Akademik-Bilimsel Özerkliğe, Öğretim Elemanlarının İfade Özgürlükleri ve Özlük Haklarına Tehdit Niteliğindeki Torba Kanun’un 26. Maddesi Geri Çekilmelidir!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) 2 Temmuz 2026 günü sunulan Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 14 Temmuz 2026 günü TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda kabul edilerek Genel Kurul’a iletilmiştir.

Siyasi iktidar, bir meşrulaştırma yöntemi olarak sıklıkla kullandığı “torba” niteliğindeki kanun teklifinin vitrinine on binlerce öğrencinin ve ailelerinin beklenti içinde olduğu öğrenci affı düzenlemesini yerleştirmiş; öğrenci affı düzenlemesinin gölgesine ise çalışma rejiminde, öğretim elemanlarının statüsünde, yükseköğretimde ve uzmanlık eğitiminde hâlihazırda yaşanan sorunları derinleştirecek maddeler eklemiştir.

Türk Tabipleri Birliği ile Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın da aralarında olduğu emek-meslek örgütleri, yanı sıra demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler, kanun teklifinin yaratacağı sorunlara dikkat çekerek, teklifin Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere uygun bir biçimde yeniden ele alınması gerektiğini belirtmiştir.

Kanun teklifinin 26. maddesi, akademik-bilimsel özerklik ile öğretim elemanlarının ifade özgürlükleri ve özlük hakları için büyük bir tehdit niteliğindedir. Düzenleme ile 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun üçüncü maddesinin ikinci fıkrasına “yükseköğretim kurumlarında çalışacak öğretim elemanları” ibaresinin eklenmesi öngörülmektedir. Böylece devlet veya vakıf üniversitesi fark etmeksizin tüm yükseköğretim kurumlarında çalışacak öğretim elemanları hakkında arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapılmasının, olağanüstü hal rejiminin bir unsuru olarak fişleme uygulamasının akademik alana genişletilmesinin önü açılmaktadır.

Hatırlatmak isteriz:

2016 yılındaki olağanüstü hâl ilanından sonra yayımlanan 676 sayılı kanun hükmünde kararname ile 657 sayılı kanunun 48. maddesine eklenen bir cümle ile güvenlik soruşturması istisnasız tüm kamu görevlileri için zorunluluk haline getirilmiş, 2018 tarihinde yayımlanan 7070 sayılı kanun ile söz konusu uygulama bir olağanüstü dönem tedbiri olmaktan çıkarılarak kamu görevine ilk defa ve yeniden atanacaklar yönünden uygulanmaya başlamıştır.

Ne var ki Anayasa Mahkemesi, bir bireysel başvuruyu sonuca bağladığı 27 Şubat 2019 tarihli kararında; Güvenlik Soruşturması Yönetmeliği’ni Anayasa’ya aykırı bularak ihlal kararı vermiş, 657 sayılı kanuna yapılan ek düzenlemeyi de iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararında; kişisel verilerin toplanmasında, tutulmasında ve kullanımında idareye tanınan takdir yetkisinin aşırı geniş olmasının, ayrıca keyfiliğe karşı yeterli kanuni güvence içermemesinin Anayasa’ya aykırı olduğunun altını çizmiştir.

Bu uygulama, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında tespit ettiği hukuka aykırılıklar giderilmeksizin, 2021 tarihli 7315 sayılı kanun ile yeniden hayata geçirilmiştir. Dahası, 2024 yılında Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nda yapılan düzenleme ile öğretmenleri de kapsayacak biçimde genişletilmiştir.

Bir kez daha vurguluyoruz:

Güvenlik soruşturması, istisnai bir uygulamadır. Uygulama alanı, gizlilik dereceli birimler ile istihbarat ve milli savunma gibi güvenlik açısından stratejik alanlardır.

Tarihsel işlevi eleştirel bilgi üretmek olan üniversitenin/akademinin bu uygulama alanları arasına dahil edilmesi çelişkili olduğu gibi; siyasi iktidarın eleştiriyi bir güvenlik sorunu olarak gören yaklaşımı da düşünüldüğünde, öncelikle akademik-bilimsel özerkliğe açık bir tehdit niteliğindedir.

Öte yandan akademik-bilimsel özerklik ancak öğretim elemanlarının akademik-bilimsel özgürlük alanlarının tanınmasıyla mümkündür. Anayasa’nın 130. maddesi “Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler” hükmü ile bu hakkı güvence altına almıştır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da akademik özgürlüğün ifade özgürlüğünü kapsadığının altını çizmiş; milli güvenlik gibi meşru amaçlarla temel haklara müdahale yolunu, hukuki güvenlik ilkesini sağlayan açık ve öngörülebilir bir kanuna dayanma, demokratik bir toplumda gerekli olması ve ulaşılmak istenen amaç bakımından elverişli, gerekli ve ölçülü olma şartlarına bağlamıştır.

“Güvenlik riski” gerekçesiyle öğretim elemanlarının temel hak ve özgürlüklerini askıya alan; yanı sıra geleceğin öğretim elemanlarının düşünsel seyirlerini, akademik yönelimlerini, toplumsal konumlanmalarını belli bir kalıba sokmayı hedefleyen düzenleme, öğretim elemanlarının ifade özgürlüklerine ve özlük haklarına açık bir tehdit niteliğindedir.

Sonuç olarak:

Temel hak ve özgürlüklere müdahale niteliği taşıyan, fişlemeyi akademiye genişleterek kurumsallaştıran, Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçelerinde aradığı hukuki güvencelerin hiçbirini taşımayan, idarenin takdir yetkisini sınırsızca genişleten, keyfi ve kötü niyetli uygulamalara alan açan ve tüm bu sebeplerle hem Anayasa hem de Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olan 26. madde, kanun teklifinden çıkarılmalıdır.

Üniversitenin-akademinin tüm bileşenlerini, toplumsal muhalefet öznelerini ve demokratik kamuoyunu duyarlı olmaya, tepki göstermeye ve mücadele ortaklığına çağırıyoruz.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen)

Türk Tabipleri Birliği (TTB)

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu