Okul Arazilerini Eğitime Katkı Adı Altında Özel Çıkara Tahsis Etmek Kabul Edilemez!

Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç`ın açıklaması:

Basında son günlerde yer alan haberlere göre Milli Eğitim Bakanlığı, şehir merkezlerinde “yüksek rant getiren” bölgelerin ortasında kalan okulları ve arazilerini satmaya hazırlanıyor. Bununla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı tarafından dün yapılan bir tekzip açıklamasında, söz konusu okullarda eğitim-öğretim faaliyeti olmadığı, bu okulların bulundukları bölgelerin yerleşim merkezlerinin dışında kaldıkları için satışa çıkarılacakları belirtiliyor.

Her şeyden önce bu konuda Eğitim Sen olarak iki itirazımızın bulunduğunu ifade etmeliyiz.

Birincisi, kamu kaynaklarının özelleştirmelerle talan edildiği, neoliberal politikalarla emekçilerin ücretlerinde yıldan yıla gerilemeye gidildiği ve zenginin daha fazla zenginleştiği, gelir uçurumunun arttığı, devletin sermaye birikiminin kolaylaştırıcısı rolüne büründüğü bir ortamda, kaynak yokmuş gibi, var olanları satarak kaynak yaratma mantığı kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Eğitim, Anayasa`da da ifade edildiği üzere temel bir haktır ve bu hakkın yükümlülüklerini yerine getirmek devletin görevidir. Oysa hükümetler, okul binalarının yapımı için artık “gönüllü kuruluşları”, ve velileri sürece dahil etmekte ve finansman sürecine katılmaya çağırmaktadır. Açıkçası, iç ve dış borç faizine 6 yılda 200 milyar dolardan fazla rant aktaranların, söz konusu olan okullar olduğunda kaynak yokluğundan dem vurarak haraç mezat eldeki varlıkları tasfiye etmeye çalışması epey manidardır. Bu program, yapıcı değil, yıkıcı bir programdır. Bu projenin, son yıllarda yürütülen özelleştirme çalışmalarında da görüldüğü üzere, kamu kaynaklarının çeşitli sermaye gruplarına bir bakıma hediye edilmesinden de, kentsel dönüşüm adı altında kent merkezinde kalan ve değerlenen arazilerdeki gecekonduları yıkarak el koyan mantığın derinleşmesinden de bir farkı yoktur.

Türkiye`deki mevcut okul ve derslik açığı, böylesine “kurnaz” ve “ucuz” yöntemlerle çözülemez. Bütçeden eğitime ve eğitim yatırımlarına ayrılan pay arttırılmadıkça bu tür yöntemlerin işe yaramayacağı açıktır. Şehir merkezlerindeki okulların satılması, yeni ve daha fazla sayıda okul yapımından çok, eğitim kurumlarının yerinde bir ticaret merkezinin yükselmesi ve yeni zenginlerin yaratılması anlamına gelecektir.

Belirtilmesi gereken ikinci itiraz noktası, Bakanlık tarafından verilen bilgilerle pratikte gelen bilgiler arasındaki uyuşmazlıktır. Bu durum, açık biçimde kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Örneğin Bakanlık tarafından dün yapılan açıklamaya göre, satılacak okul bina ve arazilerinde hiçbir şekilde eğitim-öğretime devam edilmemektedir. Oysa ki, İstanbul`daki Eğitim Sen şubeleri tarafından yürütülen küçük bir araştırma bile, bu durumun doğruluğu konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Örneğin, satılacak okullar listesinde yer alan Fatih Oruçgazi İlköğretim Okulu`na satış amacıyla müfettişler gitmiştir. Öğrenimin devam etmediği söylenen bu okula sadece önümüzdeki yıl için şimdiden 275 öğrencinin kayıt yaptırdığı ve halihazırda okulun öğrenci mevcudunun 1500`ün üzerinde olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Diğer yandan Gedikpaşa İlköğretim Okulu`nda 10 yıl önce aynı uygulamaya gidilmiş ve okul binası satılmıştır. Yeni okul yapılması bir yana, şu anda arazide bir otel inşaatı yükselmektedir.

Eğitim Sen olarak, var olan bu bilgilere göre Bakanlığın kamu vicdanını rahatlatacak daha kapsamlı bir çalışma ve açıklama yapmasını beklediğimizi ve eğitime ayrılacak kaynakların öğrencilerin içinde eğitim gördüğü okulların yeni zengin müteahhitlerin gözdesi olan arazilerin sözde eğitime katkı adı altında özel çıkara tahsis etmelerinin kabul edilemez olduğunu bir kere daha belirtiyoruz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu