Eşitlik Haklarımızı ve Geleceği İstiyoruz

Evde, İşyerinde Ve Toplumsal Yaşamda Eşitlik İçin Haklarımızı Ve Geleceğimizi İstiyoruz Yarın Değil Bugün…!

Ülkemizde Kamunun tasfiyesine yönelik politikalar, eğitim, sağlık ve sosyal güvelik alanlarında yapılan yasal değişiklerin yol açtığı olumsuzlukların en büyük kurbanı  kadınlardır. Üretimin parçalanması, kadın istihdamını doğrudan etkiliyor. Son yıllarda Türkiye`deki kadın emeğinin istihdamdaki oranı %23`lere gerilerken, kayıt dışı sektörde çalışan kadın oranı, toplam kadın işgücünün %37`sini oluşturuyor. Yoksulluktaki artış, yoksul kadın kitlesini hızla genişleterek kayıt dışı, yasadışı işlere zorluyor.

Devletin sosyal devlet olma rolünü terk etmesini öngören Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası sağlığı hak olmaktan çıkarmaktadır.

Hükümet ILO sözleşmelerindeki eşitlik politikalarına çekince koyarak, kadınların hak ve çıkarlarını görmezlikten geliyor!

Türkiye`nin onayladığı ILO`nun 122 Sayılı “İstihdam Politikası Sözleşmesi”, istihdamda ve  işe almada kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasını içermektedir. Ancak ülkemizde uygulamada ciddi sıkıntılar devam etmektedir. Kamuda çalışanların yaklaşık %34`ü kadındır. Sektörel düzeyde bazı işkollarında kadın oranı oldukça yüksek olmasına rağmen, cinsiyet ayrımcılığı  nedeniyle kadınlar yedek işgücü olarak görülmekte,  bilgi ve birikimi yeterli olduğu halde terfi ve atamalarda mağdur olmakta, yükselememekte, işyerinde şiddete ve tacize maruz kalmakta, yasal korumadan yararlanamamaktadır.

Cinsiyetçi ideoloji eğitim, medya, aile, hukuk gibi tüm kurumlarda yeniden üretilmeye devam ediyor!

Kitle iletişim araçları bizi geleneksel kalıplar içinde sunarak, geleneksel anne ve eş kimliğimizi pekiştiriyor. Kadının ikincil cins olarak yaşamını devam ettirmesi ve birincil görevinin annelik ve ev kadınlığı olduğunu öğütleyen cinsiyetçi işbölümü, her geçen gün daha da  etkinleşiyor.

Ülkemizde kadına yönelik her türlü ayrımcılığın yanı sıra fuhuş, aile içi şiddet, ekonomik, sosyal ve siyasal  şiddet her geçen gün daha da tırmanıyor. Aile içi şiddetin bu kadar yoğun olmasına rağmen, can güvenlikleri ciddi tehlike altında olan kadınların gidebilecekleri hiçbir kurum yada yol bulunmamaktadır.

Türkiye eğitimin bir insan hakkı olduğunu, CEDAW ve Pekin Deklarasyonu gibi anlaşmaları imzalayarak kabul etmiştir!

Tüm iktidar ilişkilerinin yeniden üretiminde kilit rol oynayan eğitim ve okul,  cinsiyete dayalı eşitsizliklerin yeniden üretiminde de önemli bir rol oynar. Aynı ölçüde kadınların güçlendirilmesi sürecinde de etkili bir araç olabilir. Ancak eğitimin her düzeyinde ve içeriğinde, ders kitapları ve materyalleri cinsiyetçi öğeleri barındırmaya devam ediyor. Davranış kalıplarının ve rollerinin sorgulanarak değiştirilmesi, kapsamlı etkin eylem  programlarının geliştirilip uygulanmasına ve sosyal tarafların da konuya sahip  çıkmalarına bağlıdır. Bu gün ülkemizde okur-yazar olmayan nüfusun %66`sını kadınlar oluşturuyor. Özellikle eğitimin paralı hale gelmesi, kız çocukları için bilgiye ve mesleğe ulaşmayı lüks hale getirmiştir.

 Demokrasi için kadınların katılımı zorunludur!

Kendi yaşamımızı ilgilendiren konularda alınan kararlarda sözümüz geçmiyor. Siyasette ve kamusal kurumların yönetiminde yokuz. Eğitimsiz, işsiz, yoksul, sürekli ve sistemli bir baskının tehdidi altında, en temel insan haklarını bile kullanmaktan uzak bir şekilde yaşıyoruz. İş güvencesi açısından en güvenilir ve tercih edilir çalışma alanı olduğu için kamu kesimini tercih ediyoruz. Fakat bütün hizmet sınıflarının iç hiyerarşisinde alt düzeylerde yoğunlaşıyoruz.

Yaşadığımız koşullar doğal ve değişmez değildir!

Yoksulluğun, işsizliğin, göçün, eğitimsizliğin, fuhuş`un, uyuşturucu kullanımının, aile içi ve  toplumsal şiddetin, namus ve töre cinayetlerinin pençesinde kıvranan biz kadınlar; sömürünün, ezilmenin ve dışlanmanın olmadığı; farklılıkların, bütün hak ve özgürlüklerin saygı gördüğü,  eşitlik, özgürlük, dayanışma, adalet ve barış üzerine kurulu bir yaşam istiyoruz.

Yaşanabilir bir dünya kurmak için kadınların evde, işyerinde ve toplumsal yaşamda karşılaştıkları olumsuz koşulları değiştirmek istiyoruz. İş yerinde yaşanan cinsiyet ayrımcılığına, cinsel tacize karşı; iş güvencesinin olmamasına, evdeki hasta, çocuk ve yaşlıların bakımının sorumluluğunu tek başına taşımaya, ücret eşitsizliklerine, kreş ve servis sorununa, mesleki yükselme ve terfilerdeki eşitsizliklere karşı yükselttiğimiz bu sese hükümetin kulak vermesini istiyoruz.

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, yasal anlamda tüm dünyada kadınların siyasal, ekonomik ve kültürel hak ve özgürlüklerini elde ettikleri bir dönem olmuştur!

Ülkemiz, kadın-erkek eşitliğini yasalarına geçirmiş olan ilk devletlerden birisidir. Yine son dönemde demokratikleşme yönünde önemli yasal düzenlemeler gerçekleştirildi. Ancak ataerkil zihniyet,  bu düzenlemelerin de pratikte  yaşam bulmasına karşı direnmeye devam ediyor. Yasalarla uygulama arasındaki açıklık sürdükçe, kadınların yaşamı üzerinde belirleyici olmaya ve zarar vermeye devam eden geleneklerin ve törelerin etkilerinin kırılması da mümkün olmayacaktır.

Biz kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamın içinden dışlandığımız; ayrımcılığa tabi tutulduğumuz bir gerçektir. Bu gerçeği değiştirmenin önemli adımı, Anayasa`da kadınlar lehine daha etkili değişikliklerin yapılmasıdır. Bununla birlikte, kadınlarla ilgili varolan düzenlemelerin ve politikaların  hayata geçirilmesinin sağlanması ve izlenmesi gerekmektedir.  Çağdaş ve demokratik ülke yönetimlerine düşen görev, düzenlemeleri ayrımcılığa uğrayanlar lehine yapmaktır. Yasalarımızda ve mevzuatlarda gerekli düzenlenmelerin yapılması için, kadın Millet vekillerimizin taleplerimize destek vermelerini istiyor ve bekliyoruz.

Biz KESK`li kadınlar, “Eşitlik Haklarımızı Ve Geleceğimizi İstiyoruz” kampanyası çerçevesinde aşağıdaki taleplerimizin hayata geçirilmesi yönünde, hükümetin gerekli önlemleri almasını istiyoruz.

En az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde ve 50`den az çalışanın bulunduğu işyerleri için, çalışma alanına yakın ortak bebek bakım üniteleri ve kreşler açılmalıdır. Doğumdan dolayı ücretsiz izne ayrılan kamu çalışanı kadınların, izinde geçen süreleri emekli kesenekleri devlet tarafından ödenmeli ve emeklilikten sayılmalıdır. İşe almada, terfi ve yükselmelerde olumlu ayrımcılığın uygulanması, kadın istihdamını arttırmaya yönelik istihdam politikalarının oluşturulması yönünde somut adımlar atılmalıdır. Eğitimde cinsiyetler arasında eşitliği sağlamak için; Milli Eğitim Bakanlığında “Eşitlik Komisyonu” oluşturulmalı, eğitimin her düzeyinde ve içeriğinde, ders kitapları ve materyalleri cinsiyetçilikten arındırılarak, toplumsal cinsiyetle ilgili konular ve dersler yer almalıdır. Kız çocukları ve kadınların eğitim hakkını kullanılmalarının  önündeki engelleri kaldırmaya yönelik, destek ve teşvik politikaları hayata geçirilmelidir. Cinsel taciz konusu mesleki eğitimlerin bir parçası olmalı; koruyucu tedbirler alınmalı ve yasal yaptırımların uygulanmasında mağdurun şikayeti yeterli olmalıdır. ILO`nun “Aile Sorumlulukları Olan Kadın ve Erkek İşçilere Fırsat Ve Davranış Eşitliği Sağlanması”na İlişkin 156 sayılı sözleşmesi ülkemiz tarafından bir an önce onaylanmalı ve hayata geçirilmelidir. Anayasadaki “aile” tanımı, boşanmış ve çocuğuyla yaşayan kadınları kapsayacak biçimde genişletilerek yeniden düzenlenmelidir.  Yargı mensuplarına, güvenlik güçlerine, sağlık görevlilerine, öğretmenlere, sosyal hizmet uzmanlarına, psikologlara, hukukçulara,  kadın ve çocuklara karşı şiddet konusunda zorunlu hizmet içi eğitim verilmeli, seminerlerle desteklenmelidir. Yeni Belediyeler Kanunu çerçevesinde, Kadın Sığınma Evleri uluslararası standartlara göre inşa edilerek, faaliyete geçirilmelidir.8 Mart`ta kamu emekçisi kadınlar ücretli izinli sayılmalıdır.

EĞİTİM SEN MERKEZ KADIN SEKRETERLİĞİ

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu