Okullarda Yaşanan Şiddet Asayiş ve Denetim Odaklı Değil, Pedagojik Yaklaşımla Çözülmelidir!

Okullarda artan şiddet olayları, öğrenci ve öğretmenleri hedef alan saldırılar, artık teknik bir asayiş sorunu olmaktan çıkmıştır. Bu durum eğitim sistemini ciddi anlamda tehdit ederken, okullarda can güvenliğini ortadan kaldıran tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.

Eğitim Sen olarak “Şiddetsiz Okul Deklarasyonu” ile kamuoyuna açıkladığımız pedagojik ve demokratik tedbirler MEB tarafından görmezden gelinmekte, Bakanlık bu hayati soruna karşı ağırlıklı olarak “asayiş ve denetim odaklı” bir anlayışla yaklaşmayı tercih etmektedir.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bugün yaptığı basın toplantısında okullarda şiddeti önlemek iddiasıyla 7 maddelik bir “tedbir paketi” açıklamıştır. Bakanlığın “yapay zekâ destekli izleme” ve öğrencilerin sosyal medya hesaplarının izlenmesi anlamına gelen “siber devriye” gibi teknik yöntemlerle okulları birer gözetim merkezine dönüştürme çabası, eğitim sisteminin asıl sorunlarını maskelemekte ve sorunun kaynağını göz ardı etmektedir.

Bu sistemler, okulları öğrenciler için birer sosyalleşme alanı olmaktan çıkarıp, şiddeti önlemek yerine okulları birer gözetim merkezine dönüştürme riski taşımaktadır. Güvenli bir eğitim ortamı, her köşesi kameralarla izlenen binalarda değil; öğrencinin kendisini var edebildiği demokratik alanlarda mümkündür.

MEB’in açıkladığı bakanlıklar arası veri entegrasyonu ve suça yönelim analizleri, öğrenciyi potansiyel bir “suç öznesi” olarak gören tehlikeli bir yaklaşımdır. Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği gereği rehberlik hizmetlerinde gizlilik esastır. Öğrenciye ait bireysel ve psikolojik bilgiler ancak öğrencinin üstün yararı gözetilerek, sınırlı ve gerekçeli durumlarda paylaşılabilir. Aynı şekilde Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında bu veriler “özel nitelikli kişisel veri” olarak değerlendirilmekte olup, açık rıza veya açık bir hukuki zorunluluk olmaksızın paylaşımı ciddi sorumluluk doğuracaktır.

MEB’in öne sürdüğü teknolojik gözetimin, şiddeti doğuran duygusal ve sosyal süreçleri yönetmek yerine sadece baskılayıcı bir işlev göreceği açıktır. Oysa teknoloji, okulu bir gözetim merkezine dönüştürmek için değil; rehberlik hizmetlerinin, öğretmenlerin ve okul yönetiminin işini kolaylaştıran, onları zamanında ve doğru bilgiyle buluşturan bir yardımcı olarak konumlandırıldığında anlam kazanabilir.

Açıklanan tedbirler arasında, şiddetin yapısal kaynağı olan kalabalık sınıfların, yoksullaşmanın ve diğer sosyoekonomik sorunların yarattığı sorun alanlarına dair tek bir çözüm önerisinin bulunmaması dikkat çekicidir. Eğitim müfredatı, sadece akademik başarıya ve elemeye dayalı sınav stresine odaklanmayı bırakmalı; öfke kontrolü, çatışma çözümü, kültür, sanat ve spor etkinliklerini içerecek şekilde pedagojik olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Okullarda polis veya özel güvenlik personeli (bazı bölgelerde uzman çavuş, köy korucuları dâhil) görevlendirmek, okulun eğitim iklimine zarar verecektir. Çözüm, okulun idari dokusuyla uyumlu ve mutlaka pedagojik eğitim almış kadrolu personel istihdam edilmesinden geçmektedir. Okulun iç dinamiklerini yöneten rehberlik hizmetleri ile okulun dış dünyayla ve sosyal çevresiyle bağını kuran sosyal hizmet uzmanlarının istihdamı ve koordineli çalışması önemlidir. Bu şekilde her okul, öğrenciyi yapısal risklere karşı koruma altına alan güçlü bir “pedagojik ve sosyal kalkan” haline gelebilecektir.

Okullarda yaşanan şiddetin önüne gerçekten geçilmek isteniyorsa, atılacak her adımın odağında pedagoji olmalı, teknoloji ise ancak bu pedagojik hedefe hizmet ettiği ölçüde araçsallaştırılmalıdır. Bugün açıklanan pakette olduğu gibi teknolojiyi denetimin baş aktörüne dönüştürmek değil; anomali tespitinden rehberliğe yönlendirmeye, dijital ihbar sistemlerinden risk haritalarına kadar pek çok enstrüman, pedagojik etik ve gizlilik ilkeleri çerçevesinde yeniden tasarlanmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığı, okullarda yaşanan şiddetin önüne geçmek için eğitimin asli bileşenlerinin görüşü alınmadan tek taraflı tedbirler açıklamayı bırakmalıdır. Öğretmen sendikaları, rehberlik uzmanları, okul psikologları, veli dernekleri ve hatta öğrenci temsilcileri masada olmadan hazırlanan bir “tedbir paketi”nin sahada ne kadar karşılık bulacağı tartışmalıdır.

Okullarda şiddetin önlenmesi, ancak tüm bileşenlerin ortak aklı ve sürece dâhil edildiği katılımcı bir yaklaşımla mümkündür. Bugün açıklanan paketin, eğitimcilerin uzun süredir dile getirdiği sınıf mevcutları, yoksulluk, rehberlik hizmetlerinin yetersizliği gibi temel sorunları görmezden gelmesi, bu tek taraflılığın en somut göstergesidir. Ne yazık ki Bakanlık, şiddeti masa başında, öğretmen ve öğrencileri yok sayarak çözmeye çalıştıkça, her yeni “tedbir” mevcut sorunlara bir yenisini eklemekten öteye geçemeyecektir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu