Üniversitenin Paralı Olması, İş Güvencesinin Yok Edilmesi Programı Dünya Bankası Patentlidir!

Göreve geldiği gün, “yasakları kaldıracağı, özgürlüklerden yana olduğu” yönünde açıklamalarda bulunan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, esas olarak yüksek öğretim sisteminin kamusal boyutunu tasfiye etmenin önündeki engelleri “yasak” olarak gördüğünü günden güne ortaya koymaktadır.

Onursal başkanlığını ABD`nin Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson`un yaptığı Fulbright Vakfı`nın 2004 yılından bu yana başkan yardımcılığı görevini de yürüten YÖK Başkanı Özcan, 7 Ocak 2008 günü Gaziantep`te yaptığı açıklama ile üniversiteler için “küçük Amerika hayali”ni bir kere daha dile getirmiştir. “Üniversiteleri paralı yapalım, ihtiyacı olan herkese burs verelim. Öğrenciler parayı sonra geri ödesin” diyen Özcan, Dünya Bankası tarafından Türkiye`ye önerilen ve uluslar arası finans kuruluşlarının ve içerideki bağlaşıklarının görüşlerini yansıtan açıklamalarıyla, karşı karşıya olduğumuz planı bir kere daha açığa vurmuştur. Gerek YÖK tarafından açıklanan Yükseköğretim Strateji Belgesi`nde gerekse 9. Kalkınma Planı`nda ifade edilen görüşlerin uzantısı olan bu açıklamaların arkasında da Dünya Bankası bulunmaktadır. Hayal YÖK Başkanı`nın hayali değil, sermaye çevrelerinin ve temsilci kurumlarının hayalidir. YÖK Başkanı`na ise bunları seslendirmek düşmektedir.

Öte yandan, yüksek öğretim sisteminin paralı hale getirilmesi ve öğrenciye kredi verilmesi yöntemi ile, her yıl kontenjan açığı sorunu yaşayan özel üniversitelere öğrencilerin yönlendirilmesinin ve bu üniversitelerin gelirlerinin devlet eliyle arttırılmasının da hedeflendiği görülmektedir. YÖK Başkanı`nın açıklamalarından anlaşılacağı üzere amaç, sadece kamu üniversitelerinde paralı eğitimi hakim kılmak değil, aynı zamanda devlet kaynaklarını özel üniversitelere aktarmak ve esas olarak da bu üniversiteleri özendirmek ve çoğaltmaktır.

Bu noktada Dünya Bankası`nın adının özellikle anılması gerekmektedir. Zira YÖK Başkanı Özcan`ın açıklamalarının tümünün arkasında Haziran 2007`de Dünya Bankası tarafından yayınlanan “Türkiye-Yüksek Öğretim Politikaları İncelemesi, Türkiye`de Yüksek Öğretim İçin Stratejik Yönelimler” başlıklı 42 sayfalık rapor ve bu rapordaki öneriler yer almaktadır. Dünya Bankası tarafından bu raporda Türkiye`ye “piyasa merkezli” ABD modeli önerilmektedir; nitekim YÖK Başkanı Özcan da hayalinin ABD modeli olduğunu ifade etmektedir.

Dünya Bankası raporu, Türkiye için yükseköğretimin finansmanı noktasında kamunun rolünün azaltılmasının ve öğrencilere kredi verilerek bu ücretin mezun olduktan sonra kendilerinden tahsis edilmesinin en uygun çözüm olduğunu belirtmekte, YÖK Başkanı da aynı modeli önermektedir. Yine Dünya Bankası raporunda Türkiye`ye “piyasa temelli yükseköğretim sistemi” önerilmekte ve özerklik, şeffaflık gibi neoliberal kavramlarla üniversitelerin hem finansman hem de yönetim anlamında piyasa dostu olmasının arzulandığı belirtilmektedir.

Dünya Bankası Raporu`nda yer alan seçkinci yaklaşım, YÖK Başkanı`nın ifadeleriyle örtüşmektedir. YÖK Başkanı`nın açıklamalarının kaynağında, uluslar arası finans çevrelerinin çıkarlarını temsil eden Dünya Bankası`nın önerileriyle TÜSİAD`ın ve TOBB`un talepleri vardır. Dünya Bankası raporunda paralı eğitim şu seçkinci yaklaşımla meşrulaştırılmak istenmektedir: “Üniversite mezunlarının geliri, lise mezunlarından fazladır. Dolayısıyla yükseköğretimde finansman maliyetleri, hükümetlerle öğrenciler arasında paylaşılmalıdır. Bu sayede öğrenciler eğitimlerini daha da ciddiye alır ve eğitimleri için para ödediklerinde eğitimlerini daha çabuk tamamlama arayışına girerler.” Yükseköğretimde kamusal finansmanı ortadan kaldırmak isteyenlerin dayandıkları sakat mantık burada saklıdır. Zira her alanda olduğu gibi eğitim alanında da piyasalaştırmanın diğer adı, “kamu-özel işbirliği“dir. Söz konusu yöntem, bizim de üyesi olduğumuz Eğitim Enternasyoneli gibi uluslar arası emek örgütleri tarafından “gizli özelleştirme” olarak adlandırılmaktadır.

Bu noktada söz konusu planın üç ayaklı olduğu da gözlerden kaçmamaktır. Sermaye çevreleri, üniversitelerin kendileri için gerekli işgücünü üreten ve sermayenin AR-GE faaliyetlerini üstlenen bir yüksek öğretim tasarımını dayatmaktadır. Bu noktada saldırının birinci ayağı eğitimin içeriğine dönüktür. Bilimsel faaliyetler, sermayenin karlılığına hizmet edip etmediğine bakılarak değerlendirilmek istenmektedir. Bilimin öğrenciler, öğretim üyeleri ve geniş toplum kesimleri açısından oynadığı toplumsal işlevlerin tümü, bu sistemle birlikte küçük bir azınlığın servetine servet katması için feda edilmek istenmektedir.

İkinci tehdit, finansmana ilişkindir. Yerleştirilmek istenen sistemde artık üniversite eğitimi tamamen bir ayrıcalık haline getirilmekte ve masrafların parası olan öğrenciler ya da bu parayı mezun olduktan sonra ödeyebilecek öğrenciler tarafından karşılanması amaçlanmaktadır. Sermaye yanlısı bu yaklaşım bir yandan devlet kaynaklarının özel üniversitelerin payını arttırmak adına belirli kurumlara yönlendirilmesi, diğer yandansa zenginlerle yoksullar arasındaki eşitsizliklerin eğitim aracılığıyla daha da derinleştirilmesi amacına hizmet etmektedir.

Karşı karşıya olduğumuz üçüncü tehdit, iş güvenliğine ilişkindir. Halihazırda üniversite öğretim üyelerinin performans ve kalite güvence sistemleri ile kıskaç altına alındığı ve araştırma görevlilerinin de artan oranda güvencesiz çalıştırıldıkları ortadadır. YÖK Başkanı`nın açıklamaları daha ziyade paralı üniversite yaklaşımıyla odağa alınmıştır. Oysa Özcan, hayalindeki modelde araştırma görevlilerine ilişkin de yıkıcı bir pozisyon benimsemiştir. Yeni Başkan, araştırma görevliliğinin kadrolu, ücretli bir yapı olmaktan, yani bir istihdam biçimi olmaktan çıkarılıp, burslu öğrenci statüsüne dönüştürülmesini önermiştir. Bir yandan akademik çalışmalarını yürütürken diğer yandan akademik yaşamın gereği olmayan bir dizi işe koşturmak zorunda bırakılan, iş güvenceleri zaten tırpanlanmış araştırma görevlileri için önerilen bu sistem, karşı karşıya olduğumuz tehdit resmini tamamlamaktadır.

Tablo nettir; üniversiteleri piyasalaştırma, iş güvenliğini ortadan kaldırma programı Dünya Bankası patentlidir. Bu kesimlerin siyasal sözcüsü AKP ise üniversiteleri bir paket program eşliğinde gericileştirme ve ticarileştirme arayışındadır. Bir yandan da türban tartışmalarıyla üniversitelerde başlatılan piyasalaştırma operasyonunun üstü örtülmek istenmektedir.

Mevcut açıklamalar da göstermektedir ki, karşı karşıya olduğumuz tehdit, öğretim üyelerini, araştırma görevlilerini, öğrencileri, üniversite sınavına hazırlanan milyonları, onların ailelerini ilgilendiren son derece geniş kapsamlı bir programın ürünüdür. Ve onu püskürtmenin tek yolu, tehdide maruz kalanların birlikte hareket etmesidir.

Eğitim Sen, tehdidin ve kaynaklarının bilincindedir ve yüksek öğretim sisteminin piyasanın ve zenginlerin lehine olacak biçimde düzenlenmesi anlamına gelen ABD ilhamlı AKP kaynaklı tüm saldırılara karşı duruşu, halkın geniş kesimleri ile birlikte örgütleme ve saldırıyı püskürtme kararlılığında olduğunu bir kere daha bildirmektedir. Yükseköğretimin paralı hale getirilmesine, iş güvencemizin ortadan kaldırılmasına, eğitimin ticarileştirilmesine ve gericileştirilmesine karşı mücadelemizi her platformda sürdüreceğiz. Yoksulun hakkını AKP-Dünya Bankası koalisyonuna ezdirmeyeceğiz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu