TBMM’de Kabul Edilen “Demokratikleşme Paketi”, Yeni Yasaklar Getirmekte, İktidarın Baskıcı ve Otoriter Yönetim Anlayışını Güçlendirmektedir!

Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun TBMM’de kabul edilen 4. Demokratikleşme Paketi`ne ilişkin basın açıklamasıdır:
 

AKP`nin demokratikleşme söylemleri eşliğinde gündeme getirdiği, “Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı” 4. Demokratikleşme Paketi adı altında Meclis`te kabul edilmiştir. Köşk`ün de onay vermesi ile yürürlüğe girecek olan yasa ile hükümetin her türlü demokratik tepkiyi engellemek ve bütün ülkeyi sıkıyönetim koşullarında yönetmek istediği anlaşılmaktadır. 

Türkiye son yıllarda resmen “açık cezaevi” haline getirilmiş, en demokratik eylemler, basın açıklamaları bile polis şiddeti ile bastırılmış, yasa dışı dinleme ve fişleme uygulamaları olağan devlet faaliyeti haline getirilmiştir. 

Demokrasi paketinin yıllardır çözüm bekleyen sorunlara kalıcı çözümler getirmek bir yana; temel hak ve özgürlükler ile acil çözüm bekleyen demokrasi sorunlarının yanına bile yaklaşamadığı görülmektedir. Pakette, ülkenin demokratikleşmesi bakımından olmazsa olmaz önemde olan  laiklik, anadilinde eğitim, örgütlenme, ifade ve basın özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklere ilişkin ilerici bir yaklaşım görmek mümkün olmadığı gibi, mevcut durumun çok gerisinde yeni yasaklar ve cezalar getirilmiştir. 

Kazanılmış haklara sahip çıkmak ve hak aramak suç haline getiriliyor!

Paketin en dikkat çekici yanlarından birisi, eğitim ve öğretim hakkına yönelik bazı eylemlerin açıkça suç olarak tanımlanmasıdır. Örneğin eğitim-öğretimin engellenmesi başlığı altında TCK`nin 112`nci maddesinde yapılan değişiklikle öğretim kurumlarında ders boykotu, protesto gösterileri, hak arama eylemleri, hatta eğitim emekçilerin dönem dönem başvurdukları grev ve benzeri eylemler “kişinin eğitim hakkını engelleme” kapsamında değerlendirilmiştir. Benzer bir kısıtlama da “Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi” adı altında getirilmiş, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi temel haklarla, sivil demokratik eylemlerin de yine aynı gerekçe ile engellenmesinin önü açılmıştır. 

TBMM`de kabul edilen düzenleme ile “Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla; devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine, kişinin eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasına, öğrencilerin toplu olarak oturdukları binalara veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına engel olanlara”  2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştür. Yasanın yürürlüğe girmesiyle okullarda veya kamu kurumlarında çalışma koşullarını, ücretlerini, verilen dersleri, uygulamaları protesto amacıyla yapılan eylemler 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecektir. 

Bu düzenleme, Anayasa`nın 90. maddesine ve Türkiye`nin altına imza attığı 87 ve 98 sayılı ILO sözleşmelerine açıkça aykırıdır. Anlaşılan odur ki, yıllardır yasal ve fiili baskılarla, gözaltı ve tutuklamalarla yıldırılmak istenen mücadeleci sendikalar, bu sefer de hapis cezası ile korkutulmaya ve sindirilmeye çalışılmaktadır. Bu düzenleme ile sendikalara ve üyelerine açıkça gözdağı verilmek istenmekte, hak mücadelesi yasaklarla sindirilmek istenmektedir.  

Ayrımcılık sürüyor, otoriter ve yasakçı bir yönetim anlayışı benimseniyor 

Ayrıca pakette “ayrımcılıkla mücadele” ve “inanç özgürlüğü” başlıkları altında iktidarın muhafazakar yapısını ve tabanını koruyan ancak diğer toplumsal kesimlere (Alevilere, ateistlere, farklı inanç gruplarına vb)  somut güvence vermeyen düzenlemeler bulunmaktadır. Dini ibadet ve ayinlerin bireysel olarak engellenmesinin cezalandırılması öngörülürken, ezilen inanç gruplarına ve farklı cinsel kimliklere yönelik ayrımcı uygulamalara yönelik bir düzenleme yapılmamış olması dikkat çekicidir. 

AKP iktidarı yıllardır uyguladığı dinselleştirme ve muhafazakarlaştırma politikalarını “demokratikleşme paketi” bahanesiyle hayata geçirirken, eğitimin ve yaşamın bir bütün olarak muhafazakarlaştırılmasına karşı mücadele ceza kapsamı içerisinde tehdit etmektedir. Örneğin düzenlemenin yasalaşması durumunda okullarda açılmak istenen mescitlere itiraz etmek “dini inancının gereğini yapmayı engelleme” denilerek cezalandırılabilecektir. 

Türkiye sıkıyönetim koşullarında yönetilemez

Türkiye`nin temel demokrasi sorunlarının yanı sıra, son yıllarda belirgin bir şekilde artan kadın cinayetleri, işkence ve kötü muamelenin karakollardan sokaklara taşması, basın emekçilerinin, seçilmiş vekillerin, belediye başkanlarının ve sendikacıların siyasi operasyonlarla gözaltına alınıp tutuklanması, her an herkesin gözaltına alınabilmesi gibi çok sayıda ibret verici gelişme, Türkiye`nin fiilen sıkıyönetim koşullarında yönetildiğini göstermektedir. 

AKP Hükümeti`nin gerek demokrasi ve özgürlükler konusunda, gerekse eğitimin demokratikleşmesi konusunda ne kadar samimi olduğu, geçtiğimiz yıllar içinde çeşitli vesilelerle görülmüştür. 

Siyasi iktidarın kendisi gibi düşünmeyen, iktidarın baskıcı politikaları önünde diz çökmeyen bütün örgütlü güçleri, sendikaları, gazeteleri sindirme operasyonlarını arttırdığı bir dönemde, siyasi iktidarın böylesine yasakçı ve doğrudan cezalandırmayı hedefleyen anti-demokratik düzenlemelerle Türkiye`yi sonu görünmez bir karanlığın içine doğru itmesini kabul etmek mümkün değildir. 

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu