” Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” Projesi Durdurulmalıdır!

 
Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var“ Projesi Durdurulmalıdır!` başlıklı açıklama metnidir:
 

Milli Eğitim Bakanlığı ile İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı elbirliğiyle yürütülen ‘‘Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var‘‘ projesi kapsamında, sınıflara kumbara konularak öğrencilerden “insani yardım” amacıyla para toplanmaktadır. Ancak hemen belirtmeliyiz ki sorun sadece İHH Vakfı`nın okullarda para toplamasına indirgenebilecek nitelikte de değildir. Proje tümüyle sorunlu boyutlar taşımaktadır.

Proje Nasıl Yürütülüyor? 

İHH`nın web sayfasında projenin işleyişine dair verilen bilgilere göre, “kampanyaya katılan sınıflar en az bir yıl boyunca bir yetimi desteklemeye karar verdikten sonra, her ay düzenli olarak 90 TL toplayacaktır. İHH`nın “Sponsorluk Destek Sistemi” kapsamında çalışmalarını yürüttüğü ülke ve bölgelerdeki bir yetim çocuk seçilerek sınıf ile eşleştirilecektir.  Toplanan bağış İHH İnsani Yardım Vakfı`nın posta çeki hesabına veya banka hesaplarına veya vakıf merkezine gelerek elden “Yetim Sponsorluk Bağışıdır” kaydı düşülerek ilgili öğretmen ya da öğrenci adı ile yatırılacaktır. Sponsorluk başlatıldıktan sonra sınıf ile eşleştirilen yetimin/yetimlerin ülkesi, adı, yaşı, aile durumu gibi bilgileri ve fotoğrafını içeren “Yetim Özet Bilgi Formu” başvuru formunda belirtilen e-posta adresine gönderilir. Sponsorluk süreci başlatıldıktan sonra sınıflar adına eşleştirilen yetimlerin ülkesi, adı, yaşı ve fotoğrafını içeren “Yetim Özet Bilgi Formu” posta veya e-posta yoluyla her sınıfa ayrı ayrı gönderilir.” 

Devletlû Olup Kan ve Gözyaşı Politikalarına Ortak Olmamak Mümkün Müdür?

Bakanlar Kurulu`nun 04.04.2011 gün 2011/1799 sayılı kararıyla vergi muafiyeti tanınan İHH Vakfı, 01.04.2013 tarihinde de “Yardım toplamada izne tabi olmama” statüsü verilmiştir. Adı pek çok yolsuzluk olayına karışan “Deniz Feneri” ve “Kimse Yok mu?” derneklerinin de bu statüye sahip olduğu da hatırda tutulmalıdır. Bu nedenledir ki “insani yardım” adı altında toplanan paraların/yardımların hareketi, kimlere ulaştığı, hangi çevrelerle ilişki içerisinde yardımların dağıtıldığı gibi sayısı artırılabilir sorularla, bu ilişkilerin denetimi ve insani yardımın” amacına uygun yürütülüp yürütülmediği sorunu gündemimize gelmektedir. 

Özellikle son günlerde gündemimizden düşmeyen yolsuzluk operasyonları göstermektedir ki kimi kesimler, siyasi iktidarlardan aldıkları desteklerle “hizmet” – “insani yardım” gibi adlar altında yürüttükleri faaliyetler aracılığıyla siyasi ve ekonomik güç haline gelmekte ve bu güçlerini muktedirlerin kanlı sofralarına sunmakta ya da bu sofrada  “iktidar pazarlığı” yapma derdine düşmektedirler.

Daha açık ifade etmek gerekirse, hiçbir ayrım yapmadan herkese yardım eli uzattığını iddia edenlerin öncelikle bir soruya cevap vermeleri gerekmektedir. Suriye`de çocuklara yardım götürürken,  sadece bu çocukların gözlerine “insanca” bakabilmek için, onların yetim kalmasına neden olan “faillerle” aranıza mesafe koymanız gerekmez mi? 

Ancak İHH İnsani Yardım Vakfı`nın Başkanı Bülent Yıldırım`ın ifadeleri bu sorunun zeminini dahi ortadan kaldırmaktadır. Şöyle ki Yıldırım, Suriye`de silahlı gruplarla işbirliği içinde yardımları dağıttıklarını ve bunda şaşılacak hiçbir şey olmadığını ifade ederek şöyle demektedir: “Hangi bölgeye gidiyorsak o bölgede hangi grup varsa oradaki halka yardım etmek için o grupla irtibat, diyalog kuruyoruz.” Bilinmelidir ki ezilenlerin acılarına yol açan faillerle yan yana gelip el ele vermek; insanı yok eden bu zulme ortak olmak demektir! 

Yeri gelmişken, daha önce basına yansıyan haberleri ve İHH Vakfı hakkındaki iddiaları da hatırlamak gerekmektedir. Basında yer alan haberlerde, İHH Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım‘ın El Kaide‘ye para aktardığı iddiasıyla hakkında gizli bir soruşturma yürütüldüğü iddia edilmişti. Ayrıca geçtiğimiz Ağustos ayında Suriye‘de El Nusra‘nın kontrolünde bulunan Rakka bölgesinde iftar verdiği, El Nusra örgütüne tırlarla yardım götürdüğü ve El Nusra‘ya silah ve tıbbi malzeme gönderdiği haberleri de basında yer almıştı. 

Altını çizerek belirtmek gerekir ki muktedirlerin yolsuzlukları ve kirli oyunları bir bir önümüze saçılırken, suyun başını tutmak isteyenlerin düne kadar suç ortaklığı yaptıkları zulümlerden sıyrılma çabaları akıl sağlığımızı tehdit edecek boyutlara ulaşmışken, AKP`nin Suriye politikasından ayrı düşmeyenlerin “insan”dan ve “yardım”dan ve de “hizmetten” ne anladıklarını cevaplaması gerekmektedir! Kim insan? Kime yardım? Kime hizmet?

Bu iddialar çürütülmediği sürece, akıllardaki soru işaretlerinin kalması için birçok neden bulunmaktadır. Bülent Yıldırım`ın yolsuzluk operasyonları için sarf ettiği “İHH‘yı da içeriye almak için İHH‘ya da operasyon yapmak için düğmeye bastılar bize gelen bilgi de bu” ifadeleri dahi bunun için yeterlidir.  

Hiçbir Kurum Okullarda Para Toplamamalıdır! 

MEB`in ekteki yazılarında projeye katılımın “gönüllülük” esasına göre yürütüldüğü ifade edilirken İHH`nın verdiği bilgiler, işleyişin hiç de söylendiği gibi gönüllülük üzerinden yürümediğini göstermektedir. Üstelik ortaöğretim kurumlarında bu paraların toplanmasının uygun olmayacağı yönünde bir görüş oluştuğu da yine MEB`in ekteki yazılarından kolaylıkla görülebilecektir. Belli ki “insani yardım” yapmak isteyenler, liselerde ortaya çıkabilecek gerilimden çekinmektedir! Öyleyse MEB, liseli öğrencilerin “insani” yanlarının köreldiğini mi düşünmektedir? Yoksa görünenin ardındaki gerçeğin farkında olan liselilerden mi korkulmaktadır?

Okulöncesi ve ilköğretimde ise konunun vahameti derinleşmektedir! Örneğin, çocuğunun “hesapsızca” taşıdığı “yardımlaşma duygusu”nu, uluslararası iktidar ve hegemonya hesaplarına alet etmek isteyenlere izin vermeyen bir veli, bu durumu çocuğuna nasıl açıklayacaktır? Diyelim ki açıkladı, bu durumda büyüklerin kan üzerine yaptıkları kirli hesapların çocuklar arasında yaratabileceği ayrışmalar öngörülmekte midir? Bunların tümü çocuğun üzerinde bir baskı kurmayacak mıdır? Bu baskının oluşmasına MEB`in ve İHH`nın hakkı, yetkisi var mıdır? 

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki, egemenlerin dünyada ve Türkiye`de yürüttüğü politikalar karşısında ezilenlere dost eli uzatmanın erdemi tartışma götürmezdir. Ancak bu el, hâlihazırdaki biçimiyle uzanmamalıdır. Kaldı ki okullar, bu bilincin aktarılması gereken, öğrencilerimizin eşit, özgür, adil ve barış içinde bir yaşamı var edebilecekleri düşüncesinin teşvik edildiği eğitim-öğretim kurumları olarak görülmelidir. Biz eğitim ve bilim emekçilerine göre Milli Eğitim Bakanlığı`nın temel görevi de budur! Yukarıda ifade ettiğimiz gerekçelerle ‘‘Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var‘‘ projesinin yürütülmesine son verilmelidir! 

Belgeleri görmek için tıklayınız. – 1

Belgeleri görmek için tıklayınız. – 2

Belgeleri görmek için tıklayınız. – 3

Belgeleri görmek için tıklayınız. – 4

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu