Genel Başkanımız Alaaddin Dinçer`in “ÖSS`ye Yeni Düzen Verilirken Dikkat Edilmesi Gerekenler” Başlıklı Açıklaması
MEB Talim Terbiye Kurulu`nun ÖSYM ile görüş alış verişi yaparak hazırladığı ve üniversiteye giriş sisteminde köklü değişiklikler öngören son taslak kamuoyuna sunuldu. Üniversite kapısını tek bir büyük sınava endeksleyen sisteme alternatif olarak sunulan taslağın ÖSS`yi aşamalı olarak kaldırmayı hedeflediği dile getiriliyor. ÖSS`nin aşamalı olarak kaldırılması gerektiği açıktır ancak söz konusu taslağın kimi düzenlemeleri, sınav sorununu çözmekten ziyade yeni sorunlara yol açabilecek niteliktedir.
MEB`in hazırladığı son taslağa göre 10,11, ve 12 sınıflarda, yıl sonunda yapılacak performans sınavları gerçekleştirilerek bu sınavlardan alınacak puan, ağırlıklı orta öğretim başarı puanı yerine kullanılacak. Sınavlarda, beden eğitimi, müzik, resim dersleri hariç, işlenen tüm derslerden soru çıkacak. Merkezi yıl sonu sınavı iki güne yayılacak. Hangi dersten kaç soru çıkacağı o ders saatinin ortalama altıyla çarpılması esasına göre belirlenecek.
Meslek liseliler için ise ayrı bir test daha hazırlanacak. Yeni sistemde, meslek lisesi öğrencileri bölümleriyle ilgili üniversite tercihi yaparsa, farklı katsayı uygulamasıyla karşılaşmayacak. Elektrik bölümünde okuyan öğrenci, elektrik mühendisliğinde okuyabilecek. Meslek liseliler 9. sınıf hariç, her yıl sonunda o yıl işledikleri derslerden sınava girecek. Bu sınavlara ek olarak ayrıca bu okul türlerine özgü ek test hazırlanacak. Öğrenci bu testte gösterdiği performansa göre kendi alanına yönelik fakültelere gitme şansı yakalayacak. Meslek lisesi öğrencileri kendi okudukları alanla ilgili nitelikli sorular çözerek, diğer lise öğrencileriyle eşitlenecek.
Yeni sistem, öne sürüldüğü gibi ÖSS`yi kaldırmıyor. 10, 11 ve 12. sınıflarda yıl sonunda yapılacak olgunluk sınavına girecek öğrenciler, lise sonda ÖSS`ye de gerecekler. Olgunluk sınavında alınan puanların 25`i ÖSS puanına eklenerek yerleştirme yapılacak.
Taslaktan anlaşılan o ki, öğrencilerin geleceğinin tek bir sınava endekslenmesi doğru bulunmamakta ve dört yıllık başarı durumlarının da buna eklenmesi gereği duyulmaktadır. Öğrencilerin kaderlerinin üç saatlik tek bir sınava bağlanması elbette kabul edilemez. Bu açıdan taslağın çıkış noktası olumlu değerlendirilebilir. Buna karşın bulunan tek çözümün, sınav sayısını dörde çıkarmak olması, çözümsüzlükte ısrardan başka anlama gelmemektedir.
Sınav maratonuna yenileri ekleniyor
Türkiye`de eğitim sistemi, ilköğretimden başlayarak üniversite sonrasına kadar, kelimenin tam anlamıyla sınav merkezli hale gelmiştir. Eğitim sistemimiz, öğrencileri eğitmek, onların çok yönlü olarak gelişmelerini sağlamak yerine OKS, ÖSS gibi sınavlara hazırlayan bir yapıya bürünmüştür. İlköğretimden başlayan sınav sisteminin nihai noktasının üniversiteye giriş sınavları oluşturmaktadır. İlk öğretimden başlayarak üniversiteye kadar, sürekli olarak yapılan sınavlara endekslenmiş bir eğitim sisteminin nitelikli olması mümkün değildir.
Bu açıdan yeni taslağa bakıldığında mevcut sınav maratonuna yenilerinin eklendiği görülmektedir. Yeni taslak sunulurken, son sınıf stresinin biteceği, gençlerin istikbalinin üç saatlik sınavla belirlenmesine son verileceği dile getiriliyor. Ancak ÖSS sınavının aşamalı olarak kaldırılması planlanan taslak, bunun yerine üç yeni sınav getirmektedir. Bunun anlamı sınav maratonuna üç yenisinin eklenmesi ve sınav sayısının dörde çıkmasıdır. OKS sınavı da göz önüne alındığında, çocuklar öğrencilik yaşamları boyunca her yıl sınav stresi yaşayacaklar.
Tek sınavı kaldırırken yerine üç yeni sınav koyma mantığı, üniversite kapısındaki birikmeye ve eğitimin sınav endeksli olmasına nihai olarak çözüm getiremez. Üniversiteye girişte, esas ölçüt sınav değil, öğrencilerin derslerde gösterdikleri performans olmalıdır. Amaç gerçekten de dile getirildiği gibi, üniversiteye girişte ÖSS sınavının ağırlığını azaltmak ise yeni sınavlara gerek yoktur. Bunun yerine öğrencilerin orta öğretim başarı puanlarından hazırlanan katsayının ağırlığının arttırılması yeterli olacaktır. Öte yandan orta öğretim mezunu öğrencilerin üniversite kapılarındaki yığılmaları, sınav sisteminin şu ya da bu şekilde yeniden düzenlenmesi ile değil, orta öğretim sisteminin yeniden düzenlenmesi ile önlenebilir.
Eğitim Sen bu konudaki önerilerini çeşitli kereler kamuoyu ile paylaşmış ve çok amaçlı okulların ön açıcı olacağını dile getirmiştir. Orta öğretim düzeyi çok amaçlı liselerden oluşmalı ve mevcut meslek liseleri çok amaçlı okullara dönüştürülmelidir. Çok amaçlı liselerden mezun olan öğrencilerin yüksek öğretime geçişleri sınavsız olmalıdır.
Yeni Sistem Dershaneleri İhya Edecek
Taslağın 10, 11 ve 12. sınıf sonlarında yapılmasını öngördüğü sınav, mevcut düzenlemeye göre sadece son sınıf öğrencilerinin ve velilerinin maruz bırakıldıkları dershane zorunluluğunu, üç yıla yaymasına yol açacaktır. Sınav stresi üç yıla yayılırken, 10. sınıftan itibaren dershane zorunluluğu duyulmaya başlanacaktır. Böylece OKS sınavları da göz önüne alındığında çocukların tüm öğrenciliklerinin sınav stresi ve dershane külfeti altında geçeceği sonucu çıkmaktadır. Özel dershaneciliğin şu an bile ulaştığı hasıla göz önüne alındığında yeni sınav sistemi ile özel dershaneciliğin eğitim sistemi üzerinde tam bir kangrene dönüşeceğini ön görmek zor olmayacaktır.
Öğrencilere yapılması planlanan sınavlar bilgiyi değil yetenek ve becerilerini ölçmeyi hedeflediği taktirde bu sorunu kısmen bertaraf etmek mümkün olabilir. Sınavlar bilgiyi ölçtüğü sürece dershaneleri aradan çıkarmak söz konusu olamaz.
Taslağın Gizli Ajandası İmam Hatipler mi?
AKP hükümeti iktidara geldiği günden itibaren, kendi seçmen tabanına söz vermiş olduğu gibi İmam Hatip mezunlarının, kendi alanları dışındaki üniversite bölümlerine girmelerini güçleştiren katsayı uygulamasına son verecek düzenlemeler gerçekleştirmeye çalıştı. Kamuoyuna sunulan son taslak, Milli Eğitim Şurasında sunulan taslağa çok yakındır. Hatırlanacağı üzere, şurada öne sürülen taslağın ana hedefi İmam Hatip mezunlarının katsayı sorununu pay pas etmekti. Şu anki taslağın Milli Eğitim Şurasında sunulanla benzerliği, yeni taslağın İmam Hatiplilerin önünü açmak amacıyla hazırlandığı kuşkusuna yol açmaktadır.
Orta öğretim mezunlarının üniversitelere yerleştirilmeleri sorunu, ülkemizde her yıl sayıları bir milyonu aşan öğrenciyi ve onların ailelerini yakından ilgilendirmektedir. Böylesine geniş bir kesimi ve öğrencilerimizin geleceğini etkileyen bir sorunu ve çözümünü, imam hatip mezunlarının katsayı sorununu aşmak için yapılan düzenlemelere alet etmeye çalışmak kabul edilebilir bir tutum değildir.
Sonuç Olarak;
Eğitim sistemimiz çocukları eğitmemekte, sadece sınavlara hazırlamaktadır. Dolayısıyla öncelikli olarak yapılması gereken, öğrencilerimizi sınav cenderesinden kurtarmaktır. İlköğretimden itibaren üniversiteye kadar yapılan sınavlarda çocuklarımız ve gençlerimiz resmen yarıştırılmakta, birbirleriyle rekabet etmeleri istenmektedir. Öğrencileri birbiriyle rekabete iten bu sistem yerine düşünen, yazan, analiz ve sentez yapan, öğrencileri geliştiren, çok yönlü bilgi ve beceri kazandırıcı, nitelikli bir eğitim anlayışı benimsenmesi zorunludur.
Her yıl milyonlarca insanı etkileyen üniversiteye giriş sorunu, “imam hatipliler” gibi gizli ajandalar içermeden, gerçekçi bir şekilde çözülmeye çalışılmalıdır. Bu konuda uzmanların, akademisyenlerin, sendikamızın, ilgili diğer sendika ve toplum örgütlerinin geliştirdiği öneriler dikkate alınmalı; yeni düzenleme tüm bu kesimlerle diyalog halinde gerçekleştirilmelidir.









