Türkiye İnsan Hakları Alanında Tarihin En Karanlık Dönemini Yaşıyor!

102

Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişinin 71. yılı kutlanırken, Türkiye en temel insan hak ve özgürlükleri konusunda ülke tarihinin en karanlık günlerini yaşamaktadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin yıl dönümünde, insan hak ve özgürlükleri açısından bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de ciddi bir geriye gidiş yaşanmaktadır.

Türkiye, Evrensel Bildirgeyi kabul edilişinden bir yıl sonra metni imzalamasına rağmen, bildirgede yer alan temel hak ve özgürlükler sadece metin üzerinde kalmıştır. OHAL sonrasında yaşanan hukuksuz ihraçlar ve açığa almalar, düşünce, ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğünün fiilen ortadan kaldırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin keyfi olarak yasaklanması, sendikal eylemlerin engellenmesi ve suç kapsamına alma girişimleri gibi geniş bir alanda yaşanan hak ihlalleri nedeniyle, Türkiye tarihinin insan hakları alanında en karanlık dönemi yaşanmaktadır.

15 Temmuz 2016 sonrasında ilan edilen olağanüstü hal ve art arda çıkarılan KHK’lerin de etkisiyle karanlık bir insan hakları tablosu ortaya çıkarken, KHK’ler sonucu farklı boyutlarda yaşanan ağır hak ihlalleri sürmektedir. KHK’ler ile hukuksuz bir şekilde 140 bini aşkın kamu görevlisi savunmaları bile alınmadan işten atılmış, hiçbir yerde çalışma hakkı tanınmamış, sosyal haklarına ve mülklerine el koyulmuş, keyfi olarak gözaltına alınmış, tutuklanmış, işkence görmüş, her türlü hukuki koruma ve savunma haklarından yoksun bırakılmıştır. İktidarın kendisini mahkemelerin yerine koyarak ihraç edilen ya da açığa alınan kamu görevlileri için ‘bir daha geri dönmemek üzere kamu görevinden çıkarma’ kararı vermesi, işletilmeyen bir hukuk süreci üzerinden ihraç edilenlerin ‘çalışma hakkı’ ve ‘yaşam hakkı’ idari ve siyasi tasarruflarla ellerinden alındığını göstermiş, İnsan Hakları Evrensel bildirgesine konu olan pek çok konuda ciddi hak ihlalleri yaşanmıştır.

Türkiye’de iktidarın kendisi için tehdit olduğu herkesi hedef haline getirmesinden başta muhalif siyasetçiler olmak üzere, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar ve emek örgütü temsilcileri nasibini almaktadır. İktidarın yasama ve yürütmenin ardından yargıyı da denetimi altına almış olması, iktidarı eleştirenlerin yargı kıskacına alınmasına neden olmaktadır. Uzun bir süredir iktidarın baskıcı ve anti demokratik politika ve uygulamalarına karşı çıkan tüm kişi ve kurumlar, kimi zaman açık açık hedef gösterilerek, kimi zaman da ‘bağımsız ve tarafsız’ olduğu iddia edilen yargı kıskacına alınarak sindirilmek istenmektedir. Gazeteciler, bilim insanları, aralarında üye ve yöneticilerimizin de olduğu sendikacılar şafak vaktinde evleri basılarak gözaltına alınmakta, resmi olarak kaldırıldığı iddia edilen OHAL koşulları fiilen sürdürülmektedir.

Siyasi iktidarın yıllar içinde adım adım yarattığı ‘yeni rejim’in baskıcı politikaları, kadınların ve çocukların daha çok şiddet görmesine ve şiddete karşı daha savunmasız bırakılmasına neden olmayı sürdürmektedir. Kadınların yaşam hakkı ve çalışma hakkı başta olmak üzere, eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerine yönelik baskı ve tehditlerin azalmak bir yana gözle görülür bir şekilde artmıştır. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismar vakaları artmaya devam etmektedir.

Türkiye’nin insan hakları karnesi tarihte hiç olmadığı kadar karanlık hale gelmiş durumdadır. Yasal olarak kalkmasına rağmen fiilen sürdürülen ve OHAL dönemini aratmayan olağanüstü yönetim anlayışının yansıması olarak hukuksuz bir şekilde belediyelere kayyum atanması, sendikal faaliyetlerin engellenmesi, demokratik eylemlerin suç sayılması, bizzat iktidar eliyle toplumun belli kesimlerine yönelik hukuk dışı adımlar eşliğinde açık bir ‘siyasal infaz’ haline gelmiş ya da getirilmiştir. İktidar gibi düşünmeyen, tüm kişi ve kurumlara yönelik olarak hayata geçirilen hak ihlalleri belirgin bir şekilde artmıştır.

Bir ülkede insan hak ve özgürlükleri ile ilgili yasaların, kuralların olması, temel hak ve özgürlüklerin yasalarda yazılı olması tek başına yeterli değildir. Yasalara ya da kurallara uyulması ve onların çizdiği sınırlar içinde hareket edilmesi başta iktidar olmak üzere, herkesin öncelikli sorumluluğu olmak zorundadır.

Eğitim Sen olarak, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle, dünyada ve Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin son bulması için toplumun tüm kesimlerini haklarına, özgürlüklerine ve geleceklerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu