Okullar Eğitim ve Yaşam Hakkına Yönelik Tehditlerin Gölgesinde Açıldı!

2015-2016 eğitim öğretim yılının ikinci yarısı, bölgede yaşanan çatışmalar, sokağa çıkma yasaklarının bir türlü sona ermemesi ve fiili sıkıyönetim uygulamalarının gölgesinde açılmaktadır. İçinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılının ilk yarısının çatışmaların ve silahların gölgesinde açılması, üstelik bu sürecin tüm yarıyıl boyunca sürdürülmesi, 120 bine yakın öğrencinin eğitim hakkının yaşanan çalışmalar nedeniyle fiilen engellenmesine, öğrencilerin telafisi mümkün olmayan travmalar yaşamasına neden olmuştur.

Türkiye tarihinde benzer bir örneğine daha önce hiç rastlanılmamış bir şekilde, aylardır ülkenin bir bölümünde yaşanan çatışmalar nedeniyle öğrenci ve öğretmenler can güvenliği endişesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Aylardır bölgede fiilen olağanüstü hal (OHAL) koşullarının yaşanması, eğitim öğretimi durma noktasına getirmiş, başta çocuklar ve öğretmenler olmak üzere, sivil halkın can ve mal güvenliği daha önce hiç olmadığı kadar büyük tehditlerle ve tehlikelerle karşı karşıya bırakılmıştır.

Eğitim öğretim yılının birinci yarıyılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın attığı telefon mesajı ile Cizre ve Silopi’de görev yapan öğretmenler “hizmet içi eğitim” bahanesiyle ilçeyi terk etmeye zorlanmış, ardından başlatılan operasyonlar ile her iki ilçe de adeta hayalet şehir haline dönüştürülmüştür. Benzer bir telefon mesajı Şırnak’ın İdil ilçesinde görev yapan 1200 öğretmene 6 Şubat 2016 Cumartesi gecesi gönderilmiştir.

İdil’de görevli öğretmenlere İstanbul’da düzenlenecek eğitim seminerine katılmaları için MEB tarafından SMS olarak gönderilen mesajda “08-12 Şubat 2016 tarihleri arasında İstanbul Ataşehir Zübeyde Hanım Hizmet İçi Eğitim Enstitüsü’nde düzenlenecek 2016000374 numaralı öğretmenlik uygulamaları seminerine katılmanız önem arz etmektedir. Bilgilerinize.” denilmiş, tıpkı Cizre ve Silopi’de olduğu gibi, öğretmenlerin ilçeyi terk etmesinin sağlanması, MEB’in eğitim öğretimi bölgede yapılması planlanan operasyonlara göre düzenlediğini, öğrencilerin eğitim hakkını ikinci plana attığını göstermektedir.

MEB’in “hizmet içi eğitim” bahanesiyle öğretmenleri ülkenin bir ucundan diğer ucuna gitmeye zorlaması, onları öğrencilerinden, ailelerinden ve çocuklarından zorla koparmasının hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Attığı her adımda eğitim sistemini içinden çıkılmaz hale getiren, öğrencileri, öğretmenleri ve velileri perişan eden MEB’in ne eğitim hakkına ne de yaşam hakkına en küçük bir saygısı olmadığını görmek için son birkaç ayda almış olduğu bu tür kararlara bakmak yeterlidir.

Geçtiğimiz yarıyıl boyunca bölgede yaşanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle yüz bini aşkın öğrencinin eğitim öğretim hakkının resmen gasp edilmesi, çok sayıda çocuğun ve sivil halkın hedef haline gelmesi ve hayatını kaybetmesi ile sonuçlanmıştır. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) verilerine göre, sokağa çıkma yasakları sırasında en az 1 milyon 377 bin kişi etkilenmiş, sağlık, eğitim ve yaşam hakkı ihlalleri yaşanmıştır.  16 Ağustos 2015’te ilan edilen ilk yasaktan 5 Şubat 2016 tarihine kadar 42’si çocuk, 31’i kadın, 30’u 60 yaş üstü en az 224 sivil öldürülmüştür.

Türkiye’nin de altına imza attığı Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 6. Maddesi her çocuğun yaşama hakkına sahip olduğunu ve devletin çocuğun yaşamını ve gelişimini güvence altına almakla yükümlü olduğunu belirtmesine rağmen, içinde bulunduğumuz dönem, çocuk ölümlerinin en yoğun yaşandığı dönem olarak tarihe geçmiştir.

Sokağa çıkma yasakları kapsamında Cizre’de 104 okulda öğrenim gören 41.127 öğrenci, Silopi’de ise 68 okulda öğrenim gören 39.128 öğrenci olmak üzere toplam 80.255 öğrenci ve 2.991 öğretmen bu süreçten olumsuz etkilenmiştir. Diyarbakır, Şırnak ve Mardin’de yaşanan çatışmalar nedeniyle okula gidemeyen öğrencileri de hesaba kattığımızda 120 bine yakın öğrencinin eğitim hakkının fiilen engellendiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Son olarak İdil’in de bu listeye eklenmesiyle birlikte binlerce öğretmen ile on binlerce öğrencinin daha eğitim hakkından mahrum bırakılacağını söylemek mümkündür.

MEB, okula gidemeyen öğrenciler için ‘telafi eğitimi yapılacak’ iddiasında bulunsa da öğrenci ve öğretmenlerin bu süreçte yaşadıkları ‘travma’yı telafi etmek mümkün değildir. Aylardır silahların, çatışma seslerinin ve patlayan bombaların altında yaşam mücadelesi verenlerin, özellikle de öğrencilerin yaşadığı psikolojik çöküntünün çocuklar üzerinde uzun yıllar sürecek izler bırakması kaçınılmazdır.

Askeri darbe dönemlerinde bile örneklerine rastlanmayan, 1990’lı yılları bile gölgede bırakan yoğun baskı ve şiddet ortamında, hem okulların çatışmaların hedefi haline getirilmesi, çok sayıda okul ve hastanenin yakılarak tahrip edilmesi nedeniyle eğitim ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere tüm kamu hizmetleri kesintiye uğramış, halkın günlük yaşamı pek çok açıdan alt üst olmuştur.

Öğrencilerin eğitim hakkına, sivil halkın yaşam hakkına yönelik her türlü saldırı ve şiddete derhal son verilmeli, çatışmalı süreç sona erdirilerek günlük yaşamın olağan hale getirilmesi sağlanmalıdır.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu