Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `12 Eylül Düzeninin Bütün Uygulama Ve Kuralları AKP İktidarı İle Devam Ediyor!` başlıklı açıklama metnidir:
12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 33 yıl geçti. Geçen 33 yılda pek çok şey değişmesine rağmen, 12 Eylül`ün hedeflediği “tek tip” insan ve toplum oluşturma girişimleri, bizzat AKP iktidarı eliyle, eğitimde Türk-İslam sentezini daha da ileriye götürmeyi hedefleyen eğitim politikaları üzerinden adım adım hayata geçiriliyor.
AKP iktidarı, tıpkı izinden gittiği 12 Eylül cuntacıları gibi, toplumu tektipleştirmeyi, Gezi eylemleri ve son bir haftadır yaşandığı gibi, en küçük demokratik tepkileri bile polis saldırılarıyla, halka karşı baskı, şiddet ve zorla sindirmeyi sürdürüyor. Darbecilerin karakollarda yaptıkları işkence ve devlet terörünü sokaklara, evlere kadar yaygınlaştırarak devam ettirenler, gerçek anlamda demokrasi yerine “diktatörlük” sevdaları üzerinden, başta işçi ve emekçiler olmak üzere geniş halk kesimlerine yönelik saldırılarını arttırarak sürdürüyorlar.
AKP hükümetinin en temel demokratik tepkiler ve barışçıl eylemler karşısında, devletin bütün baskı ve zor aygıtlarını devreye sokarak acımasızca saldırması, son birkaç ay içinde daha 20`li yaşlarda olan 6 gencimizin “devlet terörü” ile yaşamdan koparılması, aradan 33 yıl geçmiş olmasına rağmen katil ve işkenceci zihniyetin aynen sürdüğünü göstermektedir.
Gençlerimiz sokaklarda öldürülürken, cezaevleri seçilmiş milletvekilleri, sendikacılar, siyasi tutuklular ve gazeteciler ile dolup taşarken, işçi ve emekçiler, köşe yazarları, bilim insanları, muhalif olan herkes iktidarın büyük baskısı altındayken, demokrasiden, barıştan ve adaletten bahsetmemiz mümkün değildir.
12 Eylül darbesi ile Türkiye`yi ABD emperyalizminin “ileri karakolu” haline getirmek isteyenleri bile gölgede bırakarak, ülkeyi emperyalizmin taşeronu haline getiren mevcut siyasi iktidar, “içeride savaş, dışarıda savaş” anlayışıyla hareket ederek Türkiye`yi bölgesel bir savaşa sokmak için adeta can atmaktadır.
12 Eylül 1980 darbesinden bu yana ülke gündemini meşgul eden demokratikleşme sorununun çözülmek bir yana daha da derinleşmiş olması düşündürücüdür. Aradan geçen 33 yıl içinde ülke demokrasisi somut anlamda ilerlemek bir yana, sürekli olarak geriletilmek istenmiş, çıkarılan yasalar ve yapılan değişikliklerle toplumun demokrasi, barış ve özgürlük isteyen bütün mücadeleci kesimleri resmen kuşatılmıştır.
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında başlayan baskıcı süreçte, bütün demokratik kitle örgütleriyle birlikte, 200 bin üyesi bulunan TÖB-DER`in kapatılması, tüm malvarlığına devlet tarafından el konulması, 64 yöneticisi ve binlerce üyesinin tutuklanmasıyla eğitim emekçileri hareketi de karanlık bir döneme girmiştir. 12 Eylül`de yaklaşık 20-25 bin üye ve temsilci de çeşitli nedenlerden dolayı mesleklerini kaybetmiştir. Sendikalar yıllarca baskı altında tutulmuş, üye ve yöneticilerimiz 12 Eylül yasaları ile sürgün edilmiş, görevlerinden olmuşlardır. 3.854 öğretmen, 120 öğretim üyesinin görevine 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanununa dayanılarak son verilmiştir. Bu dönemde toplam 4891 kamu personelinin işten atıldığı bilinmektedir. Ayrıca 7.200 devlet memuru hakkında 1402 sayılı yasa gereğince işlem yapılmıştır. Bu zihniyet bugün de sürmekte, gerek eğitim emekçileri, gerekse bir bütün olarak kamu emekçileri sık sık baskı, sürgün, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya bırakılmaktadır.
12 Eylül`ün üzerinden 33 yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye hâlâ darbe yasalarıyla yönetilen, düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğünün olmadığı, karakolda ve sokakta işkencenin, gözaltında ölümlerin devam ettiği bir ülke olmanın utancını yaşamaktadır. 12 Eylül darbesinin yasal ve fiili bütün uygulamaları ve sonuçlarının ortadan kaldırılması uzun yıllardır Türkiye`de demokrasi mücadelesinin en önemli unsurlarından birisi olmuştur. Ancak Anayasa`dan çalışma yasalarına kadar birçok alanda 12 Eylül`ün antidemokratik hükümleri bugün de varlığını ve etkisini sürdürmektedir. Temel hak ve özgürlüklerden düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne, siyasi partiler yasasından, seçim yasalarına kadar 12 Eylül zihniyeti egemenliğini her alanda sürdürmektedir.
12 Eylül, “Türk-İslam” anlayışının özellikle eğitim sistemi içinde kurumsallaşmasını sağlarken “Siyasal İslam”ın da devletin güvenli kollarında gelişip serpilmesinin önünü açmıştır. Okullara zorunlu din dersinin yanı sıra zorunlu seçmeli üç dini içerikli dersin daha konulmasından eğitim müfredatının muhafazakâr bir içerikle yeniden yapılandırılmasına kadar yaşanan pek çok gelişme, 12 Eylül zihniyetinin aradan geçen 33 yıla rağmen devam ettiğini göstermektedir.
Topluma karşı suç işlemiş, işkencelerde ve idam sehpalarında insanların ölmesine neden olmuş olan dönemin tüm sorumluları yargılanmadıkça Türkiye`de gerçek anlamda bir demokratikleşmeden bahsetmek mümkün değildir. Bu nedenle öncelikle, başta 12 Eylül Anayasası olmak üzere, 12 Eylül hukukuna ve onun yarattığı bütün sonuçlara son verilmeli, sadece “sivil” değil, aynı zamanda demokratik hak ve özgürlükleri güvence altına alan yeni ve demokratik bir anayasa hazırlanmalıdır.
33. yılında Türkiye`nin en karanlık dönemini ifade eden bu dönemle hesaplaşmak, 12 Eylül düzeni karşısında bağımsız, gerçek anlamda eşitlikçi, özgür, demokratik ve halkların barış içinde bir arada yaşadığı bir Türkiye`yi savunmak, onun için mücadele etmek anlamına gelmektedir.
12 Eylül ile hesaplaşmak, her türden gericiliğe, ırkçılığa ve emperyalizme karşı bugün eşitliğin, barışın ve kardeşlik düşüncelerinin toplumda yaygınlaştırılmasından geçmektedir. 12 Eylül`ün karanlık yüzü ile gerçek anlamda ancak bu şekilde hesaplaşmak mümkündür ve bugün sokaklarda bu karanlığa karşı gerçek direnişin sesi yankılanıyor.











