Halide İncekara’nın Psikolojik Şiddete Varan Sözlerinin Asıl Amacı Kamu Emekçilerinin Haklarına Yönelecek Saldırıları Meşrulaştırmaktır!

Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın “Halide İncekara’nın Psikolojik Şiddete Varan Sözlerinin Asıl Amacı Kamu Emekçilerinin Haklarına Yönelecek Saldırıları Meşrulaştırmaktır!” başlıklı açıklama metni:
 

Çocuklara Yönelik Şiddetin Önlenmesi toplantısında konuşan TBMM Kayıp Çocukları Araştırma Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Halide İncekara`nın basına yansıyan ifadelerinin altında yatan gerçek, kamu görevlilerinin, birçok eksikliğine rağmen ellerinde kalan tek güvence olan 657 sayılı kanunda gerçekleştirilecek değişiklikleri kendince gerekçelendirme çabasından başka bir şey değildir. İncekara, sendikaları farklı olduğu için öğretmenler odasında çaydanlıkları farklı öğretmenler olduğunu söyleyerek “Öğretmenler odasında çaydanlıkları ayrı olan öğretmenlerin, sınıfa girdiğinde çocuğa şiddet uygulamayacağını düşünmek mümkün mü?” diye sorarak asıl amacını da göstermektedir. Sendikalı öğretmenlerin mücadelesinin iş güvencesi, örgütlenme özgürlüğü ile insanca çalışma ve yaşam koşulları mücadelesinde ortaklaştıkları yanları görmeksizin ileri sürülen bu fikirler, AKP`nin son dönemde gündeminde olan 657 değişikliği ve “Torba Yasa” gibi emekçilerin hak kaybına yol açacak değişiklikleri, popülist söylemlerle meşrulaştırma çabalarına girmesinin ifadesidir. Ayrıca bu sözlerin bir başka amacı da sendikalı öğretmenlerin şiddetin kaynağı olduğunu ifade etmesi açısından sendikalarla haklarını aşındıracak ya da yok edecek politikalara karşı mücadele eden öğretmenleri hedef göstermesidir. Öyle ki İncekara, bir anlamıyla öğretmenlerin güvencesiz istihdamı ile okulda şiddet olgusuna son verilebileceğini düşünmektedir. Kendi ifadeleriyle, “Öğretmenle öğrenci arasında orantısız bir güç var. Ben mesela öğretmenim, siz öğrenci. 657‘im var, sendikam var, size karşı kullanabildiğim notlarım da var. Orantılı bir ilişki var mı?” diye sormanın, yani otoritenin ve okuldaki şiddetin kaynağının sendikalı olmak ve kamu emekçilerinin giderek içi boşaltılan güvenceli istihdamı üzerinden açıklamak, bu tezin basitliğini ve öğretmenlere yönelik hakaretini ifade etmesi açısından önemlidir. İncekara bir noktayı es geçmektedir. Öğretmenler güvencesiz istihdam edildiklerinde okullarda şiddet sorunu son bulmayacaktır. Şöyle ki mevsimlik işçi gibi çalışan bir ücretli öğretmenin, her an müdürün iki dudağı arasından çıkacak ve onu işsizliğe mahkum edecek sözleri duyma tedirginliği mi şiddeti ortadan kaldıracaktır? Veya sözleşmeli öğretmenin aman hasta olmayım, 30 günden fazla rapor almam gerekir ve işimden olurum düşüncesi ya da kendi çocuğundan, ailesinden yer değiştirmesi yapılmadığı için ayrı düşmesi mi? Hangi istihdam biçimi bir kişinin mesleğinin gerektirdiği şekilde davranmasının önünü açacaktır? Kaldı ki öğretmenlik mesleği, büyük özveri gerektiren ve emeğini küçük hayatların kirli bir dünyada yok olmaması için harcayan bir meslek olarak var olmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla öğretmenleri “eli sopalı” bir şiddet öznesi olarak görmek asla kabul edilemezdir. AKP milletvekilinin kamu hizmetinin kötü işlemesi sonrasında, ilgili kişinin görevine son verilmesi gerektiği fikri, yani piyasa ilişkilerinin gerektirdiği çalışma ilişkilerinin kamu hizmetine aktarılması düşüncesi, idare hukuku temel bilgilerinden habersiz bir kişinin fikri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü idarenin her türlü eylem ve işlemi yasalara uygun olma zorunluluğu, anayasa ile bağlayıcı kılınmıştır. Ayrıca kamu hizmetinin kötü işlemesi değil iyi işlemesi ilkedir. Hizmetin kötü işlemesi de idareyi yasal sorumluluğa tabi kılmaktadır. Yani idare hukuksal bir denetime sahip kılınmaktadır. Böylesi temel bilgilerden uzak bir yaklaşımla, şiddeti engelleme yolunun öğretmenleri sendikasızlaştırma ve güvencesiz çalışmaya mahkum ederek sonuca ulaşacağı düşüncesinin yüzeyselliği ve asıl amacı ortadadır. Ayrıca şiddeti yaratan birçok etmen tartışılmadan, eğitim sistemimizin içine sokulduğu sınav odaklı işleyişin çocuklarımız üzerindeki baskısı ve şiddeti göz ardı edilerek şiddet olgusunun tartışılması da manidar bir gelişmedir. Çocuklarımızın içine itildiği yoksulluk ve yoksunluk koşullarının, onlar üzerindeki şiddete varan etkileri göz ardı edilerek yapılan bu tespitin hedeflediği amaç ortadadır. İncekara asıl olarak, AKP`nin 657`de hedeflediği değişikliğe meşruiyet kazandırmak istemektedir. Ancak öğretmenler ile öğrenciler arasındaki ilişkinin demokratik bir boyuta getirilebilmesi için öğretmenlerin mesleklerini daha iyi icra edebilmeleri önündeki tüm engellerin kaldırılması zorunludur. Bu soruna temas etmeyen fikirlerin derdi öğretmenliği eli sopalı bir meslek olarak görmenin ötesine geçemeyecektir. İncekara`ya sormak istiyoruz, öğrencileri birer müşteri haline getirmek için gerçekleştirilen onca uygulama, hayatın maddi şartları altında ezilen çocuklarımıza ve ailelerine nasıl bir şiddet uygulamaktadır? Eğitim Sen olarak dün olduğu gibi bugün de kamusal, demokratik, laik, bilimsel, parasız ve anadilinde eğitim hakkı mücadelemiz ile kamu emekçilerinin kadrolu, güvenceli ve demokratik çalışma ilişkilerine sahip olabilmesi mücadelemizi kararlılıkla vermeye devam edeceğiz. Bilinmelidir ki sendikamız, eğitim hizmetinde bu ilkelere aykırı her türlü düzenlemeye tüm gücüyle karşı duracaktır. Mücadelemiz çocuklarımıza eşitlikçi ve özgürlükçü hakları güvence altına alan, daha demokratik bir yaşam sunabilmenin mücadelesinden bağımsız düşünülemez.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu