Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç’ın açıklama metnidir:
KPSS, kopya skandalı, yenilenen sınav derken nihayet öğretmen atamaları bugün itibariyle gerçekleştirilebilmiştir. Öğretmenlerimize yaşatılan onca sorundan sonra gerçekleştirilen atamaların 30 binle sınırlı olması ve bu rakamın içerisinde sözleşmeli statüden kadrolu statüye geçirilecek öğretmenlerin olması, ödül gibi sunulan atamaların eğitim alanındaki sorunların yakınından dahi geçmediği gerçeğini bir kez daha göstermektedir. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu`nun “Her iki öğretmenden biri hükümetimiz tarafından atandı.” ifadesi ise popülizmin ötesine geçememektedir. 26 bin 934‘ü ilk atama, 66‘sı milli sporcu, 3 bini kurum içi – kurumlar arası yeniden atama kontenjanından gerçekleştirilen atamalar karşısında 400 bine yakın öğretmen açığı bulunduğu gerçeği tüm yakıcılığıyla karşımızda durmaktadır. Böylesi büyük bir açık karşısında hiç değilse resmi ağızlardan telaffuz edilen 140 bin öğretmen açığının kadrolu atamalarla derhal giderilmesi gerekmektedir. AKP`nin iktidarda olduğu son 8 yılı aşkın sürede, eğitimde oluşan öğretmen açıklarına paralel olarak, güvencesiz istihdam edilen öğretmen sayısında da tam bir patlama yaşanmıştır. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 29 Temmuz 2010 Perşembe günü yapmış olduğu ve basına da yansıyan açıklamasında “Bugün mezun olan tüm öğretmenlerin, devlet tarafından atanması mümkün değil. Eğitim fakülteleri yılda 40 bin mezun veriyor ve biz de o oranda atama yapıyoruz. Bu yığılmalar bizim dönemimizde değil. Bir yığılma var ve öğretmenlerimiz taleplerinde haklı olabilir. Ama bizim de elimizdeki imkânlar bu çerçevede. Bu ihtiyacımız olan öğretmene baktığımız zaman, bu kadar çok atamayı yapmamız mümkün değil” diyerek, soruna nasıl yaklaştığını göstermiştir. Ülkemizde ciddi bir öğretmen yetiştirme politikası bulunmamaktadır. Öğretmen ihtiyacı ile eğitim fakültelerine öğrenci alımı arasında denge ve uyumu sağlayacak bir koordinasyon yoktur. Bu yıl içerisinde yedi yeni eğitim fakültesinin kurulması, söz konusu eksikliklerin en bariz göstergesidir. Ancak burada tümüyle bir politikasızlıktan söz edilemez. Zira görünen o ki bir yandan öğretmen açıklarını kadrolu istihdam ile kapatmayan MEB, diğer yandan yeni eğitim fakülteleri kurarak çoğalttığı işsiz öğretmen adaylarını güvencesiz istihdama mahkum etmek istemektedir. MEB, böylece mevcut sorunu, güvencesiz istihdamın eğitim sistemimizdeki en temel biçimi olan ücretli öğretmenlik uygulaması ile çözmek istemektedir. Resmi rakamlarla yaklaşık her 10 öğretmenden birinin ücretli öğretmen olduğu gerçeği bu tespiti doğrulamaktadır. AKP`nin genel istihdam üzerindeki politikalarının güvencesizlik temelinde yürütüldüğü günümüzde, Milli Eğitim Bakanlığı`nın da öğretmen istihdamı konusunda izlediği politikaların bu sürece paralel ilerlemesi sorunun boyutlarını daha çarpıcı ortaya koymaktadır. Bakan Çubukçu, gerçekleştirilen atamalarla tablonun küçük bir yanını öne çıkarıp göz boyamaya çalışıyor. Oysa tablonun görmezden geldiği yanında ölümcül bir güvencesizlik bulunmaktadır. Bu durumun en son ve acı örneğini AKP döneminde ataması yapılan ve kanser teşhisi konulduktan sonra tedavisinin 31. gününde sözleşmesi fesih edilerek işten atılan Metin Kurtçu oluşturdu. Sayın Çubukçu, atamalardan bahsederken Metin Kurtçu`ya yaşamının son günlerinde yaşatılanların sorumluluğundan neden bahsetmemektedir? Metin öğretmenin hastalığıyla mücadelesi yetmiyormuş gibi, onu bir de güvencesizlik boyunduruğuna mahkum edenlerin, bugün öğretmen atamalarını bir zafer gibi ilan etmeleri utanç vericidir. Bakan Çubukçu`nun övündüğü hükümeti döneminde sorunların çözümünde sesine kulak verilmesi gereken asıl muhataplarının sesleri çıktığında nasıl bir tabloyla karşılaştığı ise herkes tarafından bilinmektedir. Sözleşmeli öğretmenlerin eylemlerini bitirmeleri yönünde tehdit edilmesi ve kadrolu atama isteyen Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu üyesi öğretmenlerin ellerinin kelepçelenerek gözaltına alınmaları AKP döneminde olmamış mıdır? Daha iki gün önce üniversiteler üzerine gerçekleştirilen rektörler toplantısını protesto eden öğrencilere yönelik uygulanan müdahale halen tüm canlılığıyla belleklerimizde yerini korumaktadır. Güvencesizlere ve öğrencilere uygulanan baskı ve şiddet, Milli Eğitim Bakanının ve Başbakan Erdoğan`ın çizmeye çalıştığı pembe tablonun gerçekleri yansıtmadığını, haklı taleplerini demokratik yollardan duyurmaya çalışanların ne şekilde susturulmaya çalışıldığını açıkça göstermektedir. Eğitim Sen olarak öğretmenlerimizi KPSS ve kopya skandalı ile yeteri kadar mağdur etmiş, yenilenen sınavda da yoğun güvenlik uygulamaları ile rencide etmiş ve güvencesiz çalışma ilişkilerine mahkum ederek sağlıklı yaşam hakkını hiçe saymış tüm sorumluların politikalarına karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü her muhalif sesi şiddetle bastırmaya çalışan politikalar karşısında mücadelemizi dün olduğu gibi bugün de daha kararlı vereceğiz. Sendikamız, öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin geleceğini yoksunlaştıran, yoksullaştıran ve eğitim hizmetinin içini boşaltan politikalara karşı kararlılıkla mücadele etmeye devam edecektir.









