Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `Kamu Çalışanlarının Yoksullaştırılması Sorununun Çözümü Banka Kredileri Değil, Bağımsız Sendikal Mücadeledir!` başlıklı açıklama metnidir:
Son günlerde bir bankanın temsilcilerinin okullara gelerek özellikle belli bir sendikanın üyelerine banka kredisi teklif etmesi dikkatleri çekmektedir. Uluslararası kuruluşlar tarafından da bağımsız sendika niteliğine haiz olmadığı tescillenen bu sendikanın üye kazanmak için çalışanların çıkarları ve haklarını işverene karşı savunmaktan başka her tür yola başvurduğu zaten bilinmektedir.
Bugün 657 sayılı kanunun değişmesi gündemdedir. Kamu çalışanlarının iş güvencelerini ellerinden alacak ve onları performans köleliğine mahkûm edecek uygulamanın adeta son rötuşları yapılmaktadır. Eğitim emekçileri ise bir yandan artan ders saatleri, üzerlerine yüklenen tonlarca angarya ve gelirlerinin gittikçe erimesi ile mücadele etmektedir. 2002`de bir öğretmen en düşük devlet memuruna kıyasla yüzde 95 daha fazla maaş alırken, bugün bu oran göreve yeni başlayan bir öğretmen için yüzde 17`ye kadar gerilemiştir. 2002`de öğretmenler, polislerden sadece yüzde 4 daha az maaş alıyorken, 2012`de göreve yeni başlayan bir öğretmen 8`inci derecenin birinci kademesindeki bir polis memurundan yüzde 36 oranında daha az maaş almaya başlamıştır. Bu gerçekler karşısında mücadeleyi değil meşrulaştırma yolunu seçmek ise akla mantığa ve bağımsız sendika niteliğine sığmamaktadır.
AKP iktidarının 10 yıllık geçmişinde tüm kamu çalışanları ve eğitim emekçileri için devreye soktuğu yoksullaştırıcı politikalar sonucu kredi ve kredi kartı borçlarına boğazına kadar batan kamu çalışanları adeta borcu borçla kapatır olmuştur. Kredi kartı borçları intihar sebebi haline gelmiştir. Bu koşullarda sendikalara düşen, hükümetin alkışçılığını yapmak veya ona meşruluk zemini oluşturmak değildir. Bankalar ile anlaşmalar yaparak kamu çalışanlarının yoksulluğunu fırsata çevirmek ya da mevcut yoksullaştırıcı politikalara merhem olmayacak kredi, kredi kartı vb. çözümleri teşvik etmek hiç değildir.
Sendikalar emekçilerin mücadele ve hak arama örgütleri olarak iktidarın yoksullaştırıcı politikalarını kendi kitlesine ve topluma izahatla sorumludur. Bu politikaları 10 yıldır adeta ustaca hayata geçiren AKP iktidarının karşısında sendikalar meşrulaştırma değil direnç merkezleri olarak işlev görmeli ve örgütlenme stratejilerini de bu politikalara direnme üzerine kurmalıdır. Bilinmelidir ki, iktidarın gölgesinde büyüyenlerin emekçiler için aydınlık bir gelecek mücadelesi verebilmeleri söz konusu değildir.











