Üniversite Yönetimlerinde Kadınlara Yer Yok

Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer`in “Rektörlük Seçimleri ve Üniversite Yönetimlerinin Cinsiyet Kompozisyonu`na İlişkin Basın Açıklaması:

Türkiye`de kamu üniversitelerindeki kadın öğretim üyelerinin oranı %39`dur. Bu oranın kimi Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika`dakinden daha yüksek olduğu dile getirilmekte ve ülkemizdeki üniversitelerin cinsiyet kompozisyonun onlara göre daha eşitlikçi olduğu vurgulanmaktadır. Bu bir ölçüde doğru olmakla birlikte, üniversitelerimizdeki cinsiyet kompozisyonunun eşitlikçi olduğunu söylemek güçtür. Nitekim üniversitelerdeki akademik yönetsel hiyerarşiye bakıldığında %39`luk göreli eşit tablonun kadınların aleyhine belirgin bir şekilde bozulduğu görülmektedir.

Eğitim Sen rektörlük seçimlerinin yapılmakta olduğu bir dönemde bu soruna dikkat çekmek amacıyla bölgelere ve kentlerin gelişmişlik düzeyine göre seçtiği 16 kamu üniversitesinin yönetim hiyerarşisini araştırdı. Araştırma, üniversitelerdeki yönetsel kadroların ezici çoğunluğunun erkeklerce doldurulduğunu göstermiştir.

Araştırmanın Kapsamı

İnceleme Kapsamındaki Üniversiteler:

1- Ankara Üniversitesi/Ankara

2- Gazi Üniversitesi/Ankara

3-Boğaziçi Üniversitesi/İstanbul

4- İstanbul Üniversitesi/İstanbul

5- Ege Üniversitesi/İzmir

6- 9 Eylül Üniversitesi/İzmir

7- 19 Mayıs Üniversitesi/Samsun

8- Karadeniz Teknik Üniversitesi/Trabzon

9- Atatürk Üniversitesi/ Erzurum

10- 100. Yıl Üniversitesi/ Van

11- Dicle Üniversitesi/ Diyarbakır

12- Mersin Üniversitesi/ Mersin

13- Muğla Üniversitesi/Muğla

14- Celal Bayar Üniversitesi/ Manisa

15- Trakya Üniversitesi/ Tekirdağ

16- Selçuk Üniversitesi/ Konya

İnceleme Kapsamındaki Kadrolar:

1- Rektör

2- Rektör Yardımcısı

3- Dekan

4- Dekan Yardımcısı

5- Enstitü Müdürü

6- Bölüm Başkanı

Araştırma Sonuçlarına Göre;

Araştırma kapsamında yer alan 16 üniversitedeki toplam 1201 yöneticinin   %78`1`i erkek, %21.9`u kadındır.

Bu personelin yönetim görevleri ve cinsiyetlerine göre dağılımı aşağıdaki gibidir:

Rektör

Erkek:  %93.8

Kadın:  %6.2

Rektör yardımcısı

Erkek: %88.7

Kadın: 11.3

Dekan

Erkek %86.3

Kadın: 13.7

Dekan Yardımcısı

Erkek: %72.4

Kadın:  27.6

Enstitü Müdürü:

Erkek: %83.1

Kadın: 16.9

Bölüm Başkanı:

Erkek: %77.3

Kadın: %22.7

Zaten az olan kadın oranının yönetim hiyerarşisinin tepesine doğru daha da azaldığı görülmektedir. Başka bir ifade ile en üst düzeydeki yönetsel organlar daha çok erkekler tarafından işgal edilmekte, daha aşağılara inildikçe kadınlara kısmen yer açılabilmektedir. 16 üniversitede yönetim hiyerarşisinin en üstünde yer alan rektörlükteki kadın oranının %6.2 iken, rektör yardımcılığında %11.3, dekanlıkta % 13.7, dekan yardımcılığında ise 27.6 oranında kadın bulunması bunun bariz bir göstergesidir.

Üniversite Yönetimlerindeki Cinsiyet Kompozisyonunun Kentlere Göre Dağılımı

Araştırma sonuçları üç büyük kentteki üniversitelerin yönetimindeki cinsiyet kompozisyonu ile diğer 10 kentteki cinsiyet kompozisyonu arasında kayda değer bir fark olduğunu göstermektedir. Buna göre 3 büyük kentteki toplam 6 üniversitenin yönetiminde yer alanların %71.3 erkek, %28.7 kadın iken Ankara, İstanbul ve İzmir dışındaki kentlerdeki üniversite yöneticilerinin %82.9`u erkek olup kadınların oranı sadece 17.1`de kalmaktadır.

Yönetsel kademedeki akademik personelin cinsiyet kompozisyonu açısından en belirgin bir şekilde farklılık gösteren Üniversite Boğaziçi Üniversitesidir. Bunun nedeni sadece rektörünün kadın olmasından kaynaklanmamaktadır. Boğaziçi Üniversitesinin yönetsel kademelerde yer alan personelinin %51`ni kadınlar %49`unu ise erkekler oluşturmaktadır.

Ankara`da Ankara Üniversitesi ile Gazi Üniversitesi arasında da bu açıdan bir fark olduğu gözlenmektedir. Elde edilen sayısal verilere göre Ankara Üniversitesinde yönetsel kademelerde bulunan akademik personelin %72.5 erkeklerden ve %27.5`i kadınlardan oluşurken Gazi Üniversitesinde kadınların oranı daha da düşmektedir. Gazi Üniversitesindeki oranlar sırasıyla %78.6 erkek ve %21.4 kadındır.

Rektörlük Seçimleri ve Cinsiyet Kompozisyonu

Bu veriler ışığında yapılmakta olan son rektörlük seçimlerine bakıldığında, kadınlar lehine olumlu gelişmeler olduğu izlenimi uyanmaktadır. Bilindiği gibi ülkemizdeki kamu üniversitelerinin sadece ikisinin, ikisi de İstanbul`da bulunan Boğaziçi ve Marmara Üniversitelerinin rektörleri kadındır (%3.7). Son yapılan rektörlük seçimlerinde ise 15 üniversiteden çıkan toplam 103 rektör adayının 8`inin kadınlardan oluştuğu görülmektedir. Başka bir ifade ile adayların %7.9`unu kadınlar oluşturmaktadır.

Şu anda 4 kadın aday diğer adayları geride bırakarak ilk sıraya yerleşmiş bulunmaktadır. Bunlar Kocaeli Üniversitesi, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Tokat Gaziosman Paşa Üniversitesi ile Balıkesir Üniversitesindeki adaylardır. Dört kadın aday arasında en yüksek oyu Kocaeli Üniversitesindeki aday almıştır. İlk sıra adaylarının yanı sıra Manisa Celal Bayar Üniversitesinde de ikinci sırada bir kadın aday yer almaktadır. Önceki yıllarda kadın aday sayısının daha az olduğu ve ilk sırada hiç yer almadıkları düşünüldüğünde bu durumun bir gelişme olduğu sonucu çıkartılabilir.

Rektörlük seçimlerinin düzenleyen 2547 sayılı yasa, üniversite yönetimlerinin özgürce ve daha demokratik bir şekilde oluşması önündeki en önemli engellerdendir. Dolayısıyla halihazırda sürmekte olan rektörlük seçimlerinin başta üniversite bileşenlerinin katılımı ve temsiliyeti konusu olmak üzere eleştiriye açık bir çok yönü bulunmaktadır. Buna karşın önceki yıllara göre kadın adayların artmış olmasının bu seçimlerin olumlu yönlerinden birisini oluşturduğu belirtilebilir.

Eğitim Sen`in 16 üniversitedeki yönetsel düzeydeki akademik personel üzerine yaptığı cinsiyet araştırması, üniversite yönetimlerinde kadınların yer almasının ne denli güç olduğunu çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Üniversitelerin cinsiyet kompozisyonunun daha eşitlikçi bir şekilde oluşması için çok kapsamlı bir cinsiyet eşitliği stratejisinin hayata geçirilmesi gerektiği açıktır. Kadınların üniversitelerdeki yönetsel kademelerde erkeklere göre çok daha az yer alıyor olmaları, toplumda, çalışma hayatında, aile içinde ve aslında yaşamın her alanında var olan cinsiyet eşitsizliğinin dolaysız yansımasından başka bir şey değildir. Bu açıdan üniversitelerdeki cinsiyet kompozisyonunun değişiminin ancak toplumsal bir dönüşümle birlikte gerçekleşmesi mümkün olabilir. Öte yandan üniversitelerin cinsiyetler açısından daha eşitlikçi ve demokratik bir yapıya kavuşmasının, söz konusu toplumsal dönüşümü hızlandıracağı da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir husustur.

Bu nedenle rektörlük seçimlerinin, yönetsel düzeydeki kadın akademisyen oranının az da olsa arttıracak olmasının yanı sıra, üniversitelerin yönetim kademelerindeki cinsiyet eşitsizliğini yeniden kamuoyunun gündemine getirerek bu konuda duyarlılık oluşturacak olması da olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu