Geçici Savaş Hükümetiyle Yeni Bir “Satış Sözleşmesi” İmzalanmasına İzin Vermeyeceğiz!
Türkiye`nin hızla içine itildiği savaş atmosferinde, yangından mal kaçırırcasına yürütülmek istenen toplu sözleşme süreci ne emekçilerin sorunlarına deva olacak ne de gerçek bir toplu sözleşme niteliğine sahip olacaktır!
Bugüne kadar AKP`nin kamu emekçileri için grevli-toplusözleşmeli sendika hakkını yok sayması ve sunduğu destekle yandaş sendikacılığı büyütmesi, tüm kamu emekçilerini zora sokmuştur. Ancak bugün çok daha vahim bir tablo karşımızda durmaktadır.
Parmakların tetikte beklediği, cenazelerin ülkenin dört bir yanına dağıldığı, bir hafta sonra ne olacağının dahi kestirilemediği bir dönemde üstelik geçici bir hükümetle ve yine üstelik eğitim emekçilerinin işyerlerinde olmadığı bir dönemde toplu sözleşme yapma ısrarı akıllara soru işareti düşürmektedir.
2013 yılında Memur Sen ile yapılan ve tarihin en büyük hak kaybına neden olan “toplu sözleşme” ortadayken, ikinci bir “satış sözleşmesi” imzalanabilme ihtimali hiç de hafife alınabilecek durumda değildir! Üstelik “özgür bir toplu sözleşme” yapılabilmesinin gereği olan, emekçileri temsil edecek sendikaların devletten ve sermayeden bağımsız olmaları koşulu Türkiye`de ayaklar altına alınmışken..
Emekten, barıştan ve demokrasiden yana mücadelesinde asla taviz vermeyen sendikamıza yandaş sendikacılıkla diz çöktüremeyenler, bugünlerde devletin tüm baskı aygıtlarını devreye sokmuşlardır. Bu durum asla bir tesadüf olarak görülmemelidir. O gün de dediğimiz gibi hali hazırdaki savaş politikalarının tüm yükü emekçilerin omuzlarına yıkılmak istenmektedir. Bu politikalara direnecek olan tek sendikal güç Eğitim Sen ve KESK olduğu için sendikamız hedef seçilmiştir! Ancak bu politikaların, emekçilerin acil çözüm bekleyen sorunlarının üzerini örtemeyecek kadar bayatladığı çok iyi bilinmelidir!
Yükselen grev kararlarının karşısına “milli güvenlik” engeli çıkararak işçilerin değil sermayenin hakkını korumayı iş edinenler, belli ki “metal işçilerinin” yırtıp attığı toplu sözleşmelerin benzerini kamu emekçileri karşısında yaşamak istememektedir! Ancak geldikleri nokta hak ve adalet gözetmek değil, baskı ve itibarsızlaştırma politikaları olmanın ötesine geçememektedir. Geçici savaş hükümetiyle, milletvekili dahi olmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı`yla yürütülecek “pazarlıkta” siyasi çıkar hesaplarının yürütüleceği bugünden bellidir.
Bu kapsamda ne halinden “Memnun Sen”in ne de geçici savaş hükümetinin, emekçilerin sorunlarını ve hak kayıplarını gözetmeyen bir uzlaşmaya imza atmasını meşru ve hukuki görmeyeceğimiz bilinmelidir. Kendisi dışındaki diğer konfederasyonların masaya oturmasını meşru görmeyenler bu gerçeği unutmamalıdır.
Kaldı ki, kamu emekçileri satış sözleşmesi nedeniyle 2014 yılında enflasyon farkı hakkının gasp edilmesinin yanında; ek ders ücretleri, nöbet ücretleri, ek ödemeler, aile yardımı, çocuk parası, özel hizmet tazminatı, fazla mesai ücretlerini dahi alamamışlardır. Artan oranlı vergi dilimi uygulaması nedeniyle 2014 yılı gelirlerimizde en az yüzde 10 erime yaşandı. 2015 yılında yapılan yüzde 3`erlik artışlar ise 2014`te yaşadığımız ekonomik kayıpların üçte birini bile karşılamaya yetmedi.
Kısaca, AKP döneminde eğitim ve bilim emekçileri başta olmak üzere tüm kamu emekçilerinin ortalama en az %25`lik bir kaybı olmuştur. Bu kaybımızın karşılanmadığı hiçbir artış oranı alın terimizin ve emeğimizin karşılığı olmayacaktır.
Bu nedenlerle toplu sözleşme sürecinin başlayacağı 3 Ağustos günü, konfederasyonumuzun tüm bileşenleriyle birlikte sendikamız da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde itirazlarımızı dile getirecek ve toplu sözleşmenin eylül ya da ekim ayına ertelenmesi talebimizi tekrar ifade edeceğiz.
Kayıplarımızın Karşılanması ve Haklarımızın Geliştirilmesi için Toplusözleşme Taleplerimiz:
· Öncelikle kamu emekçilerinin grevli toplusözleşme hakkı önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmalı, özgür bir toplusözleşme düzeni yaratılmalıdır.
· Toplusözleşme görüşmeleri kamu emekçilerinin büyük bölümünün izinli olduğu Ağustos ayında değil, Ekim ayında yapılmalıdır.
· 2014-2015 toplusözleşme dönemine ilişkin ekonomik kayıplarımız başta 2014 enflasyon farkı olmak üzere net bir şekilde hesaplanarak ödenmeli ve söz konusu fark kamu emekçileri ve emeklilerin taban aylığına yansıtılmalıdır.
· En düşük maaş alan kamu emekçisinin (13. Derecenin 1. kademesindeki hizmetli) maaşı 2.900 TL‘ ye yükseltilmelidir.
· Aylık 290 TL aile/eş yardımı, çocuk başına aylık 232 TL çocuk yardımı, aylık 276 TL yemek yardımı, aylık 395 TL kira yardımı, ulaşım için aylık abonman bilet, asgari ücret tutarında yılda iki ikramiye ödenmelidir.
· Ek dersler başta olmak üzere, tüm ek ödemeler temel ücrete ve emeklilik hesaplamasına dahil edilmelidir.
· Sözleşmeli, taşeron esnek kuralsız çalışma yasaklanmalı, 4/b, 4/c kadroya alınmalı, herkese güvenceli iş ve gelecek sağlanmalıdır.
· Kamu ve özel sektör dâhil tüm çalışanların ücretlerinin asgari ücret tutarındaki kısmı vergiden muaf tutulmalı, üzerindeki miktar için vergi kesintisinin en alt sınırına sabitlenmelidir.
· Ayrımsız tüm çalışanları kapsayan yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası yapılmalı, meslek hastalıkları tanımlanmalıdır. Özellikle teknik personelin ihtiyaç duyduğu ve iş güvenliği için gerekli tüm teçhizat personele sağlanmalıdır.
· Tüm eğitim ve bilim emekçilerine yaptıkları işin önemi ve zorluğu dikkate alınarak her dört yıla bir yıl olmak üzere yıpranma hakkı verilmelidir.
· Eğitimde performans değerlendirme, güvencesiz istihdam ve esnek çalışma uygulamalarına son verilmeli, iş güvencemizi ortadan kaldırmayı hedefleyen tüm hazırlıklar derhal durdurulmalıdır.
· Başta öğretmenler olmak üzere lisans mezunu tüm kamu emekçilerinin ek göstergeleri 3600‘e, önlisans mezunu olanların 3000‘e çıkarılmalı, ek gösterge adaletsizliğine son verilmelidir. Yükseköğretim alanındaki tüm kadrolara ait ek gösterge rakamları da bu kapsamda yeniden düzenlenmelidir.
· Norm kadro yönetmeliği taleplerimiz doğrultusunda değiştirilmeli, özellikle eşit işe eşit ücret uygulaması ile çelişen bütün uygulamalara son verilmelidir.
· Yardımcı hizmetlilerin yaptıkları fazla çalışma “fazla mesai” olarak kabul edilmeli ve yüzde yüz zamlı olarak ücretlendirilmelidir.
· Akademik zam ve teşvik ödeneğinde yok sayılan yükseköğretim alanındaki tüm idari ve teknik personele “yükseköğretim tazminatı” ödenmelidir.
· Yükseköğretim alanındaki kurumlar her yıl nakil gönderme kontenjanı belirlemeli ve bu kontenjanlar şeffaf bir komisyon tarafından (yasal öncelikler hariç) belirlenip değerlendirilerek personele nakil imkanı sağlanmalıdır. Söz konusu nakiller, üniversite yönetimlerinin keyfiliğinden kurtarılmalı, üniversitelerin kurumsal özerkliğine zarar vermeyecek şekilde nakiller için bir standart geliştirilmelidir. Yükseköğretim kurumları arasında, kurumlara o yıl için verilen kontenjanları etkilememek kaydıyla, merkezi bir koordinasyonla ortak havuz oluşturulmalı ve boş kadrolar şeffaf biçimde paylaşılmalıdır.
· Geliştirme ödeneği adil bir şekilde akademik personel yanında idari personele de ödenmelidir.
· Aday memurluk statüsünün, ilgili personelin üzerinde baskı aracı olarak kullanılması engellenmelidir.
· Yükseköğretim alanında “görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı” her yıl düzenli olarak, merkezi biçimde (illerde, bölgelerde) ve şeffaf biçimde yapılmalıdır.
· Yükseköğretim alanındaki idari kadrolar için şeflik statüsüne, teknik kadrolar içinse tekniker statüsüne kadar, kriterler sağlandığı taktirde sınavsız unvan değişikliğine gidilmelidir.
· Daire Başkanlığı, Fakülte, Yüksekokul, Enstitü Sekreterliği gibi kadrolar Görevde Yükselme Sınavı kapsamına alınması için hukuki zemin oluşturulmalıdır.
· Lisans diploması almış olan yardımcı hizmetler personeli, sınavsız bir şekilde Genel İdari Hizmetler Sınıfında ya da Teknik Hizmetler Sınıfında diploma unvanına uygun bir kadroya atanmalarıdır.
· Teknik Hizmetler sınıfına alınan ancak uygulama olarak henüz hayata geçirilemeyen ve mali hakları konusunda düzenleme yapılmayan “kütüphanecilerin” ek gösterge, özel hizmet tazminatı ve yan ödeme oranlarının değiştirilmesi ve muadili lisans mezunu ihtisas elemanları seviyesine çıkarılmalıdır.
· Üniversitelerde ihale süreçlerindeki yetki sahibinin, aynı zamanda yasal sorumluluğu da üstlenmesi için düzenleme yapılmalıdır.
· Üniversitelerde demokratik bir yapılanma olmalı Fakülte Yönetim Kurulları, Senato, Üniversite Yönetim Kurulu gibi idari kararların alındığı yerlerde idari ve teknik personel temsilcilerinin de bulunmasının hukuki ve fiili zemini oluşturulmalıdır.
· 2547 sayılı yasanın 13 b/4 maddesinin kullanımı “yönerge” kapsamına alınmalıdır. Sürgün amacıyla kullanılan bu görevlendirmelerin önüne geçebilmek için ihtiyaç halinde ilgili personelin rızası kapsamında görevlendirme yapılmalıdır. Ayrıca, görevlendirme kararının hukuksuzluğu yargı kararıyla tespit edildiğinde, ilgili kişinin art arda hukuksuz biçimde görevlendirilmesine engel olmak amacıyla belirli bir süre görevlendirme yapılamayacağı garanti altına alınmalıdır.
· İş güvenliğinin koşulları üniversite yönetimleri tarafından sağlanmalı, bu konuda ilgili personele hizmet içi eğitimler düzenli olarak verilmelidir.
· İstihdam, terfi ve unvan değişikliklerinde cinsiyet eşitliği sağlanmalıdır.
· Kadın kamu emekçilerine; çalışma yaşamında uygulanan ayrımcılık, mobbing, baskı ve şiddete son verilmeli, uygulayanlar hakkında etkili cezai yaptırımlar getirilmelidir.
· Ebeveyn izinleri arttırılmalı ve ebeveynlere bu konuda kolaylıklar sağlanmalıdır.
· Süt ve doğum izinleri artırılarak bir yıl zorunlu, dönüşümsüz ebeveyn izni verilmelidir.
· Gece çalışan personelleri için de servis hizmeti sunulmalı veya aylık abonman bilet ücreti ödenmelidir.
· Devlet okullarının tüm ihtiyaçları genel bütçeden karşılanmalı, eğitime yeterli bütçe, okullara ihtiyacı kadar ödenek ayrılmalıdır.
· En az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde bebek bakım üniteleri ile kreş açılmalı, çalışan sayısı 50`en az olan işyerleri birleştirilerek kreş hizmetinden faydalanmaları sağlanmalıdır.
· Tüm kamu emekçilerine siyaset yapma yasağı kaldırılmalıdır.
· Kadrolaşma, sürgün, rotasyon, soruşturma, mobbing, mülakat gibi ayrımcılık yaratan bütün uygulamalara son verilmelidir.
· Engelli olarak çalışan personellere istihdam koşullar sağlanmalı, çalışma ortamındaki fiziki ve teknik şartlar iyileştirilmeli ve özlük/sosyal hakları açısından pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.
· Öğretmen, hizmetli ve teknik personel açıkları kadrolu istihdam ile kapatılmalıdır.
· Nöbet görevi angarya olmaktan çıkarılmalı, en fazla haftada bir gün olarak bütün öğretmenlere eşit olarak dağıtılmalı ve karşılığında ek ders ücreti ödenmelidir.
· Son dönemde eğitim yöneticilerinin belirlenmesi ve atanması sürecinde daha belirgin hale gelen siyasi kadrolaşma uygulamalarına son verilmeli, eğitim yöneticileri belirlenirken sendikal-siyasal referanslar değil, liyakat ve objektiflik temel alınmalıdır.
· Eğitim öğretim tazminatı senede iki kez en az bir maaş tutarında olmalı ve ayrım yapılmaksızın bütün eğitim ve bilim emekçilerine ödenmelidir.
· Eğitimde sürgün anlamına gelen zorunlu rotasyon uygulamasına son verilmeli, öğretmenlerin farklı okullarda görev alması isteniyorsa zorla değil, teşvik sistemi getirilerek çözülmelidir.
· İl içi ve iller arası atamalarda her yıl yaşanan sorunlar taraflar mağdur edilmeden çözülmeli, hiç bir eğitim ve bilim emekçisi ailesinden koparılmamalıdır.
· Kamu hizmetleri herkese parasız, eşit, nitelikli, ulaşılabilir ve anadilinde olmalıdır. Kamu hizmetleri işletmecilik esaslarına göre değil, toplumsal fayda gözeterek sağlanmalıdır.










