayan, laikliği bir engel olarak gören ve sorgulamayan uysal nesiller yetiştirmeyi amaçlayan bir toplumsal mühendislik projesidir. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü bütçesinin 4 yılda 9,2 kat artırılarak 11,9 milyar TL’den 109,8 milyar TL’ye çıkarılması bu ideolojik tercihin en somut kanıtıdır.
OKULLARDA HİJYEN VE TEMİZLİK KRİZİ: ÇOCUKLARIMIZIN SAĞLIĞI TEHLİKEDE!
Bu eğitim döneminde okullardaki temizlik ve hijyen sorunları en yakıcı gündemlerimizden biri olmuştur. Bütçe ve kadro yetersizliği bahane edilerek okullara kadrolu temizlik personeli atanmamıştır. Bazı okullarda tek bir temizlik görevlisi dahi bulunmadığı için sınıflar öğretmenler ve çocuk kollarınca temizlenmek zorunda kalmıştır. Temizlik hizmetlerinin İŞKUR’un TYP veya İUP gibi 9 aylık geçici, güvencesiz programlarına ihale edilmesi, çocuklarımızın sağlığını açıkça tehdit etmektedir.
ÇOCUK YOKSULLUĞU VE OKULLARDA AÇLIK SINIRI
Türkiye, çocuk yoksulluğunda maalesef alarm vermektedir. OECD verilerine göre ülkemizde her 4-5 çocuktan biri ailesinin yoksulluğu nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. TÜİK verilerinde ise ciddi maddi yoksunluk çeken çocukların oranı %30’un üzerindedir. Okul kantinleri birer ticari işletmeye dönüştüğü için parası olmayan evlatlarımız kantin kapısından içeri girememektedir. Açlık çeken bir zihnin derse odaklanması fiziksel olarak imkansızdır! Sermayeye teşvik aktaran devlet, her öğrenciye ayrım gözetmeksizin “Okulda Bir Öğün Ücretsiz Sağlıklı Yemek ve Temiz Su” hakkını derhal sağlamakla yükümlüdür.
MESEM ELİYLE DEVLET DESTEKLİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİ VE CİNAYETLERİ
Milli Eğitim Bakanlığı, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) uygulamalarıyla çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştırmış ve kurumsallaştırmıştır. Ağır ekonomik darboğaz altındaki yoksul ailelerin çocukları “beceri eğitimi” kılıfı altında sermayeye ucuz iş gücü olarak sunulmaktadır. Çocuklarımız “çırak” ve “stajyer” adı altında fabrikalarda sömürülürken yaşam haklarından olmaktadır. Sadece 2025 yılında en az 94 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir; 2026’nın ilk altı ayında ise şimdiden 23 çocuk işçimizi kaybettik! Bu bir eğitim modeli değil, çocuk emeği sömürü düzenidir.
EN TEMEL İNSAN HAKKI: ANADİLİNDE EĞİTİM
Eğitim hakkı, sadece fiziksel binalara erişimle sınırlı teknik bir süreç değildir; bireyin kendi kültürel varlığını ve tarihsel köklerini koruyabilmesidir.
- Mevcut tekçi ve asimilasyoncu sistem, Türkçe dışındaki dilleri eğitim sürecinden tamamen dışlayarak çocukların zihinsel ve duygusal gelişimini engellemektedir.
- Farklı kimliklerin ve dillerin eğitim sisteminde yer bulması bir lütuf değil, anayasal güvence altına alınması gereken evrensel bir insan hakkıdır.
- Bilimsel, laik ve kamusal bir eğitim, ancak anadilinde eğitim hakkıyla bütünleştiğinde gerçek anlamda demokratik bir nitelik kazanacaktır. Bu haktan mahrum bırakılan çocuklarımız, eğitim sisteminde telafisi güç bir adaletsizlikle karşı karşıya kalmaktadır.
OKULLARDA HİJYEN VE TEMİZLİK KRİZİ: ÇOCUKLARIN SAĞLIĞI TEHLİKEDE!
Bu eğitim döneminde okullardaki temizlik ve hijyen sorunları en yakıcı gündemlerimizden biri olmuştur. Bütçe ve kadro yetersizliği bahane edilerek okullara kadrolu temizlik personeli atanmamıştır. Bazı okullarda tek bir temizlik görevlisi dahi bulunmadığı için sınıflar öğretmenler ve çocuk kollarınca temizlenmek zorunda kalmıştır. Temizlik hizmetlerinin İŞKUR’un TYP veya İUP gibi 9 aylık geçici, güvencesiz programlarına ihale edilmesi, çocuklarımızın sağlığını açıkça tehdit etmektedir.
ÇOCUK YOKSULLUĞU VE OKULLARDA AÇLIK SINIRI
Türkiye, çocuk yoksulluğunda maalesef alarm vermektedir. OECD verilerine göre ülkemizde her 4-5 çocuktan biri ailesinin yoksulluğu nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. TÜİK verilerinde ise ciddi maddi yoksunluk çeken çocukların oranı %30’un üzerindedir. Okul kantinleri birer ticari işletmeye dönüştüğü için parası olmayan evlatlarımız kantin kapısından içeri girememektedir. Açlık çeken bir zihnin derse odaklanması fiziksel olarak imkansızdır! Sermayeye teşvik aktaran devlet, her öğrenciye ayrım gözetmeksizin “Okulda Bir Öğün Ücretsiz Sağlıklı Yemek ve Temiz Su” hakkını derhal sağlamakla yükümlüdür.
MESEM ELİYLE DEVLET DESTEKLİ ÇOCUK İŞÇİLİĞİ VE CİNAYETLERİ
Millî Eğitim Bakanlığı, MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) uygulamalarıyla çocuk işçiliğini devlet eliyle meşrulaştırmış ve kurumsallaştırmıştır. Ağır ekonomik darboğaz altındaki yoksul ailelerin çocukları “beceri eğitimi” kılıfı altında sermayeye ucuz iş gücü olarak sunulmaktadır. Çocuklarımız “çırak” ve “stajyer” adı altında fabrikalarda sömürülürken yaşam haklarından olmaktadır. Sadece 2025 yılında en az 94 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir; 2026’nın ilk altı ayında ise şimdiden 23 çocuk işçi yaşamını yitirmiştir. Bu bir eğitim modeli değil, çocuk emeği sömürü düzenidir.
OKULLARDA ŞİDDET SARMALI VE EĞİTİMİN GÜVENCESİZLEŞMESİ
Okullarımız artık güvenli limanlar olmaktan çıkmıştır. İstanbul’da katledilen öğretmenimiz Fatma Nur Çelik’in ardından Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan silahlı saldırılar canımızı yakmaya devam etmektedir. 40-50 kişilik kalabalık sınıflar, elenmeye dayalı sınav stresi ve öğretmenin sistematik olarak değersizleştirilmesi şiddeti körüklemektedir. Çözüm okulları polisle doldurarak “hapishane modeline” dönüştürmek değil; PDR uzmanlarının ve sosyal hizmet uzmanlarının koordineli çalıştığı, pedagojik ve sosyal bir kalkan oluşturmaktır.
Öte yandan, öğretmenlik mesleği dikey olarak bölünmüş; kadrolu, sözleşmeli ve ücretli gibi güvencesiz istihdam modelleriyle sömürü derinleştirilmiştir. Bugün devlet okullarında 64 bin 509 sözleşmeli öğretmen güvencesiz çalıştırılmakta ve bu güvencesizliği kabul etmek zorunda kalanların 3’te 2’sini kadın meslektaşlarımız oluşturmaktadır. “Ders başı ücret” mantığıyla asgari ücretin bile altında çalıştırılan ücretli öğretmenlik ise adeta mevsimlik işçiliğe dönüştürülmüştür.
Sistemdeki bu çok boyutlu çöküş ve yapısal kriz karşısında Eğitim Sen olarak taleplerimizi açık ve net bir biçimde siyasi iktidarın ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Raporumuzun sunduğu gerçekler ışığında acil taleplerimiz şunlardır:
- Eğitimin Dinselleştirilmesine ve Protokollere Son Verilsin: ÇEDES projesi başta olmak üzere okulları tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi haline getiren tüm iş birliği protokolleri koşulsuz olarak iptal edilmelidir. Eğitim alanı ile inanç alanı birbirine karıştırılmamalı, okullardaki “manevi danışman” uygulamalarına derhal son verilmelidir.
- “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” Derhal Geri Çekilsin: Bilimsel gerçekleri müfredat dışına iten, laikliği dışlayan ve eğitimi dogmalarla kuşatan bu toplumsal mühendislik projesi iptal edilmelidir. Eğitim müfredatı; tüm toplumun, sendikaların ve bilim çevrelerinin katılımıyla laik, bilimsel ve demokratik bir zeminde yeniden hazırlanmalıdır.
- Anadilinde Eğitim Hakkı Anayasal Güvenceye Alınsın: Türkçe dışındaki dilleri dışlayan tekçi ve asimilasyoncu anlayıştan vazgeçilmelidir. Çocukların pedagojik, zihinsel ve duygusal gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalı, her çocuğun kendi anadilinde eğitim alma hakkı evrensel bir insan hakkı olarak yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
- MESEM Uygulamaları Derhal Durdurulsun: Çocuk işçiliğini devlet eliyle yasallaştıran, evlatlarımızı sermayeye ucuz iş gücü olarak sunarken canından eden MESEM sömürüsü son bulmalıdır. Mesleki eğitim patronlara kaynak aktarımı için değil; öğrencilerin bilimsel bilgi, çağdaş beceri ve özgür bireyler olarak yetişmesini sağlayacak şekilde pedagojik temelde yeniden yapılandırılmalıdır.
- “Okulda Bir Öğün Ücretsiz Yemek ve Temiz Su” Sağlansın: Çocuk yoksulluğunun tavan yaptığı bu dönemde bütçe kaynakları sermaye sahiplerine teşvik olarak değil, doğrudan öğrencilerimize bütçe mantığıyla kamusal okullara aktarılmalıdır. Her kademedeki öğrenciye, hiçbir ayrım gözetmeksizin ücretsiz, nitelikli ve sağlıklı yemek ile temiz içme suyu devlet eliyle sağlanmalıdır.
- Okullarda Kadrolu ve Güvenceli Temizlik Personeli İstihdam Edilsin: Okulların hijyenini ve çocuklarımızın sağlığını İŞKUR’un TYP veya İUP gibi geçici, taşeron ve güvencesiz programlarına terk eden anlayış iflas etmiştir. Her okulun fiziki yapısına ve ihtiyacına uygun sayıda kadrolu ve güvenceli yardımcı personel istihdamı ivedilikle yapılmalıdır.
- Mülakat Kaldırılsın, Tam Güvenceli ve Kadrolu İstihdam Sağlansın: Liyakati yok eden, siyasi sadakati esas alan mülakat ve “Milli Eğitim Akademisi” gibi yeni eleme dayatmaları derhal kaldırılmalıdır. Eğitimde hiyerarşi ve bölünme yaratan sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli; tüm öğretmenler kadrolu ve güvenceli istihdam edilerek “Eşit işe eşit ücret ve eşit haklar” ilkesi hayata geçirilmelidir.
- Okul Güvenliğinde “Pedagojik Kalkan” Modeli Esas Alınsın: Okulları birer “hapishane modeline” dönüştüren polisiye tedbirler veya cezaların artırılması yerine; şiddeti doğuran duygusal ve sosyal süreçleri yönetecek bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir. Okullardaki Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) uzmanı ile Sosyal Hizmet uzmanı sayısı kapsamlı risk analizlerine göre artırılmalı ve koordineli çalışmaları sağlanmalıdır.
Eğitim, siyasi iktidarların kendi ideolojik ihtiyaçlarına göre şekillendireceği bir deneme tahtası, piyasanın kâr odaklı dinamiklerine terk edilecek bir ticarethane değildir.
Eğitim Sen olarak; çocukların ve gençlerin eşit, özgür, nitelikli bir eğitim alabilmesi; tüm eğitim emekçilerinin güvenceli, insanca koşullarda çalışabilmesi için meydanlarda, sokaklarda ve okullarda örgütlü mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.
“2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu” raporunun tamamı için tıklayınız.












