Krizden Çıkmanın Yolu Barış, Demokrasi ve Sosyal Adalettir

Genel Başkanımız Alaaddin Dinçer`in 16.06.2007 tarihli “Krizden Çıkmanın Yolu Demokrasi, Barış ve Sosyal Adalettir; Gerilim ve Kamplaşmayı Körükleyen Antidemokratik Yaklaşımlar, Sorunları Derinleştirir” konulu açıklama metni:

Ülkemizde yaşanan sorunların kaynağında esas olarak demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işletilememesi ile soysal adaletin tesis edilememesi bulunmaktadır. Demokrasinin ülkemize hep bir beden büyük geldiğini düşünen kesimler, modern toplumların karşılaşması muhtemel sorunlarla her karşılaşmada, demokrasiye güvenmek yerine her seferinde toplumumuza daha da dar gelen, onun çok renkliliği, çeşitliliği ve zenginliği ile uyuşmayan tek tip elbiseler biçmişlerdir. Bu uygulama ise her seferinde sorunların daha da derinleşmesinden başka sonuç vermemiştir.

Bu durum defalarca tekrarlanmasına ve demokrasimiz çeşitli kereler askıya alınmasına, buna karşın şiddet yoluyla üzerine gidilen sorunların daha da derinleştiğinin görülmesine rağmen, bu gün yeniden benzer bir sürece girmiş bulunuyoruz. Bugün de mevcut sorunlara karşı demokrasiyi işletmek yerine, güvenlik konsepti altında var olan eksik demokrasiyi dahi işlevsiz kılacak bir gerilim siyaseti uygulanmaktadır. Tam da bir seçim sürecine girilmişken, seçimleri ve seçimden çıkacak sonuçları vesayet altına almaya yönelik, yoğun bir psikolojik savaş yürütülmektedir.

Bugün ülkemizin ihtiyacı olan tek şey demokratikleşme sürecini kesintiye uğratmadan sorunlarla demokratik yollardan baş etmeye çalışmaktır. İçinden çıkılmaz gibi görünen pek çok sorunun kaynağına  bakıldığında aslında anti-demokratik uygulamalar bulunduğunu ve bu nedenle, çözümün de uzak ve zor olmadığını görmek mümkündür. Çözüm daha fazla baskı ve gerilim değil, daha fazla demokrasi ile mümkün olabilir. Çözümü demokrasi dışı yollarda arama gayretleri, öngörüsüzlükten değilse art niyetten kaynaklanıyor olmalı. Çünkü son günlerde yaşanan gelişmelere bakıldığında, demokratik yolları tümüyle işlevsizleştiren, toplumsal birliği ve uyumu zedeleyen, kamplaşmayı körükleyen kimi girişimlerin başka bir şekilde açıklanması mümkün görünmemektedir.

Ülkemiz bir seçim sürecine girmişken sorunların çözümünü seçilecek meclise bırakmak yerine, savaş atmosferi eşliğinde neredeyse seçimin kendisi bile tehlikeye atılmak isteniyor. Yaratılan kaos ve belirsizlik ortamı, zaten neoliberal ekonomi politikalarıyla gelecek beklentileri karamsarlaşmış geniş toplumsal kesimlerde öfke ve korku duygularını pekiştirmektedir. Böylesi bir ortamda yapılan “toplumsal refleks” çağrısının toplumsal barış açısından ciddi bir tehlike potansiyeli barındırdığı açıktır.

Demokratik hak ve hürriyetlerin yerini güvenlik ve gerginlik siyasetinin alması hukuksal alana da yansımış bulunmaktadır. Yerel hizmetlerin çok dilli verilmesi kararını alan Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ve belediye meclis üyelerinin toplu olarak görevden alınması, çoğulcu demokrasi, çok kültürlülük ve yargının bağımsızlığı ilkeleri açısından büyük bir talihsizlik olmuştur. Bir öğretmen ve sendikamızın Diyarbakır eski şube başkanlarından olan Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş`ın görevden alındığı tarihte, başka bir meslektaşımız ve eski Mersin Eğitim Sen şube başkanı Alaaddin Erdoğan`ın yaptığı bir konuşma nedeniyle, Genel Kurmay Başkanlığının suç duyurusu sonucunda tutuklanmasını büyük bir kaygı ile izledik. Yerel hizmetlerin çok dilli bir şekilde verilmesi ve düşünce özgürlüğü, bölünmeye değil, aksine bütünleşmeye hizmet eder. Bunları engellemenin bizi götüreceği yer ise Ortaçağ karanlığından başkası değildir.

Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ve meclis üyeleri görevlerine iade edilmeli, Alaaddin Erdoğan serbest bırakılmalıdır.

Krizin çözümü için siyasal alanda acilen bir demokratikleşme süreci başlatılmalıdır. Bunun için seçim sistemi ve siyasi partiler yasası derhal değiştirilmelidir. Temsil sistemi, yasaklardan ve eşitsizliklerden arındırılarak demokratik bir içerikle yeniden düzenlenmelidir. Tüm toplum kesimlerini siyasetin içine doğrudan davet eden bir yaklaşım süratle hayata geçirilmelidir.

Ülkeyi içinden çıkılmaz bir kabusa sürükleyen neo-liberal ekonomik politikaların terk edilerek, halkın ihtiyaçları doğrultusunda, emekten ve halktan yana bir ekonomik programın hayata geçirilmelidir.

Her türden etnik, dini, cinsiyet vb kimliklerin özgürce yaşanabildiği, farklı kültürlerin ve düşüncelerin kendilerini ifade olanaklarının yaratıldığı, özgürlükçü bir laiklik anlayışının egemen olduğu, bir arada kardeşçe yaşama kültürüyle yoğrulmuş bir ülke, toplumsal barış ve huzurun tek reçetesidir.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu