Çocukluktan Vazgeçen Bu Yasa Teklifini Kabul Etmiyoruz!

AKP’nin gündeme getirdiği suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin tüm maddeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu’nda, 22 Temmuz’da kabul edildi. Bu düzenleme çocuklara dönük koruyucu ve önleyici politikalar geliştirmek yerine çocukları cezalandırmayı esas alan güvenlikçi anlayışın yeni bir örneğidir. Teklif, çocuk adalet sisteminin temel ilkelerini zayıflatmakta, çocuğun üstün yararını geri plana itmekte ve sosyal devletin koruma yükümlülüğünü daha ağır cezalarla ikame etmektedir.

Suç üreten yoksulluk, eşitsizlik, eğitimden kopuş, çocukların işçileştirilmesi gerçekliği, ihmal, istismar, bağımlılık ve şiddet gibi toplumsal sorunların hiçbirine çözüm üretmeyen iktidar, ortaya çıkan sonuçları çocukları daha fazla cezalandırarak ortadan kaldırabileceğini düşünmektedir. Oysa bir çocuğun ağır bir suçla ilişkilendiği noktaya gelmesi, devletin çok daha önce yerine getirmediği koruyucu ve önleyici politikalar geliştirme, eğitim, sağlık ve sosyal destek sorumluluklarının sonucudur.

Bugün Türkiye’de milyonlarca çocuk yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşamaktadır. İşçileştirilen çocuklar çoğalmakta, eğitimden kopuş artmakta, MESEM uygulamalarıyla çocuk emeği ucuz iş gücü olarak kullanılmakta, okullarda ücretsiz yemek, temiz su, rehberlik ve psikososyal destek gibi en temel ihtiyaçlar dahi karşılanmamaktadır. Devlet yoksulluk, istismar, şiddet ve sömürü karşısında çocuklara dönük koruyucu ve önleyici politikalar geliştirmezken onları ancak adli sistemin içine girdiklerinde görünür hâle getirmektedir.

Teklifin en tehlikeli düzenlemelerinden biri, hâkime 15-18 yaş arasındaki çocuklar hakkında yaş küçüklüğü indirimini uygulamama yetkisi vermesidir. Böylece çocukların belirli suçlarda yetişkinlerle aynı ceza rejimine tabi tutulmasının, hatta müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya bırakılmasının önü açılmaktadır. 12-15 yaş arasındaki çocuklara ise bir üst yaş grubunun ceza rejiminin uygulanabilmesi öngörülmektedir. Çocuk olmanın sağladığı hukuki koruma, kategorik bir hak olmaktan çıkarılmakta ve hâkimin takdirine bırakılmaktadır.

Bu düzenleme çocuk gelişimine ilişkin bilimsel gerçeklerle açıkça çelişmektedir. Ergenlik döneminde dürtü kontrolü, sonuçları değerlendirme, gelecek planlaması yapma ve sosyal baskılara direnme becerileri henüz gelişimini tamamlamamıştır. Bu nedenle çocukların karar verme süreçleri yetişkinlerle aynı kabul edilemez. Ceza tehdidinin caydırıcı olabilmesi için gereken bilişsel kapasite, tam da çocukluk ve ergenlik döneminde gelişmekte olan kapasitedir. Ceza sürelerini artırmak çocukları suçtan uzaklaştırmamakta, tam tersine kapalı kurumlarda daha fazla şiddet, zorbalık ve suç ağıyla karşılaşmalarına neden olmaktadır.

Bilimsel araştırmalar, suçun önlenmesinde cezanın ağırlığından ziyade; sosyal destek, eğitime erişim ve erken müdahalenin etkili olduğunu göstermektedir. Çocukların yetişkin ceza rejimine tabi tutulduğu uygulamalar, şiddeti ve suç üretme riskini azaltmak yerine artırmaktadır. Bu nedenle yaş küçüklüğü hükümlerinin hâkim takdirine bırakılması bilimsel temelden yoksun olduğu kadar hukuki öngörülebilirliği, hukuk güvenliğini de ortadan kaldıracaktır. Benzer durumda olan çocuklara farklı mahkemelerce farklı cezalar verilebilecek, kamuoyu baskısı ve siyasal iklim yargı kararları üzerinde belirleyici hâle gelebilecektir.

Teklif, çocukların cezalarının doğrudan eğitim evlerinde başlamasını da engellemekte; kapalı ceza infaz kurumlarını esas hâline getirmektedir. Eğitim evine geçişin “iyi hâl” değerlendirmesine bağlanması, çocukların eğitim ve gelişim hakkını bir hak olmaktan çıkarıp ödüle dönüştürmektedir. Oysa çocuk adalet sisteminin amacı çocuğu kapatmak ve cezalandırmak değil; onu korumak, iyileştirmek, eğitimle yeniden buluşturmak ve toplumsal yaşama güvenli biçimde katılmasını sağlamaktır.

Çocukların tutulduğu ceza infaz kurumlarındaki mevcut tablo, çocukların hapsedilmesinin bir çözüm olmadığını açık biçimde göstermektedir. Kapasitesinin çok üzerinde çocuk tutulan kurumlarda eğitim, sağlık ve psikososyal destek hizmetleri yetersizdir. Bağımlılık öyküsü bulunan çocuklar tedaviye erişememekte, koğuşlarda zorbalık ve şiddet yaygınlaşmakta, çocuklar yetişkin hapishanelerine sevk edilecekleri günü beklemektedir. Çocukları hapsetmek, çözüm değildir; aksine suçla, şiddetle ve istismarla daha yoğun biçimde karşı karşıya bırakmaktadır.

Teklifte bakım yükümlülüğünü yerine getirmeyen ebeveynlere yönelik cezaların artırılması da yoksulluğu ve bakım krizini bireysel ahlak sorunu olarak gören yaklaşımın sonucudur. Yoksulluk nedeniyle çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılayamayan aileyi cezalandırmak, yoksul aileyi ikinci kez cezalandırmaktır. Ailenin ekonomik ve sosyal olarak desteklenmesi gerekirken, ceza tehdidiyle daha da güçsüzleştirilmesi çocukların karşı karşıya oldukları risklerin büyümesine yol açacaktır.

Bugün sorulması gereken soru, çocuklara neden daha ağır cezalar verilmediği değildir. Neden çocukların yoksulluk içinde yaşamasına göz yumulmaktadır? İşçileştirilen çocuklar sorunu neden çözülmemektedir? Okullarda neden yeterli sayıda rehber öğretmen, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı bulunmamaktadır? Bağımlılıkla mücadele, neden kamusal bir sağlık politikası olarak ele alınmamaktadır? Çocuklar neden okulda eğitim görmek yerine, MESEM adı altında işyerlerinde çalıştırılmaktadır?

Suç üreten toplumsal gerçeklik değiştirilmeden cezaların ağırlaştırılması ve daha fazla çocuğun hapsedilmesi çözüm değildir. Bu teklif gerçekten çocukların üstün yararını düşünseydi; çocuk yoksulluğuna, eğitimden kopuşuna, çocukların işçileştirilmesine, bağımlılığa ve istismara karşı güçlü kamusal politikalar içerirdi.

Eğitim Sen olarak açıkça ifade ediyoruz: Çocukların ihtiyacı daha fazla hapishane değil, daha fazla okul ve daha güçlü sosyal hizmetlerdir. Çocukların ihtiyacı daha ağır cezalar değil, bilimsel, nitelikli ve parasız eğitimdir. Çocukların ihtiyacı baskı ve hapsedilme değil; güvenli yaşam koşulları, sağlıklı beslenme, temiz suya erişim, barınma, psikososyal destek ve geleceğe güvenle bakabilecekleri eşit ve özgür bir toplumsal düzendir.

Kanun teklifi geri çekilmeli; çocuk adalet sistemine ilişkin düzenlemeler, çocuk hakları alanında çalışan uzmanların, sendikaların, meslek örgütlerinin ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla, çocuğun üstün yararı doğrultusunda yeniden hazırlanmalıdır. Asgari ceza sorumluluğu yaşı en az 14’e çıkarılmalı, yaş küçüklüğü hükümleri hâkimin takdirine bırakılmamalıdır. Çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılması ancak son çare olarak uygulanmalı; çocuk eğitim evine geçiş, iyi hâl değerlendirmesine değil, çocuğun eğitim, gelişim ve iyileşme ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.

Çocuk adalet sistemi, cezalandırıcı değil onarıcı bir anlayışla yeniden kurulmalıdır. Okullarda sosyal hizmet programları hayata geçirilmeli; rehber öğretmen, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı sayısı yeterli düzeye çıkarılmalıdır. Her okulda çocuklara bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanmalı, işçileştirilen çocukların sömürü mekânları olan MESEM uygulamasına son verilmelidir.

Bağımlılık, ceza hukukunun değil kamusal sağlık hizmetlerinin konusu olarak ele alınmalı; ceza infaz kurumlarında bulunan çocukların tedaviye erişim ve sağlık hakkı güvence altına alınmalıdır. Tahliye edilen çocuklar için barınma, eğitime dönüş ve psikososyal desteği kapsayan uzun süreli izleme ve destek programları oluşturulmalıdır.

Çocuklara dönük koruyucu ve önleyici politikalar geliştirmenin yolu cezaları ağırlaştırmaktan değil; yoksulluğu, eşitsizliği, ayrımcılığı, işçileştirilen çocuk gerçeğine son vermeyi, eğitimden kopuşu ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Suç üreten toplumsal gerçeklik değiştirilmeden çocukları cezalandırmak, devletin kendi sorumluluğunu çocukların omuzlarına yüklemesidir.

Çocuklar cezalandırılması ve hapsedilmesi gereken kişiler değil; koruyucu ve önleyici politikalar geliştirerek eğitimle buluşturulması ve sosyal desteklerle güçlendirilmesi gereken bireylerdir.

Çocukluktan vazgeçen ve çocukları yetişkin ceza sistemine yaklaştıran bu düzenlemeyi kabul etmiyoruz.

Eğitim Sen olarak çocukların üstün yararını esas alan; kamusal, eşitlikçi, hak temelli ve demokratik bir çocuk politikası için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu