Eğitim Sen 7. Dönem 4. Başkanlar Kurulu Basın Metni

Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç`ın Eğitim Sen 7. Dönem 4. Başkanlar Kurulu öncesinde yaptığı basın toplantısı metni:

Dünya çapında yaşanan kriz süreci, özellikle Türkiye gibi azgelişmiş ülkelerdeki ekonomik, sosyal ve siyasal bunalımın derinleşmesi yönünde etkide bulunma eğilimini giderek güçlendirmektedir. Giderek derinleşen ve etkisini arttıran ekonomik bunalım koşulları mevcut sistem açısından yaşanan olumsuzlukların içinden çıkılmasını gün geçtikçe zorlaştırmaktadır. TÜİK`in son olarak açıkladığı Ocak 2009 verilerine bakıldığında resmi işsiz sayısı 3 milyon 650 kişiye ulaşmış, işsizlik oranı %15,5 gibi tarihi bir düzeye çıkmıştır. Üstelik krizin sürekli derinleşen bir seyir izlemesi, önümüzdeki dönemde işsizlik rakamlarının, özellikle genç ve eğitimli işsiz sayısının daha tehlikeli boyutlara ulaşacağının işaretlerini vermeye başlamıştır.

Maaşlarımızın enflasyon karşısında erimesi, başlıca mal ve hizmetlere peş peşe yapılan zamlar,  kamu emekçilerini de krizin pençesine itmiştir. Bugün borcu olmayan eğitim emekçisi bulmak neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Aldıkları maaş ile ay sonunu bile getirmekte zorlanan yüz binlerce eğitim emekçisi ciddi bir borç batağı içine çekilmektedir. Kuşkusuz sadece kamu emekçileri değil, emekliler, gençler, her kategoriden emeği ile geçinenler, kısacası bütün emek kesimleri, yaşanan krizin yükünden nasiplerini fazlasıyla almışlardır. Eğer kriz bu şekilde devam ederse ve bizler kriz bahanesiyle gündeme getirilecek saldırılara karşı zamanında tepkimizi göstermezsek, sırtımızdaki yük giderek ağırlaşacak; toplumun tüm kesimleri işsizlik, yoksulluk, açlık sorunlarıyla boğuşacak, halkın büyük bir bölümü sağlık ve eğitimden tamamen yararlanamaz hale gelecektir.

Türkiye, ekonomik krizin geniş halk kitleleri üzerindeki yıkıcı etkilerinin her gün daha fazla arttığı, öte yandan ardı arkası kesilmeyen Ergenekon davası ve operasyonlarının güncelleştirdiği ciddi bir demokrasi sınavı ile karşı karşıyadır. Türkiye`nin demokratikleşmesi açısından derin devletin, onunla bağlantılı çete ve organizasyonların açığa çıkarılması ve yargılanması önemlidir. Ancak Ergenekon operasyonlarının gelişim seyri bu yöndeki beklentileri boşa çıkaracak nitelikte gelişmektedir. Türkiye`de Ergenekon operasyonlarının gerçek bir kontrgerilla operasyonu mu, yoksa iktidar partisinin isteklerine göre yönlendirilen siyasi amaçlara mı hizmet edeceği önemlidir. Ergenekon operasyonlarında “dalga sayısı” artıkça yaşananlar giderek daha çok hedef saptırıcı hale gelmiştir. Ergenekon operasyonunun bir ayağını oluşturan çete operasyonları, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar ve suikastlarla bağlantılı olanlar ve kuyulardan çıkan insan cesetleri ortadayken, diğer taraftan Prof. Dr. Türkan Saylan gibi hiçbir darbe girişimi ve kontra cinayetlerle ilgisi olmayacak kişilerin gözaltına alınması dikkat çekicidir.

Demokratikleşme alanında sorunlar giderek artarken, eğitimde yaşanan sorunlar yakıcılığını sürdürmektedir.  Zorunlu din dersi uygulaması yargı kararlarına rağmen devam etmekte özellikle Alevi öğrencilere yönelik ayrımcı uygulamalar sürmektedir. TÜBİTAK`a bağlı Bilim ve Teknik dergisinde Charles Darwin`in 200. doğum yıldönümü dolayısıyla yayınlanmak üzere olan kapak dosyasının sansürlenmesi, AKP iktidarı döneminde eğitim alanında güçlenen evrim karşıtı faaliyetleri tamamlar nitelikte bir uygulama olmuştur. Son yıllarda Yaratılışçılık adı altında okullarda Milli Eğitim Bakanlığı`nın teşvikiyle “zorunlu” konferanslar veren bir ekibin evrim kuramı hakkında yazan, düşünen tüm kesimler üzerinde başlattığı “cadı avı” düşünüldüğünde, bütün bu yaşananların münferit olmadığını görmek kolaylaşmaktadır. Bu sistemli bir politikadır. Türkiye`de AKP Hükümeti döneminde Darwin ve Evrim Kuramı`nın gündemleşmesi engellenmektedir. TÜBİTAK`ta yaşananlar, bu durumu bir kez daha kanıtlamıştır.

Eğitim politikalarında yaşanan olumsuzluklar her alanda etkisini göstermektedir. Örneğin ilkokul öğretmenlerinin sağlık ve sosyal gereksinimlerini karşılamak amacıyla, yardımlaşma amacı ile kurulmuş olan İLKSAN`ın bugün ne duruma getirildiği herkes tarafından bilinmektedir. İLKSAN bugünkü yapısıyla öğretmenlerinin gereksinimlerini karşılamaktan uzaktır. İLKSAN, temel işlevlerini yitirmiş olmanın da ötesinde, eğitim emekçilerinin aidatları üzerinden birikim sağlanarak iktidar çevrelerine ve yandaşlarına rant sağlama aracı haline getirilmiştir. Eğitim Sen İLKSAN`ın kapatılmasını ve üyelerin alacaklarının nemalandırılarak bir seferde hak sahiplerine ödenmesini savunmaktadır.

Ek ders ücretlerinin ödenmesi ile ilgili sorunlar tüm öneri ve çabalarımıza rağmen sürmektedir. Ek ders ücretleri pek çok ilde ödenmesi gereken zamandan sonra ödenmekte ve bu durum kriz nedeniyle geçimi daha da zorlaşan eğitim emekçilerini olumsuz etkilemektedir. Yine hafta içinde rahatsızlığı nedeniyle bir günlük sevk alan eğitim emekçilerinin tüm hafta alacağı ek dersin kesilmesi önemli hak kayıpları yaratmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı eğitim emekçilerinin mağdur olmasına neden olan her türlü uygulama ve düzenlemeden vazgeçmeli, eğitim emekçileriyle uğraşmayı bırakıp yaşanan sorunlara çözüm aramalıdır.

Yükseköğretim sistemi önemli sorunlarla boğuşurken YÖK`ün öğrenci sayısı 40 binin üzerinde olan üniversiteleri bölme girişimini tehlikeli ve üniversiteler üzerindeki denetimi arttırmaya yönelik, anti demokratik bir müdahale olarak ortaya çıkmıştır. YÖK`ün kurulduğundan bu yana üniversiteler üzerinde “demokles`in kılıcı” gibi sallandığı, üniversitelerin yıllardır kışla zihniyeti ile yönetilmek istendiği bilinmektedir. Bu açıdan bakıldığında bugün üniversitelerde yaşanan sorunların çözümünün “üniversiteleri bölme” olmadığı açıktır. YÖK`ün bu ve benzeri konularda kafasının arkasında hep farklı hesaplar olmuştur. Bunun örneklerini doktorasını bitirmiş asistanların 50/d maddesi nedeniyle işsiz kalacak olmaları ya da tıp fakültelerinde yapılmak istenen zorunlu rotasyon uygulamalarında görmek mümkündür. Eğitim Sen üniversitelerde yaşanan tüm sorunlara karşı hem tek tek, hem de bir bütün olarak hem hukuki, hem de örgütsel çalışmaları bir bütün olarak yürütmeye devam edecektir.  

Eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarına dair faaliyetlerimiz, Nisan ve Mayıs aylarında yoğunlaşacak sürecektir. 24 Nisan tarihinde, YÖK`ün öğretim elemanlarının atanmasına yönelik yeni yönetmeliği ve kurul kararına göre, üniversitede doktoralarını tamamlayan binlerce araştırma görevlisinin kadroya geçmek yerine işsiz kalma tehdidiyle karşı karşıya kalmasına karşı YÖK önünde genç akademisyenlerin gelecek kaygısı yaşamadan iş güvenceli olarak çalışabilmeleri için merkezi ve kitlesel bir eylem yapılacaktır. Yine Nisan ayından itibaren eğitim hakkına yönelik olarak gerçekleşen çok yönlü saldırılara karşı çalışmalar yoğunlaştırılacak, Mayıs ayı sonlarında merkezi düzeyde kitlesel eylemler yapılacaktır.

Eğitim Sen, başta eğitim sistemi olmak üzere toplumun genelinde etkisini hissettiren temel sorunları gündeme getirmek için eğitim ve bilim işkolunda çalışanlar olarak, başta eğitim alanında yaşanan olumsuzluklar olmak üzere, emekçilere dayatılan kriz reçeteleri ve anti demokratik uygulamalar karşısında sessiz kalmamış, ancak Milli Eğitim Bakanlığı`nda sorunlarımızı içeren dosyayı inceleyip yanıt verme zahmetine bile girmemiştir. Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Sen`e karşı böylesi bir tavır gösterirken, eğitim işkolunda Hükümete yakın olan sendikayla eğitim emekçilerinin sorunlarını tartışmayı tercih etmektedir.

Hükümetin 1 Mayıs`ta emekçilere karşı takınacağı tavır, örneğin 1 Mayıs`ın tatil ilan edilmesinde ne kadar samimi olduklarını gösterecektir. 1 Mayıs`ın İstanbul`da Taksim`de ve tüm Türkiye`de, krizden doğrudan etkilenen her yerde tarihsel-güncel anlam ve önemine uygun olarak yaygın ve kitlesel kutlanması, geleceğe yönelik daha somut adımların atılması açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Taksim meydanının polis günü kutlamalarında polislere açılırken işçi ve emekçilere kapatılmak istenmesi dikkat çekicidir. Eğitim ve bilim emekçileri, 1 Mayıs`ın resmi tatil olmasını yeterli görmemekte, 1 Mayıs`ın Türkiye`nin her yerinde alanlarda, herhangi bir engelle, yasaklarla karşılanmaksızın kutlanmasını talep etmektedir.
 
Önümüzdeki süreçte mücadelenin seyrini, TİS süreci, kamu personel rejiminde yapılmak istenen değişiklikler, kamu emekçilerinin ve işçilerin tarihlerinde hiç olmadığı kadar kapsamlı saldırılarla karşı karşıya bulunması belirleyecektir. Üstelik bu saldırı dalgasının, öncekilerden daha kapsamlı ve muhtemel sonuçları itibariyle daha yıkıcı olacağını tahmin etmek güç değildir. Dolayısıyla saldırıya karşı, sadece kamu emekçilerinin değil, tüm emek ve demokrasi güçlerinin önceden belirlenecek somut bir mücadele stratejisi ve bu stratejiye dayanan bir mücadele programı eşliğinde gerçekleştirilecek birleşik mücadelenin gerçekleştirilmesi bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bu durum, mücadelede birliğini sağlamış sendikaların diğer emek örgütleriyle birlikte hem yerellerde hem de ulusal ve uluslararası düzeyde ortak hareket etmesi bakımından daha fazla sorumluluk yüklemektedir.

Başkanlar Kurulumuzun önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına uygun kararlar alacağına inanıyor hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu