Eğitim Sen Merkez Yönetim Kurulu’nun “AKP’nin Gölgesi Eğitimde Yaşanan Sorunları Kapatmaya Yetmiyor” basın açıklaması metnidir:
Yaklaşan genel seçimler öncesinde eğitimde yaşanan sorunlar hız kesmeden sürmektedir. Bu sorunları dillendirenler ise AKP`nin tehdit ve baskılarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Çünkü AKP popülist maskesini yüzüne takmış ve tüm gücüyle yaşananların üzerini kapatmaya çalışmaktadır. Ancak yaşananlar bu maskeleri bir bir düşürmeye yetmektedir. YGS`de yaşanan şifre skandalı sonrasında “tatmin olduk” açıklamalarıyla süreci ört bas etme girişimlerine soyunanlar bağımsız olduğu ifade edilen yargı kararlarıyla kendilerini haklı çıkarmaya çalışmaktadırlar. Halen ikna olması gerekenin kendileri olduğunu sananlar büyük bir yanılgı içerisinde olduklarının farkında dahi değillerdir. Çünkü savcılık makamının YGS soruşturmasıyla ilgili kararı sorunun asıl muhataplarını ikna etmeye yetmemiştir. KPSS`de yaşanan kopya skandalında somut delillerin bulunmasına rağmen sonuca ulaşamayan savcılık makamının çok kısa bir sürede YGS`de kopya olmadığı noktasında tatmin olması düşündürücü boyuttadır. Başbakan Erdoğan`ın YGS ile ilgili olarak medyayı, gençlerimizi ve demokratik tepkilerini gösterenleri asıl suçlu olarak göstermesi ise trajikomik bir durumdur. Her defasında “süreci siyasallaştıranlar var” diyen Erdoğan`ın diğer taraftan daha yargı kararlarını beklemeden “tatmin oldum” ifadesiyle yaşananları tartışmaya kapatmak istediğini hatırlamak, kimin süreci siyasallaştırdığını görmek adına açıklayıcı olacaktır. “Kimsenin asla hakkı yenmez” diyen Başbakan`ın, ekonomik şartlarından dolayı dershaneye gidemeyen ya da bir taraftan çalışıp diğer taraftan okumak zorunda kalan gençlerimizin mağduriyetini görmek ve duymak istememesi anlaşılırdır. Yaklaşan seçimler öncesinde miting alanlarına taşınan insanların destek çığlıklarıyla sarhoş olan bir Başbakan elbette ki dershane parasını ödeyemeyen gencecik hayatların ya da ataması yapılmayan, işsiz öğretmenlerin mahkum edildikleri koşullara karşı isyan çığlıklarını duymak istemeyecektir. Reddi hakim talebinden dolayı Ankara 7. İdare Mahkemesi`nin YGS`nin iptali davasını gerçekleştirilecek Lisans Yerleştirme Sınavı(LYS)`ndan sonra karara bağlanacağı gerçeği ise tüm yetkili kurum ve kişilerce görmezden gelinmektedir. Ancak asıl görmezden gelinen gerçek gençlerimizin geleceğinin ipotek altına alındığıdır. Bu sürecin siyasal sorumluluğu AKP`de idari sorumluluğu da ÖSYM Başkanı Ali Demir`dedir. Mahkemenin verebileceği olası iptal kararının ceremesini ise “tatmin olanlar” değil gençlerimiz ve aileleri çekecektir. Dolayısıyla süreci bu hale getirenlerin halen nutuklar atıyor olmaları kabul edilemez bir durumdur. YÖK Genel Kurulu`nda görüşülmesi planlanan ÖSYM Başkanı Ali Demir hakkındaki soruşturma izninin genel seçimlerden sonraya bırakılmak istenmesi de AKP`nin siyasal tavrından başka bir şey değildir. Diğer taraftan yaşananlar AKP`nin devletin tüm birimlerini ele geçiren kadrolaşmasını ve iktidarını perçinleyen parti/devlet bütünleşmesinin yaşandığının da bir göstergesidir. Dolayısıyla “akademik hırsızlık” yaptığı iddia edilen birisini ÖSYM Başkanlığı`na atayan ve koruyanın da AKP olması daha anlaşılır olmaktadır. Yeniden yapılandırılan ÖSYM Başkanlığı`na ciddi yetkilerle getirilen birinin, ÖSYM üzerinden yürütülen merkezi sınav hizmetinin iyi örgütlenmesi ve işlemesi için gerekli eylem ve işlemleri gerçekleştirmesi açısından sorumluluklarını unutarak hareket etmesi başlı başına bir skandaldır. Bu nedenledir ki süreci belirsizliğe mahkum eden ÖSYM Başkanı`nın yaşananların sorumluluğunu kendisi dışında yerlerde araması manidardır. Ancak bilinmelidir ki krizi fırsata çevirerek kendilerini çeşitli bahanelerle aklamaya çalışanlara sendikamız izin vermeyecektir. Eğitim sistemini tamamen sınav odaklı hale getirenler gençlerimizin mahkum edildiği bu koşulların asıl sorumlularıdır. Çünkü eğitim sistemi sınav cenderesinden kurtarılmadığı sürece bu cadı kazanı kaynamaya devam edecek, birileri her zaman bir adım önde olacaktır. Gençlerimize yaşatılan eziyet dışında bir miras bırakılması da mümkün olmayacaktır. Her geçen gün içten içe çürüyerek bir enkaz haline getirilmiş eğitim sistemimiz ise eğitim ve bilim emekçilerinin çabaları ile okullarda yürütülmeye çalışılmaktadır. Eğitim sisteminin omurgasını sınavların oluşturmasıyla birlikte şüphesiz eğitimin niteliği de olumsuz olarak etkilenmektedir. Eğitimin niteliğini belirleyen en önemli etkenlerden birisi ise öğretmenin niteliğidir. AKP`nin öğretmenlerimize verdiği önem ise popülizmin ötesine geçememekte; öğretmenleri işsizliğe, güvencesiz çalışma koşullarına ve düşük ücretlere mahkum etmektedir. Sayıları 400 bine yaklaşan ataması yapılmayan ve işsiz öğretmen gerçeği karşısında, AKP`nin gerçekleştirdiği öğretmen atama sayıları işsizler ordusunun gölgesine dahi yaklaşamamaktadır. AKP`nin genel seçimler öncesinde daha önceki kararından çark edip oy kaygısıyla gerçekleştireceği 30 bin atama sembolik düzeyde kalmaktadır. Resmi ağızlardan sarf edilen 140 bine yakın öğretmen açığına karşılık 30 bin öğretmen alımı, özellikle de seçimlerden hemen önce bunun gerçekleştirilmesi AKP`nin asıl derdinin oy kaygısı olduğunu göstermektedir. Ancak AKP`nin ödül gibi sunduğu atamalar eğitim alanındaki sorunların ve resmi ağızlardan ifade edilen öğretmen açıklarının yakınından dahi geçmemektedir. Özellikle gerçekleştirilecek atama sayılarında branşlar arasındaki farklılığın ihtiyaçlara oranla ne kadar gerçekçi olduğu da tartışmalıdır. 251 felsefe, 274 biyoloji öğretmenine karşı 1668 din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni alımında bulunulması dikkat çekicidir. Özellikle zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması yönünde ciddi talepler bulunurken Milli Eğitim Bakanlığı`nın bu ihtiyacı neye göre belirlediği ise cevabını bekleyen bir sorudur. Ataması yapılmayan öğretmen sayısı her yıl artarken yeni eğitim fakülteleri açanların plansız politikaları sorunları çözmekten ziyade yeni sorunlar yaratmaktadır. Yapısal sorunları olan eğitim sistemini günü birlik politikalarla geçiştirmek geleceğimize vurulmuş en büyük darbe olmaktadır. AKP`nin popülist söyleminde sürekli öne çıkardığı sosyal devlet vurgusuna rağmen parasız eğitim pankartı açan öğrencilerin tutuklanarak cezaevine gönderilmesi AKP`nin ileri demokrasisinin ifadesidir. Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu`nun Dilovası`nda anne sütünde çinko ve kurşun gibi ağır metalleri tespit ettiğini açıkladıktan sonra yaşananlar da bu durumdan farklı değildir. Dilovası ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından Onur Hamzaoğlu hakkında “Halkı paniğe sevk etmek” sebebiyle dava açılması, AKP`nin kendisini gördüğü rüyadan uyandıranlara verdiği tepkiyi göstermektedir. Onur Hamzaoğlu “insan, hekim ve akademisyen olarak topluma karşı temel görevini yerine getirdiği için” yargılanmak istenmektedir. AKP`nin siyasi ve ekonomik çıkarlarına teslim olmayarak toplumsal sorumluluklarını yerine getirdiği için susturulmak istenmektedir. Dolayısıyla yargılanan sadece Onur Hamzaoğlu değil Türkiye`nin toplumsal sorunlarına ışık tutması gereken üniversitelerimizin onurudur. Eğitim Sen olarak geleceğimizin bu enkazın altında yok olmaması için acil adımlar atılması zorunluluğunun bilincindeyiz. Bu amaçla Eğitim Sen 8. Olağan Genel Kurulu sonrasında oluşturulan Merkez Yönetim Kurulumuz kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim hizmetinin demokratik yaşam, güvenceli iş ve güvenceli gelecek taleplerimiz etrafında gerçekleşebilmesi adına mücadelemize dün olduğu gibi bugün de kararlılıkla devam edeceğiz. Önümüzdeki dönem içerisinde sendikamız AKP`nin eğitim politikalarına teslim olmayacak ve her türlü baskı ve politikalarına karşı dimdik ayakta duracaktır. Eğitimin niteliğinin öğretmenin niteliğiyle doğru orantılı olduğu gerçeğinden hareketle 1 Haziran 2011 Çarşamba günü öğretmen atamalarıyla ilgili olarak taleplerimizi kamuoyuyla paylaşacağız.









