Millî Eğitim Bakanlığı, yönetici görevlendirme sürecinde yeni bir aşamaya geçildiğini duyurarak, EKYS’de başarılı olan adayları bu kez Millî Eğitim Akademisi bünyesinde 64 saatlik bir eğitime ve ardından yeni bir değerlendirme sınavına tabi tutmaktadır.
Merkezi ve yazılı bir sınavda başarılı olmuş adayların yeniden sınava alınması, EKYS’nin belirleyiciliğini fiilen ortadan kaldırmakta; nesnel, şeffaf ve öngörülebilir bir görevlendirme sistemi yerine idarenin müdahale alanını genişleten yeni bir eleme mekanizması yaratmaktadır. Sınırları belirsiz, öznel değerlendirmelere açık ve idareye geniş takdir yetkisi tanıyan bu “eğitim ve değerlendirme” süreci, mülakat sisteminin farklı bir ad altında yeniden devreye sokulmasından başka bir anlam taşımamaktadır.
Millî Eğitim Akademisi, 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile “öğretmenlik mesleğinde niteliği artırmak” ve “kurum kültürünü yerleştirmek” iddiasıyla kurulmuştur. Ancak Akademi; öğretmen yetiştirme sistemini ve eğitim fakültelerinin işlevini zayıflatan, öğretmenlik mesleğinin profesyonel özerkliğini aşındıran, eğitim emekçilerinin bilgi, deneyim ve birikimini merkezi denetime tabi kılan yeni bir vesayet mekanizması olarak kurgulanmıştır.
Akademi bünyesinde verilen eğitimler, pedagojik ve yönetsel bir zenginlik sunmaktan çok, Bakanlığın politikalarıyla uyumlu bir yönetici profili oluşturmayı amaçlamaktadır. Katılımcı yönetim anlayışı, demokratik okul iklimi oluşturma, farklı görüşleri gözetme ve okulun tüm bileşenlerini karar süreçlerine katma gibi yöneticiliğin temel gerekleri geri plana itilmekte; bunların yerini Bakanlığın politika belgelerini benimseme ve idari sadakati kanıtlama ölçütleri almaktadır.
Eğitim içeriklerinin merkezine “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin yerleştirilmesi, yöneticilerde aranan temel niteliğin pedagojik yetkinlik, yönetsel beceri ve demokratik yönetim anlayışı değil, iktidarın eğitim politikalarına uyum olduğunu göstermektedir. Böylece adayların bilimsel, laik, demokratik ve katılımcı bir yönetim vizyonuna sahip olup olmadığı değil, merkezi ideolojiyi ne ölçüde benimsediği belirleyici hâle getirilmektedir.
Bu yönüyle Akademi’nin işlevi, eğitim sistemini bilimsel, demokratik ve özerk bir yapıya kavuşturmak değil; merkezi yönetimin denetimini okulların en uç birimlerine kadar genişletmek ve eğitim emekçileri üzerinde disipliner bir baskı mekanizması kurmaktır. Bakanlığın bu süreci bir “yetiştirme programı” olarak sunması, uygulamanın mesleki gelişimden çok ideolojik bir süzgeç niteliği taşıdığı gerçeğini gizlememektedir.
Sürecin ekonomik yükünün de adayların üzerine bırakılması ayrıca kabul edilemezdir. Konaklama, ulaşım ve diğer zorunlu giderlerin adaylar tarafından karşılanması, yönetici adayları arasında ekonomik koşullardan kaynaklanan yeni eşitsizlikler yaratmaktadır.
Eğitim yöneticiliği, ideolojik uyumun ve idari sadakatin sınandığı bir disiplin süreci değil; katılımcı, demokratik, laik, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışını esas alan bir yönetim sorumluluğudur.
Eğitim Sen olarak, eğitim yöneticilerinin merkezi, nesnel, adil, şeffaf ve denetlenebilir bir yöntemle belirlenmesini savunuyoruz. Eğitim yöneticileri; siyasi referanslara, ideolojik uyum ölçütlerine ya da “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne bağlılığa göre değil; mesleki deneyim, yönetsel yeterlilik, demokratik okul anlayışı ve liyakat temelinde belirlenmelidir.
Eğitim emekçilerinin emeğini, birikimini ve geleceğini yok sayan bu sınav ve eleme kıskacını kabul etmiyoruz. Nesnel, demokratik ve liyakate dayalı bir yönetici görevlendirme sistemi kuruluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.











