ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları, Ortadoğu’yu yeni bir bölgesel savaşın içine sürüklemektedir. Bu saldırılar, zaten ağır bir siyasal ve toplumsal kriz yaşayan İran’da yıkımı derinleştirmekte, sivillerin yaşamını, güvenliğini ve geleceğini doğrudan tehdit etmektedir. Savaşın genişlemesi, yalnızca askeri bir çatışma değil aynı zamanda insani bir felaket, kitlesel yerinden edilme ve derin bir toplumsal travma riskini beraberinde getirmektedir.
Saldırıların en ağır bedelini ise çocuklar ve kadınlar ödemektedir. Bir okulun bombalanması sonucu 60’tan fazla çocuğun yaşamını yitirmesi ve yüzlerce çocuğun yaralanması, savaşın ulaştığı vahim boyutu gözler önüne sermektedir. Okulların, çocukların ve eğitim emekçilerinin hedef haline getirilmesi yaşam hakkına, eğitim hakkına ve toplumların geleceğine yönelmiş açık bir saldırıdır. Çocukların bulunduğu eğitim kurumlarının askeri hedefe dönüştürülmesi hiçbir gerekçeyle açıklanamaz.
İran’da sürdürülen molla rejimi, demokratik hak ve özgürlükleri sistematik biçimde bastıran, kadınların yaşam hakkına ve toplumsal eşitliğe yönelik ağır ihlallere imza atan, sendikal örgütlenmeyi ve ifade özgürlüğünü sınırlayan otoriter bir yönetim anlayışını temsil etmektedir. Jina Mahsa Amini’nin katledilmesinin ardından yükselen toplumsal itiraz dalgası, İran halkının özgürlük, eşitlik ve onurlu yaşam talebinin açık göstergesi olmuştur. İran halklarının demokrasi, eşitlik ve kadın özgürlüğü mücadelesi, bölge halklarının ortak mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Son iki aydır özgürlük ve demokratik haklar temelinde süren eylemlerde on binlerce insanın gözaltına alındığı, binlercesinin tutuklandığı ve çok sayıda kişinin rejim tarafından katledildiği gerçeği hafızalardaki yerini korumaktadır. İdam politikaları, kadınlara ve gençlere yönelik sistematik baskı, toplumsal muhalefeti susturmaya dönük şiddet aygıtı ülkeyi içeriden derin bir krizle karşı karşıya bırakmıştır.
Emperyalist güçler tarafından başlatılan bu savaşla, önceki deneyimlerin de gösterdiği gibi bir dış müdahale ne özgürlük getirilmiştir ne de demokrasi. Tersine, savaş politikaları otoriter yönetimlerin baskı mekanizmalarını güçlendiren, halkın meşru taleplerini güvenlik gerekçesiyle bastırmasına zemin hazırlayan sonuçlar doğurur. İran halkı ne dış saldırılarla ne de içeride baskıcı molla yönetim anlayışıyla kuşatılmayı hak etmektedir.
Halklar, emperyal hesaplar ile teokratik baskı rejimleri arasında sıkıştırılamaz. Savaşın büyümesi başta çocuklar, kadınlar ve eğitim emekçileri olmak üzere sivillerin yaşamını tehdit etmekte, sağlık ve eğitim altyapısını tahrip etmekte, göç ve yerinden edilme riskini artırmaktadır. Yeni bir bölgesel çatışma dalgası, milyonlarca insan için derin bir insani kriz anlamına gelecektir. Bunun bedelini yine kadınlar, yoksullar, emekçiler ve en savunmasız kesimler ödeyecektir.
Eğitim Sen olarak, olarak her türlü savaşa, militarizme ve sivilleri hedef alan saldırılara karşıyız. Aynı zamanda demokratik hak ve özgürlükleri bastıran, kadınların yaşam hakkını tehdit eden, sendikal örgütlenmeyi engelleyen otoriter uygulamalara da karşıyız. Kalıcı çözüm silahların susmasında, diplomasi kanallarının açılmasında, halkların kendi kaderini özgürce belirleyebilmesinde, laiklik ve kadınların özgürlük mücadelesinin güvence altına alınmasındadır.
Çocuklar dünyanın her yerinde bombalar altında değil barış içinde, güvenli okullarda ve özgür bir toplumda yaşamalıdır. İran halkının özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesi ile bölge halklarının barış talebi ortaktır. Savaşa karşı barışı, baskıya karşı özgürlüğü, yıkıma karşı halkların dayanışmasını savunmaya devam edeceğiz.










