20.yüzyıl başında New York`da konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan kadınlar insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücretlere karşı örgütlendiler ve eylemler düzenlediler. Çalışma saatlerinin azaltılması, insanca ücret, oy hakkı ve çocuk emeğine son vermek için yaptıkları eylemde “Ekmek ve Güller” sloganını kullandılar; ekmek iş güvenliğinin, gül ise daha iyi bir yaşamın sembolüydü. 1910 yılında Kopenhag`da toplanan Sosyalist Enternasyonal Konferansında Kadınlar Günü önerisi ABD`deki konfeksiyon işçilerinin grevinden esinlenen Clara Zetkin tarafından 8 Mart “Kadınların Uluslar Arası Birlik Dayanışma Ve Mücadele Günü” olarak ilan edildi. Böylece 8 Mart dünya kadınlarının yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi.
Kapitalist sistemi besleyerek devamını sağlayan cinsiyetçi ideoloji; eğitim, medya, siyasi partiler, aile, din, hukuk gibi kurumlarda yeniden üretilmektedir. Cinsiyete dayalı işbölümü, kadınları ikincil konuma itmekte ve siyasal yaşamda görünmez kılmaktadır. Kadınlar, işçiler, köylüler, etnik kökenleri farklı olanlar, çocuklar, yaşlılar, gençler.. Her bir grup, toplumsal konumlarındaki farklıklardan kaynaklanan çeşitli sorunlar yaşıyor. Eğitimsiz, işsiz yoksul, yaşamları hakkında karar vermekten uzak, sürekli ve sistemli bir baskı altında, en temel insan haklarını bile kullanmaktan uzak bir şekilde yaşıyorlar. Eğer demokrasi, belirli bir ülkede yada toplumda yaşayan insanları etkileyen kararların o insanlar tarafından alınmasını sağlayan meşru bir yolsa, bir ülkenin nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar olmadan demokrasi gerçekleşemez.
12 Eylül`den bu yana, Kamusal Alanın Tasfiyesi çalışmaları sürdürülmektedir. 58. Hükümetle birlikte Neo liberal politikalar doğrultusunda “Acil Eylem Planı” ile getirilen temel yasalarla (1475 sayılı İş Yasası ki kolaylıkla meclisten geçmiştir, Kamu Yönetimi Yasası, Yerel Yönetimler Yasası, Personel Rejimi Reformu Yasası) uluslararası sermayeyle daha fazla bütünleşme, devleti küçültme, kamu harcamalarını kısma, özelleştirme ve kuralsızlaştırma eğilimleri, kayıtlı işgücü piyasalarını da etkilemiştir. Bu politikalarla emeğin maliyeti düşürülmüş, örgütlenmesi zayıflatılmış, üretimi azaltılmıştır. Nüfusun büyük çoğunluğunda yaşam kalitesi düşmüş, gelirler azalmış, işsizlik artmış, ücretler düşürülmüş, temel tüketim mallarının fiyatları yükselmiş, kamusal ve sosyal hizmetler nicelik ve nitelik olarak kısıtlanmıştır.
Bütün bunlar, kadınların çalışma biçimlerini, koşullarını doğrudan etkilemektedir. Kadınların işgücü piyasalarındaki konumunun geçici olarak görülmesi, bu süreçte işten çıkarılanların çoğunun kadın olmasına yol açmaktadır. İşe girişte, çalışma koşullarında ve aile sorumlulukları konusunda var olan eşitsizlikler daha da keskinleştirmektedir. Kadın emekçiler bir yandan bir önceki dönemde edindikleri haklarını kaybederken, diğer yandan da güvencesiz ve örgütsüz sektörlerde, eşit işe eşit ücret talebini bile geçersizleştiren çalışma koşullarına razı olmak zorunda kalmaktadır. Kadınları yoksulun yoksulu haline getiren sermayenin yeni dönem mantığı, aynı zamanda savaş, çatışma ve göçlerin de asıl mağduru durumuna getirmektedir.
Özellikle eğitimin paralı hale gelmesi, kız çocukları için bilgiye ve mesleğe ulaşmayı lüks hale getirmektedir. Temel insan hakkı olan okuryazar olma konusundaki cinsler arası eşitsizlik ve ayrımcılık, bu süreçte yoksullaşma ile birlikte daha da artmıştır. Okula gönderilemeyen erken evlendirilen kız çocukları, hızlı nüfus artışı çocuk ve anne ölümlerinde artış anlamına gelmektedir. Türkiye`de okur-yazar olmayan nüfusun %66`sını kadınlar oluşturmaktadır. Öte yandan eğitimsiz kalan kesimin ağırlıklı olarak kadınlardan oluştuğu da bir gerçektir.
Saatlerinin uzunluğu, evdeki hasta, çocuk ve yaşlılar için yeterli izin alamama, ücret eşitsizlikleri, doğum izinlerinin yetersizliği, kreş ve servis sorunu, mesleki yükselme ve terfilerdeki eşitsizliklere karşı, örgütlü mücadeleye daha çok kadın emekçinin kazanılması ve kadınların sendikal hareket içinde daha aktif yer almasıyla mümkün olacaktır. Bütün farklılıklarımıza rağmen, hem birlikte yaşamak, hem de sorunlarımızı çözmek için ortak kurallar ve çözümler bulmak, siyaseti birlikte yapmakla olanaklıdır. Bugün her zamankinden daha fazla dayanışmaya ve örgütlenmeye ihtiyacımız var.
Birinci Kadın Kurultayımızda Aldığımız Kararlar Doğrultusundaki Taleplerimiz;
Çalışma hayatı ile ilgili yasalar konusunda, hükümet uluslararası normlara uymalı bu politikaları devlet politikası haline getirmelidir.
Kayıt dışı sektörlerde (eve iş verme, evde hizmetçilik, çocuk bakıcılığı, işyerlerinin temizliği) uygulanan yeni emek kullanımına ilişkin koruyucu yasalar çıkarılmalı, çalışanlar sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Kadın emeğinin ikincil ve geçici emek olarak görülmesini engelleyecek politikalar geliştirilmeli; sözleşmeli personel, esnek çalışma, taşeronlaştırma gibi uygulamalarla düzenli çalışma yaşamı dışına itilen kadınların demokratik bir planlama ile, iş güvenceli istihdamları sağlanmalıdır. Kadının ev içi üretimin görünür kılınması konusunda politikalar geliştirilmelidir
Kadın istihdamının sağlanması ve arttırılması için eşit, parasız ve nitelikli eğitim olanakları hızlandırılmalıdır.
Kadınların politik yaşama katılmaları, uluslar arası normlar çerçevesinde pozitif destek politikalarıyla yasal güvence altına alınmalıdır.
Askeri fonlar tasfiye edilip, savaşa ve silahlanmaya ayrılan kaynaklar eğitim, sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetlere, kültürel ve çevresel kaynaklara aktarılmalıdır.
Ülkemizde yaşanan 15 yıllık çatışma ve uygulanan olumsuz tarım politikaları sonucu oluşan kent yönelimli göçten etkilenen kadın ve çocuklara yönelik rehabilitasyon merkezleri açılmalı; sosyal, kültürel, eğitim ve istihdam imkanlarının sağlanması için politikalar üretilmelidir.
Cinsel, sınıfsal, dinsel, etnik, kültürel vb. ayrımcılıkların önlenmesi yönünde politikalar geliştirilmelidir.










