23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı`nın 95. yılı kutlanıyor. Türkiye, dünyada çocuk bayramı olan tek ülke olmakla övünse de Türkiye`de çocukların yaşadığı sorunlar, karşı karşıya kaldığı tehditler ve tehlikeler her geçen gün artmaktadır.
Siyasi iktidar çocuklarımıza, sosyal devletin tümüyle ortadan kalktığı, eğitimin, sağlığın özelleştirildiği, toplumun büyük çoğunluğunun açlık sınırının altında yaşadığı bir gelecek, daha doğrusu geleceksizlik vaat etmektedir. İktidarın “Yeni Türkiye”sinin çocuklara vaat ettiği gelecek tehlikeli ve karanlıktır. Türkiye`de yaşanan ekonomik, demokratik ve siyasal sorunlara kalıcı çözümler üretmeden çocuklarımıza güvenli bir gelecek bırakabilmek mümkün değildir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında her yıl göstermelik olarak resmi kutlamalar yapılıyor olsa da çocukların özgür olmadığı bir ülkede sembolik bayram kutlamaları yapmanın hiçbir anlamı yoktur.
Çocuk haklarına saygı duyulduğu, uluslararası sözleşmelerin çekincesiz yerine getirildiği ve hiçbir çocuğun yaşam hakkı başta olmak üzere temel haklarının ihlal edilmediği bir ülkede gerçek bayramların kutlanması için mücadele ediyoruz.
Eğitim Sen olarak çocuklarımızın hiçbir siyasi hesaba kurban edilmemesi gereken temel haklarının vazgeçilemez olduğunun farkındayız. Her gün çocuklarla birlikte olan biz eğitim ve bilim emekçileri; ‘özgürlük, demokrasi, adalet ve barış yoksa bayram da yok` diyoruz.
Çocukların Yaşam Hakkına Bile Saygı Duyulmuyor!
Yapılan ayrımlar sonucunda çocukların göz göre göre ölüme gönderildiği bir ülkede yaşıyoruz. Siyasi hesaplar, yoksulluk, ayrımcılık ve daha birçok etken çocukların ölümüne neden oluyor. Çocukların mezara gönderildiği bir ortamda 23 Nisan`ı “Çocuk Bayramı” olarak kutlamak mümkün değildir.
Türkiye`nin çocuklara ilişkin nasıl karanlık bir tabloya sahip olduğu bilinmektedir. Çocukların yaşadığı sorunlara ilişkin istatistikler, çocukların geçmişi ve geleceğiyle birer birey olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
· Geçen yıl şiddet, taciz ve tecavüz sonucunda öldürülen ve intihar eden çocuk sayısı 68`dir. Kadınları erkeklerle eşit görmeyen zihniyetin körüklediği şiddet cenderesi bir yılda 68 çocuğun hayatını elinden almıştır. Ancak şiddete karşı yasal düzenlemeler yapmak bir yana erkek egemenliğini güçlendirecek adımların atıldığı herkesin malumudur.
· Son 12 yılda devletin güvenlik görevlileri tarafından öldürülen çocuk sayısı 241`dir. Hepimizin belleğinde Berkin`in, Uğur`un, Ceylan`ın ve Nihat`ın sıcacık gülüşleri tazeliğini korurken 23 Nisan`lar ancak çocuklar öldürülmezse bayram olarak kutlanacaktır.
· Çalışma Bakanlığı`nın verilerine göre son 13 yılda iş cinayetlerinde ölen çocuk sayısı 127`dir. Ancak açıklanan verilerin gerçeğin çok altında olduğu tahmin edilmektedir. Bakanlık geçen sene 16 çocuğun iş cinayetlerinde öldüğünü iddia etse bile İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi`nin verilerine göre 64 çocuk hayatını kaybetmiştir. Diğer bir deyişle gerçek rakamlar gizlenmektedir.
Çocuklar Cezaevlerinde Yaşamaya Mecbur Bırakılıyor!
Çocukların sadece yaşam haklarına saygı duyulması sorunun bir boyutudur. Onurlu ve güvenli yaşam bütün çocuklar için vazgeçilmezdir. Bu yüzden çocuklara hiçbir şekilde uygun olmayan gözaltı ve tutuklama pratiklerine bir an önce son verilmelidir. Her yıl başka bir cezaevinde çıkan akıl almaz skandallarla çocukların cezaevlerinde maruz bırakıldığı kötü muamele ortaya çıkmaktadır. Pozantı, Sincan, Şakran ve Bakırköy Çocuk Cezaevleri`nde çocuklar tacizden şiddete kadar onlarca hak ihlaline maruz kalmıştır. Bu durum Kobane gibi toplumsal duyarlılığın arttığı durumlarda sistemli şekilde artmaktadır.
Eğitim Sen`in de üyesi olduğu ‘Çocuk Cezaevleri Kapatılsın` girişimi son iki yıldır ülkenin içinde bulunduğu utanç tablosunu gözler önüne seren çalışmalar yapmıştır. Bizler hiçbir şarta bağlanmadan çocuk cezaevlerinin kapatılmasını talep ediyoruz. Çocukların suç ile ilişkilerinin kesilmesi için kapsamlı çocuk dostu politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.
Eğitim Sistemi Hak İhlalleri Üreten Bir Yapı Haline Getirilmiştir!
Çocukların yaşadığı sorunların çözümü için çocuk haklarını temel alan bir yaklaşım gerektiği açıktır. Mevcut yapıların ayrımcılık, şiddet ve kötü muameleden arındırılması gerekmektedir. Başta eğitim sistemi olmak üzere tüm kamu hizmetleri “çocukların yüksek yararı” gözetilerek yenilenmeli ve hayata geçirilmelidir.
Bir parçası olduğumuz eğitim sisteminin cinsiyetçi, ırkçı, anti-demokratik ve piyasacı yapısı geri dönülemez sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 4+4+4 eğitim modeli ile kız çocukları erken evliliğe teşvik edilmiştir. Eğitim sisteminin her geçen gün özelleştirme ve ticarileşmeye açılması işçileşmenin önünü açmaktadır. Laik, bilimsel ve anadilinde eğitim hakkının olmaması, başta Alevi ve Kürt çocuklar olmak üzere ayrımcılığa uğrayan kesimlerin dışlanmasına neden olmaktadır.
Eğitimin bilimsel, demokratik ve özgürleştirici yapısı sürekli görmezden gelinmekte, çocuklar resmen deneme tahtası gibi kullanılmaktadır. İtaat ve biat kültürünü aşılamayı hedefleyen eğitim kurumları, Çocuk Hakları Sözleşmesi tarafından garanti altına alınan çocukların katılım, kendilerini ifade etme ve onurlu şekilde yaşama haklarını sistemli şekilde ihlal etmektedir. Eğitim ve bilim emekçilerinin maruz bırakıldığı baskılar okulları ve öğrencileri de etkilemekte; tüm bir eğitim alanı ve okullar siyasal iktidarların arka bahçesi haline getirilmek istenmektedir.
Uluslararası Sözleşmelere Konulan Çekinceler Kaldırılmalıdır!
AKP hükümeti kendisinden önceki hükümetler gibi demokrasiyi kendi iktidarını tehdit etmeyecek kadar uygulamaya koymaktadır. Bu durum ise demokrasinin içeriğini boşaltmakta; 23 Nisan bayram kutlamalarında olduğu gibi tamamen törensel ve şekilsel kutlamaların yapılmasına neden olmaktadır.
Türkiye`nin bir taraf olduğu Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi`ni çekincelerle kabul etmesi tam da böyle bir zihniyetin ürünüdür. Sözleşmenin kültür ve anadilinde eğitimle ilgili hükümlerine çekince koyan hükümet; bu alanlarda yaptığı hak ihlallerinde uluslararası hukukun engel çıkarmasını göze alamamaktadır.
Dünya binlerce dilin konuşulduğu bir zenginliğe sahipken devletlerin asimilasyon ve soykırım politikaları ile bu zenginliğe açtığı savaş çocukların bedeni üzerinde yükselmektedir. Çocuklara kendi kimlikleri ve dilleri ile yaşam hakkı vermeyen her türlü pratik mahkum edilmelidir. Bu yüzden anadilinde eğitim hayati önemdedir. Sendikamız bu konuda geçmişten bugüne onlarca engelle karşılaşmasına rağmen eğitim biliminin temelini oluşturan her çocuğun kendi anadilinde eğitim alması talebinden vazgeçmemiştir.
23 Nisan kutlamalarının şekilsel olmaması ve gerçekten bayram olabilmesi için “Adalet, özgürlük, barış ve eşitliğin” gerekleri yerine getirilmelidir. Biz eğitim ve bilim emekçileri olarak her gün bu mücadeleye katılmanın verdiği onuru yaşamaktayız. Herkesi çocukların gerçek anlamda özgür olacağı bir dünya yaratmak için mücadele etmeye çağırıyoruz.
Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu olarak, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen çocuklarımızın ve öğrencilerimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı`nı kutluyoruz…











