Kamu kurumlarında görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarında liyakat ilkesinin uzun süredir yok sayıldığını yıllardır ifade ediyoruz. Ne yazık ki mülakat uygulamaları, kamuda adil ve nesnel bir değerlendirme yöntemi olmaktan çıkarılmış; kayırmacılığın, siyasi kadrolaşmanın ve keyfi atamaların aracı haline getirilmiştir. Açıklanan her yeni sınav sonucu da bu tespitimizi bir kez daha doğrulamaktadır.
Mülakat uygulamasının nesnel, ölçülebilir ve denetlenebilir olmaktan çıkarılması, kamu personel sisteminde adalet duygusunu derinden zedelemekte; kamu emekçilerinin yıllara dayanan birikimini, emeğini, deneyimini ve yazılı sınav başarısını yok saymaktadır. Bu durum, yükseköğretim kurumlarındaki görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinde de açık biçimde karşımıza çıkmaktadır.
Son olarak İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da gerçekleştirilen görevde yükselme sınavlarının sözlü sınav sonuçları, mülakatın liyakati esas alan bir değerlendirme aracı olarak kullanılmadığını açıkça ortaya koymuştur. Yazılı sınavdan 84,84 puan alan bir adayın mülakatta 65 puan verilerek değerlendirme dışı bırakılması; buna karşılık yazılı sınavdan 76,76 puan alan bir adaya mülakatta 95 puan verilerek atanmasının sağlanması, sürecin ne kadar keyfi işletildiğini göstermektedir. Benzer biçimde yazılı sınavdan 78,78 puan alan başka bir adaya mülakatta 89 puan verilmesi de sözlü sınavların objektif ölçütlerden çok, önceden belirlenmiş tercihleri hayata geçirmenin aracı haline getirildiği yönündeki kaygıları güçlendirmektedir.
Üstelik bu uygulamalar yeni değildir. 2021 yılında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’da yapılan sözlü sınav sonucunda 16 vekil müdürün asil kadrolara atanması, o dönem de ciddi soru işaretleri yaratmıştı. Aradan geçen yıllara rağmen aynı anlayışın sürdüğü görülmektedir. Bu kez de vekil olarak görev yapan 13 kişinin sözlü sınav aracılığıyla asil kadrolara geçirilmesi, kayırmacılığın istisnai bir uygulama değil, kurumsallaştırılmak istenen bir yönetim anlayışı haline getirildiğini göstermektedir.
Benzer şekilde İstanbul Üniversitesi’nde yaşananlar da mülakat uygulamasının liyakat ilkesini nasıl etkisizleştirdiğini göstermektedir. Geçmiş yıllarda yazılı sınav başarısının belirleyici olduğu ve en yüksek puanı alan adayların atandığı bir uygulama esas alınırken, bu yıl bu hakkaniyetli yaklaşımın terk edildiği görülmektedir. Yazılı sınavdan 92 puan alarak birinci olan aday yerine, yazılı sınavdan 84 puan alan bir adayın mülakatta 95,60 puan verilerek birinci sıraya yükseltilmesi; yazılı sınavdan 90 puan alarak ikinci olan aday yerine ise yazılı puanı 82 olan bir adayın mülakatta 95,20 puan verilerek ikinci sıraya taşınması, yazılı sınav başarısının ve liyakat ilkesinin açıkça devre dışı bırakıldığını ortaya koymaktadır. Bu tablo, görevde yükselme süreçlerinde emek, deneyim ve başarı yerine sadakat, yakınlık ve keyfi tercihlerin belirleyici hale getirildiği yönündeki kaygıları daha da güçlendirmektedir.
Şeffaflıktan yoksun bir değerlendirme sürecinde liyakatten söz etmek mümkün değildir. Mülakat komisyonlarının hangi soruları sorduğunun bilinmediği, her adaya eşdeğer güçlükte soru yöneltilip yöneltilmediğinin açıklanmadığı, puanlamanın hangi somut ve nesnel ölçütlere göre yapıldığının kamuoyuyla paylaşılmadığı bir sınav sürecinin adil olması beklenemez. Yazılı sınavda yüksek başarı gösteren adayların keyfi mülakat puanlarıyla elenmesi, buna karşılık belirli adayların yüksek sözlü puanlarla öne çıkarılması; kamu yararı, eşitlik, tarafsızlık ve liyakat ilkeleriyle açıkça bağdaşmamaktadır.
Eğitim Sen olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Mülakat uygulaması, kamu personel sistemindeki en ağır liyakat sorunlarından biridir. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve İstanbul Üniversitesi’nde yapılan görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının tüm aşamaları; sözlü sınav soruları, puanlama ölçütleri, adaylara yöneltilen soruların eşitliği, komisyonların oluşumu ve değerlendirme süreçlerinin bağımsızlığı başta olmak üzere bütün yönleriyle şeffaf biçimde incelenmelidir.
Eğitim Sen olarak bu sürecin takipçisi olacak; adalet ve liyakat talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Kamu emekçilerinin emeğini, hakkını ve geleceğini yok sayan kayırmacı anlayışa karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Mülakat kaldırılmalı; görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinde yazılı sınav başarısı, hizmet süresi, deneyim ve nesnel ölçütler esas alınmalıdır. Kamu kurumlarında kayırmacılığa, mülakata ve siyasi kadrolaşmaya son verilmeli; liyakate dayalı, şeffaf ve adil bir personel sistemi kurulmalıdır.










