Eğitim Emekçileri Ünvanlara Bölünerek Yoksulluk Yönetilemez!

11 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle il millî eğitim müdür yardımcıları, ilçe millî eğitim müdürleri ve belirli koşulları taşıyan şube müdürlerine ilave özel hizmet tazminatı; eğitim müfettişleri ile eğitim müfettiş yardımcılarına ise ek ders ücreti ödenmesi kararlaştırılmıştır.

Eğitim Sen olarak; her eğitim emekçisinin yaptığı işin, taşıdığı sorumluluğun ve harcadığı emeğin karşılığını almasını savunuyoruz. Ancak milyonlarca kamu emekçisinin ücretleri açlık ve yoksulluk sınırları karşısında hızla erirken yalnızca belirli ünvanlara yönelik düzenlemeler yapılmasını, ücret adaletinin sağlanması olarak kabul etmiyoruz.

Bugün eğitim emekçilerinin yaşadığı temel sorun, birkaç ünvanın tazminat oranının düşük olmasıyla sınırlı değildir. Öğretmenler, akademisyenler, memurlar, teknisyenler, hizmetliler ve eğitim alanının bütün emekçileri ağır bir geçim kriziyle karşı karşıyadır. Kiralar, ulaşım giderleri, gıda ve temel tüketim harcamaları ücret artışlarının çok üzerinde yükselirken kamu emekçilerine sürekli olarak daha fazla sabretmeleri söylenmektedir.

Bu koşullar altında yapılan kısmi düzenlemeleri “olumlu bir adım” olarak sunmak, iktidarın kamu emekçilerini ünvanlara, hizmet yıllarına ve kadrolara göre birbirinden ayıran ücret politikasını meşrulaştırmaktadır. Sorun, düzenlemenin kapsamının biraz daha genişletilmesi değildir. Sorun, kamu emekçilerinin ortak kayıplarını görmezden gelen, bir kesime geçici ödeme yaparken geniş çoğunluğu yoksulluğa mahkûm eden anlayışın kendisidir.

Üstelik düzenlemenin bazı yönetici kadroları bakımından daha önce öğretmen ünvanlı kadroda görev yapmış olma koşuluna bağlanması, aynı işi yapan çalışanlar arasında yeni eşitsizlikler yaratmaktadır. Hizmet süresine ve geçmişte bulunulan kadroya göre değişen ödemeler, eşit işe eşit ücret ilkesini zedelemekte; işyerlerinde adalet değil, yeni ayrımlar üretmektedir.

Eğitim emekçileri arasında ücret adaleti, ek ders ve tazminat kalemlerinin çoğaltılmasıyla sağlanamaz. Ek ödemelere dayalı ücret sistemi, çalışanların bugünkü gelirlerini parçalı hale getirirken emekli aylıklarını da sistematik biçimde düşürmektedir. Bu nedenle geçici ve emekliliğe yansımayan ödemeler yerine bütün mali hakların taban aylığa yansıtıldığı, güvenceli ve emekliliği de kapsayan bir ücret sistemi oluşturulmalıdır.

Yıllardır toplu sözleşme masasında kamu emekçilerinin kayıplarını giderecek sonuçlar üretmeyenlerin, iktidarın dar kapsamlı düzenlemelerini kendi mücadelelerinin kazanımı gibi sunmaları gerçeği değiştirmemektedir. Kamu emekçilerinin alım gücü düşmüş, ücretleri reel olarak gerilemiş, çalışma koşulları ağırlaşmıştır. Yetkili olduklarını söyleyen sendikaların görevi iktidarın attığı her sınırlı adımı alkışlamak değil, kamu emekçilerinin taleplerine odaklanmaktır.

Asıl yapılması gereken, ayrım gözetmeksizin kamu emekçilerinin tamamının ekonomik taleplerinin karşılanması ve yaşanan kayıpların telafi edilmesidir. Bu noktada konfederasyonumuz KESK’in yürüttüğü “Yüzde 35 Ek Zam İstiyoruz” mücadelesi, tüm kamu emekçilerinin insanca yaşayabileceği bir ücret düzeyine ulaşması için verilen ortak bir mücadelenin ifadesidir.

2026 yılı Temmuz ayından itibaren maaşlara, enflasyon farkından bağımsız olarak yüzde 35 ek zam yapılmalıdır.

İlave seyyanen ödeme başta olmak üzere bütün ek ödeme ve tazminatlar taban aylığa yansıtılmalı, emeklilikte yaşanan gelir kaybına son verilmelidir.

Eğitim emekçilerinin ek ders ücretleri günün ekonomik koşullarına göre artırılmalı; ek ders, temel ücretin yerine geçirilen bir geçim aracından çıkarılmalıdır.

Aynı işi yapanlar arasında ünvan, kadro, hizmet yılı veya geçmiş görevler gerekçe gösterilerek oluşturulan ücret farklılıkları kaldırılmalı; eşit işe eşit ücret ilkesi hayata geçirilmelidir.

4688 sayılı yasa, kamu emekçilerinin grevli toplu pazarlık hakkını güvence altına alacak biçimde değiştirilmelidir. Kamu emekçilerinin ücret ve çalışma koşulları, iktidarın tek taraflı kararlarıyla ya da etkisiz toplu sözleşme mekanizmalarıyla değil, gerçek ve özgür toplu pazarlık yoluyla belirlenmelidir.

Eğitim emekçileri ayrıcalık değil, emeklerinin karşılığını istemektedir. Birkaç ünvana yapılan sınırlı ödemelerle eğitim alanındaki büyük ücret adaletsizliği gizlenemez. Bizi ünvanlara ayırarak yoksulluğu yönetmelerine izin vermeyeceğiz.

Bütün eğitim ve bilim emekçilerini, kamu emekçilerinin ortak talepleri etrafında birleşmeye; yüzde 35 ek zam, bütün ek ödemelerin taban aylığa yansıtılması ve grevli toplu pazarlık hakkı için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

Yoksullukta Değil, Haklarımızda ve Mücadelemizde Birleşeceğiz!

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu