Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Kamuoyunu Yanıltmaya Devam Ediyor!

17

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 29 Kasım günü yaptığı bir yazılı açıklama ile kamuoyunu yanıltmaya ve Eğitim Sen`i karalamaya dönük kampanyasını sürdürme kararlılığında olduğunu göstermiştir.

Bakan Çelik, öğretmenlere e-posta yoluyla gönderdiği bu açıklama ile Eğitim Sen`i ve savunduğu değerleri itibarsızlaştırmaya çalışmakta ve Eğitim Sen`le eğitim emekçileri arasına nifak sokmaya çalışmaktadır. Sayın Bakan bu konuda geç kalmıştır. Çünkü eğitim emekçileri, kendileri hakkında olumsuz düşüncelere sahip olan Milli Eğitim Bakanı`nın gerçek yüzünü çoktan görmüşlerdir, test etmişlerdir.

Sayın Bakan yaptığı açıklamada ısrarla öğretmenlerin 1800 saat çalışmalarının mümkün olmadığını ifade etmektedir. Ne yazık ki Sayın Bakan`a, ders saati ile çalışma saati arasındaki farkı hatırlatacak bir kadro iş başında değildir. Ya da Sayın Bakan bu farkı anlamak istememektedir. Anlaşılan Sayın Bakan kadrolaşmaya ayırdığı mesai nedeniyle, ders saati ile çalışma saati arasındaki farkı anlamaya vakit bulamamaktadır.

Eğitim Sen, bir öğretmenin yıllık toplam ders saatinin 1816 olmayacağının bilincindedir. Zaten yayınladığımız araştırmada toplam ders saati değil, toplam yasal çalışma saati ifade edilmiştir. Ancak Bakan, araştırmada toplam çalışma saati yazmasına rağmen, ısrarla toplam ders saatini dikkate almaktadır. Sayın Bakan, öğretmenlerin çalışmasından sadece derse girmeyi anlamaktadır. Oysa bizim dikkate aldığımız OECD araştırmasında öğretmenlerin çalışma saatleri ifadesiyle sadece okulda geçirilen zaman kastedilmemektedir. OECD, toplam yasal çalışma saatini hesaplarken şunları dikkate almıştır:

Ders saati

Ders için yapılan hazırlıklar

Öğrencilere danışmanlık

Ev ödevlerinin incelenmesi

Sınav kağıtlarının okunması

Mesleki gelişmeye ayrılan zaman

Velilerle görüşme

Personel toplantıları

Genel okul yükümlülüklerinin yerine getirilmesi

(Kaynak, OECD, Bir Bakışta Eğitim Araştırması, 2003, sayfa 388-389)

Bakan Çelik`in yaptığı yazılı açıklamada göze çarpan bir diğer yanlış bilgi de, ek ders ücretleri ile ilgilidir. Eğitim Sen`in yıllardır bu konuda verdiği mücadele bilinmektedir. Bizler bugüne kadar ek ders ücretlerinin arttırılması ve düzenli ödenmesi için her türlü çabayı gösterdik ve göstermeye devam edeceğiz. Eğitim emekçileri bu durumun farkındadır. Öyle ki, bu konuda alınan Kurum İdari Kurulları (KİK) kararları da ortadadır. Eğitim Sen bu kararların yerine getirilmesini sadece bu hükümetten talep etmiş değildir. Ancak Sayın Bakan yaptığı yazılı açıklama ile, ek ders ücretlerinin arttırılması yönündeki Başbakan`ın açıklamasının sendikaların baskıları sonucu değil, kendi gündemlerinde olduğu için gerçekleştirildiğinin altını çizmiştir. Elbette böyle olacaktır.Yasama ve yürütme yetkisini elinde bulunduran Hükümet, talepler sonucu bu uygulamaya gitmek zorunda kalmıştır. Ancak soruyoruz:

24 Kasım`da, “öğretmenler haftada sadece iki gün çalışıyorlar” diyerek öğretmenin bugün için aldığı maaşı bile çok gördüğünü ima eden bir bakanın, ek ders ücretlerinin arttırılması yönündeki kararı kendi iradelerine dayandırması, kendi gündemlerinin bir sonucu görmesi, ne kadar inandırıcıdır? Bu sorunun yanıtını da kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Bakan Çelik yaptığı açıklamada, “iş kolumuzdaki yetkili sendikanın Sayın Genel Başkanı beni telefonla arayarak Öğretmenler Günü`nden bir gün önce, benimle birlikte basının önüne çıkarak, hazırladığımız ek ders ücretiyle ilgili tasarının kendi çabaları sonucu hazırlandığı intibahını vermek istemiş ve bundan sendikası lehine bir sonuç çıkarmaya çalışmıştır. Ancak bu talep tarafımdan reddedilmiştir.” ifadelerine yer vermektedir. Sayın Bakan`ın kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye ve sendikamızı ve sendikamız şahsında da beni karalamaya dönük bu ifadeleri, gerçeği hiçbir şekilde yansıtmamaktadır. 23 Kasım`da bu görüşmeyi gerçekleştirdiğim doğru olmakla birlikte, ek ders ücretleriyle ilgili olarak bizim çabalarımızı bir günle sınırlamak ve bu yönde yıllardır verdiğimiz mücadeleyi bir kalemde silip atmak isteği taşıyan Sayın Bakan`ın, giderek ağır ithamlarda bulunduğu görülmektedir. Bu ithamlara gerek yoktur. Sayın Bakan, er geç gerçekleşecek şeyi kendisi yapmalı ve derhal istifa etmelidir.

Ayrıca sendikamızın 24-26 Kasım tarihlerinde gerçekleştirdiği “Büyük Eğitimci Yürüyüşü”nü yasadışı ilan eden, öğretmenlerin polis copuna maruz kalmasına halay çekerek sessiz kalan Sayın Bakan`ın bizi ideolojik davranmakla suçladığı da görülmektedir. Sayın Bakan Konya`da aynı gün 6000 kişinin gerçekleştirdiği başörtüsü eylemine sessiz kalmakla, eğitimde özelleştirmenin ve neo-liberalizmin önünü açmakla, yine eğitimde son 30 yılın en büyük kadrolaşmasını gerçekleştirmekle ideolojik davranmamakta; ideolojik davranan, hak arayan eğitim emekçilerinin örgütü olmaktadır, öyle mi? Sizin ideolojiden anladığınız buysa, kendi ideolojisi doğrultusunda eğitim sistemini toptan tasfiye eden bir Bakan olduğunuzu birinin size hatırlatması gerekmektedir. Bunu, öğretmene kalkan ellere sessiz kalan güdümlü sendikaların yapamayacağı açıktır. Bunu size hatırlatacak tek adres, Eğitim Sen`dir. Bu yüzden bizi sürekli hedef almanızın altında yatan nedenleri biz çok iyi kavrıyoruz, hiç endişeniz olmasın.

Son olarak, bu süreçte diğer eğitim sendikalarının yaptıkları açıklamalarla, Eğitim Sen`e yüklenerek, ağır ithamlarda bulunarak ve hükümetin ağzıyla konuşarak süreçten kendilerine pay çıkarmaya çalıştıkları görülmektedir. Onlara da bir sorumuz var: Ya bu süreçte eğitimde yaşanan yıkıma karşı birlikte durma kararlılığı taşıyacaksınız ya da AKP`nin ekmeğine yağ sürerek öğretmenlerin kaderiyle oynayacaksınız. Bu konuda yapacağınız seçimin aciliyeti büyüktür. Bu nedenle tercih yapmanızın zamanı gelmiştir.

Sonuç olarak, Milli Eğitim Bakanı yıpranmakta, yıprandıkça gerçek yüzünü daha çok açığa vurmaktadır. Sayın Bakan eğitimde yaşanan sorunların üstünü örtmeye çalışan tavrı ile, eğitimin sorunlarına çözüm üretmekten uzak olduğunu çoktan kanıtlamıştır. Bu nedenle kendisi için en uygun seçeneğin, istifa olduğu görülmektedir. Sayın Bakan derhal istifa etmeli ve Bakanlık`ta gerçekleştirdiği kadrolaşmanın, kitap ve yayınevleriyle olan ilişkilerinin, eğitim emekçilerini rencide edecek davranışlarının hesabını vermelidir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu