İktidarın ‘Parlamento Darbesi’ Boşa Çıkarılmalıdır!

Siyasi iktidar, “tarafsız” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde yıllardır sürdürdüğü ırkçı-şoven politika ve propaganda eşliğinde egemenliğini sürdürme yolundaki adımlarına her gün yenilerini eklemeyi sürdürmektedir. Geçtiğimiz hafta içinde TBMM’de fezlekesi bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasını içeren anayasa değişikliği teklifi, anayasaya aykırı olmasına rağmen, 376 oyla kabul edilmiştir.

Anayasaya açıkça aykırı olmasına rağmen, anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmiş olması, AKP’nin Mecliste kendi antidemokratik politika ve uygulamalarına karşı duran ya da durabilecek güçleri sindirmek, sindirmediklerini parlamento dışına itmek ya da her yönden siyasallaşmış mahkemeler yoluyla etkisiz hale getirmek amaçlı bir operasyon gerçekleştirildiği açıktır.

Dokunulmazlıkların kaldırılmasının nasıl tehlikeli bir operasyonun dayanağı yapıldığı, “tarafsız” Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar temsilcilerinin açıklamalarına yansımakta, ülkenin yangın yerine döndürüldüğü bir dönemde iktidarın tek hedefinin “tek parti, tek lider” öncülüğünde başkanlık sistemine dayanan yeni anayasa olduğu anlaşılmaktadır.

Siyasi iktidar, 7 Haziran seçimleri sonrasında başlayan ve 1 Kasım seçimleri ile yeni bir boyut kazanan saldırılarını, “terörle mücadele” adı altında ülke sathında tüm muhalefet güçlerinin, emek ve demokrasi güçlerinin sindirilmesini amaçlayan bir politika hayata geçirmiştir. Benzer bir politikanın “dokunulmazlıklar” üzerinden parlamentoyu da kapsayacak şekilde genişletilmiş olması, tıpkı Hitler Almanya’sında olduğu gibi Türkiye’nin açık bir “parlamento darbesi” ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

“Tek parti, tek lider” anlayışının bir yansıması olarak milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının, bir boyutuyla muhalefet partilerinin iç tartışmalara sürüklenmesi, diğer yandan başkanlık sistemi için daha somut adımların atılması üzerinden siyasi kaosu büyütme stratejisinin somut bir adımı olarak ortaya çıkmıştır. Siyasi iktidarın başkanlık sistemini de içeren “yeni anayasa” hedefini başka türlü, olağan koşullar altında gerçekleştirmesi mümkün görünmemektedir.

7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinin ardından ülkede ve bölgede yaşanan gelişmelerin ortaya çıkardığı acı tablo, askeri, polisi, yargısı ve diğer örgütlü kurumları ile devletin iktidarın safında yer almayan herkese yönelik başlattığı baskı ve sindirme politikaları, kuvvetler ayrılığı ilkesinin fiilen ortadan kaldırılarak “kuvvetler birliği” anlayışının yerleştiği faşist bir politik rejim inşa etme yönünde ilerlendiğini göstermektedir. Bu politikalar başta işçi ve emekçiler olmak üzere ezilen, sömürülen ve yok sayılan halk kitlelerini baskı altında tutmanın gerekçesi olarak karşımıza çıkacaktır.

Demokratik haklar ve siyasal özgürlükler açısından bir ilke olarak dokunulmazlıkların kaldırılmasının asıl anlamı; sivil, asker-polis, bürokrat, yargı bütün alanlarda seçilmiş ve atanmış olmasına bakılmaksızın yerel ve merkezi bütün yöneticilerin ayrıcalıklarına son verilmesidir. Düşünce, ifade, inanç ve vicdan özgürlüğü, siyasi faaliyet yürütme ve örgütlenme haklarının önündeki engeller kaldırılmalı, bu haklar güvenceye alınmalı ve bütün yurttaşlar eşit olmalıdır. Hükümetin istediği anayasa değişikliğinin ise bu ilkelerle hiçbir alakası yoktur. Aksine bu kapsamdaki söz ve eylemler suç sayılmakta, demokratik siyasetin önü tamamen kapatılarak toplumda yeni kutuplaşmalar yaratılmaktadır. Bu durum aynı zamanda demokratik siyaset mekanizmasının önünün kapatılması ve var olan kaosun daha da derinleşmesi anlamına gelmektedir.

Eğitim Sen olarak Türkiye’nin anayasasında demokrasi, insan hakları ve laiklik adına en küçük bir hak kırıntısının bile kalmayacağı baskıcı-otoriter bir düzenin inşasına doğru hızla yol alınmasından endişe duyduğumuzun bilinmesini istiyoruz. İktidarın tüm baskı, şiddet ve yıldırma politikalarından rahatsızlık duyan bütün kesimleri inadına demokrasi, barış ve insanca yaşam için dayanışma içinde olmaya ve birleşik mücadeleye çağırıyoruz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu