Yoksulluğa, Güvencesizliğe ve Angaryaya Karşı; Haklarımız ve Geleceğimiz İçin 14 Ocak’ta İş Bırakarak Alanlara Çıktık

Türkiye’de kamu emekçileri ve işçiler yalnızca maaşların enflasyon karşısında eridiği derin bir ekonomik krizle değil; hakların gasp edildiği, sendikal özgürlüklerin budandığı ve grev hakkının fiilen ortadan kaldırıldığı çok yönlü bir siyasal kuşatmayla karşı karşıyadır. Bugün yaşadığımız yoksulluk tesadüfi değil; bilinçli bir siyasal tercih, bir yönetme ve itaat üretme aracıdır.

Emekçilerin geçim mücadelesi her geçen gün ağırlaşmakta; eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi en temel haklar dahi erişilemez hale gelmektedir. Bu tablo yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda derin bir demokrasi krizidir. Hukukun keyfileştiği, adalet duygusunun aşındığı, emekçilerin iradesinin yok sayıldığı bir düzende ne insanca bir yaşam mümkündür ne de kalıcı bir toplumsal barıştan söz edilebilir.

Kamu emekçileri, siyasal iktidarın krizi yönetme tercihlerinin bedelini bilinçli biçimde yoksullaştırılarak ödemeye zorlanmaktadır. Hakem Kurulu dayatmasıyla sonuçlanan toplu sözleşme süreci, TÜİK’in gerçeklerle bağdaşmayan enflasyon verileri ve ardından gelen göstermelik maaş artışları; yoksulluğun artık kurumsallaştırıldığını açıkça göstermektedir.

Maaşlar daha cebe girmeden kiraya, faturalara, vergilere ve zam yağmuruna gitmekte; eğitim ve bilim emekçileri her ay biraz daha yoksullaşmaktadır. Buna karşın sermaye teşvikleri, faiz ödemeleri ve rant projeleri için kamu kaynakları sınırsızca seferber edilmektedir.

Eğitim Sen olarak biliyoruz ki bugün sahip olduğumuz hiçbir hak, salonlarda lütfedilmemiştir. Haklarımız; fiili, meşru ve demokratik mücadelelerle kazanılmıştır. Bu mücadele geleneği yalnızca geçmişin mirası değil; bugünün ve yarının pusulasıdır.

Biliyoruz ki saldırılar sürecektir. Emekçileri yoksulluğa, güvencesizliğe ve biata mahkûm etmek isteyen bu düzen; ancak geri adım atmadığımızda durdurulabilir. Bu nedenle mücadeleyi büyütmek, işyerlerinde örgütlemek, alanları doldurmak ve sesimizi yükseltmek; yalnızca sendikal değil, demokratik ve tarihsel bir sorumluluktur.

Bu mücadele yalnızca bugünün değil; demokratik, eşit ve barış içinde bir geleceğin mücadelesidir. Mücadele ertelenemez. Çünkü bugün ertelenen mücadele, yarın çok daha ağır bedellerle karşımıza çıkar.

Taleplerimiz nettir:

  • Gelir vergisi dilimleri %10’da sabitlensin. Maaşlarımız yılın ortasında vergiyle kuşa çevrilmesin.
  • Enflasyon farkı aylık olarak maaşlara yansıtılsın. Geçim kaybı bir sonraki aya bırakılmadan telafi edilsin.
  • Tüm kamu emekçilerine en az %20 ek zam yapılsın. Emeğimizin değeri insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılsın.
  • Ek ders ücretleri en az iki katına çıkarılsın. Ek ders, ek sömürü değil; karşılığı ödenen emek olsun.
  • TYMM kapsamında getirilen öğrenci gelişim raporu ve benzeri tüm angarya uygulamalar iptal edilsin. Eğitim emekçileri veri girişi memuru değildir.
  • Ek ders, seyyanen zam, tazminat ve tüm yan ödemeler taban aylığa yansıtılsın. Emekliliğe yansımayan ücret artışlarına son verilsin.
  • Yükseköğretim tazminatı ve geliştirme ödeneği, tüm yükseköğretim emekçilerine ödensin.
  • Tüm idari, teknik ve yardımcı hizmet emekçilerine 3600 ek gösterge verilsin.
  • Haksız ve hukuksuz biçimde KHK’lerle ihraç edilen tüm arkadaşlarımız görevlerine iade edilsin.
  • Kadınlara yönelik şiddete, tacize ve katliamlara karşı yaşamlarımıza ve haklarımıza sahip çıkılsın. ILO’nun 190 sayılı “İş Yerinde Şiddet ve Tacizin Önlenmesi” sözleşmesi imzalansın.

Ayrıca;

  • Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli, kadrolu ve güvenceli istihdam esas alınmalıdır.
  • Eğitim emekçileri üzerindeki performans, denetim ve baskı politikaları kaldırılmalı; mesleki özerklik güvence altına alınmalıdır.
  • Kamusal, bilimsel, laik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim anlayışı eğitim sisteminin temel ilkesi haline getirilmelidir.
  • Eğitimde tasarruf politikaları terk edilmeli; nitelikli, eşit ve kamusal bir eğitim için gerekli bütçe ayrılmalıdır.
  • Demokratik bir çalışma yaşamı için grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren bir sendika yasası çıkarılsın.

Bugün ortaya koyduğumuz irade; yoksulluğa, güvencesizliğe, angaryaya ve dayatılan geleceksizliğe karşı örgütlü mücadelenin açık ilanıdır. Yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm edilmeye karşı üretimden gelen gücümüzü kullanarak 14 Ocak’ta iş bıraktık, emeğin örgütlü gücünü alanlara taşıdık.

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!

Yaşasın Eğitim Sen!

Yaşasın KESK !

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu