7. Dönem 1. Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi

  1. DÖNEM 1.BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

 ( 6-7-8 Haziran 2008, ANKARA)

Giriş

Neo-liberalizmin tüm dünya halklarına saldırı ve yıkım politikalarını uyguladığı bir süreçte bulunmaktayız. Uluslar arası sermayenin sınır tanımaz politikaları ve bunların yarattığı savaşlar milyonlarca insanı mağdur etmeye devam etmektedir. ABD emperyalizminin Irak`la başlayan dünyayı yeniden dizayn etme sürecinde, Irak, Afganistan, Lübnan başta olmak üzere dünyayı kana bulayan politikaları ile halkları esaret altına alma, sömürgeleştirme, enerji kaynaklarını ele geçirme arzusu antiemperyalist mücadeleyi daha da zorunlu kılmıştır.

Ülkemizde siyasal iktidarı elinde bulunduran AKP, emperyalist-kapitalist sistemin bugüne kadar izlemiş olduğu saldırgan politikaların destekçisi, işbirlikçisi konumunda tavır belirleyerek bağımlılık ilişkilerini daha da açığa çıkarmıştır.

AKP Hükümeti`nin ABD ile yürüttüğü ekonomik ve siyasal işbirliği, AKP`nin tüm programını belirleyen etken olmuştur.

22 Temmuz seçimlerinden sonra AKP`nin yeniden iktidara gelmesi ve sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir yerden işlerine devam etmesi beklenilen bir durumdu.

Başta Kürt sorunundaki ketum tutumu olmak üzere emekçiler aleyhine birçok yasa ve uygulamaları hayata geçirmek üzere zaman kaybetmeyen AKP iktidarının, sırtını dayadığı kesimden aldığı güçle, ekonomik ve siyasi alandaki uygulamalarında taviz vermeden yoluna devam etme arzusunda olduğu çok net bir şekilde görülmektedir.

AKP, IMF ve Dünya Bankası`nın taleplerini durmaksızın yasalaştırmış ve bundan sonraki süreçte de emperyalistlerin isteği doğrultusunda yasalar çıkarmayı garanti etmiştir. AKP Hükümeti, son iki ay içinde emekçilerin sosyal haklarını geri götüren önemli iki yasa çıkartmıştır. Bunlardan biri Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS), diğeri ise İstihdam Paketi olarak anılan yasadır. Sendikalar, bugüne kadar emekçi haklarını geriye götüren en önemli düzenleme olan SSGSS`ye karşı emekçilerden gelen tepkiler karşısında kısmi bir karşı çıkışta bulunmaya çalışmış olsalar da yasanın meclisten geçmesini engelleyememişlerdir.

Şimdi ise AKP Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile Devlet Personel Rejimi Kanunu`nu çıkarmaya yönelmiş, bunlarla da yetinmeyerek, sendikalar için bir yasa hazırlamıştır. 12 Eylül rejimi tarafından hazırlanan Sendikalar Kanunu ile Toplu Sözleşme Grev ve Lokavt Kanununda bir takım değişiklikler yapılmasını öngören yasa tasarısının gerekçe bölümünde belirtilen amaç, “ILO ve AB normlarına uyum sağlamak üzere sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmak” olarak belirtilmesine karşın asıl amaç sendikaları daraltan, sendikaları tamamen uzlaşmacı bir sendikaya dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

AKP, her fırsatta darbe dönemi yasaları olarak tanımladığı yasalarda emekçilere yönelik sınırlı hakların kırıntılarının bile uygulanmasını engellemektedir. Bugün Yörsan`da, Tega`da, Desa`da, Tuzla Tershaneleri`nde ve binlerce işyerinde örgütlenmek isteyen işçinin karşılaştığı baskılar, tehditler bilinmektedir.

AKP iktidarı döneminde Türkiye, geçmişte hiç olmadığı kadar milliyetçi, şoven ve muhafazakar bir atmosfere büründürülmüştür. 21 Mart Newroz`da Türkiye`deki halklara ve 1 Mayıs 2008`de İstanbul Taksim`de ve birçok ilde AKP, tüm emekçilerin düşmanı olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Neo-liberal dönüşümün yarattığı tahribatlar, tarımın çökertilmesiyle birlikte kentlere doğru yoğun bir göç dalgasının başlaması, artan yoksulluk ve işsizliğin etkisi ile umutsuzlaşan insanlar tarikat ve cemaat ağlarının, gençlerimiz ırkçı-milliyetçi çete ve örgütlenmelerin kucağına itilmiştir.  Kuraklık ile birlikte çevrenin tahribatı, Kaz dağları başta olmak üzere bir çok ekolojik alan tahribata uğratılmakta, uluslar arası sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak bu alanlar tahrip edilmektedir. Nükleer santraller ise yeni enerji kaynakları olarak ülkemize dayatılmaktadır.

Yıllardır eğitime, sağlığa ve diğer temel hizmetlere ayrılması gereken kaynağın silahlanmaya gitmiş olması bilinçli bir seçimdir. Çünkü belli kesimler, çatışmalı durumun devamını isteyerek bu “büyük pasta”dan hem ekonomik, hem de siyasal anlamda pay almak istemektedir. Soruna bu açıdan bakıldığında, Türkiye için asıl tehdidin barış isteyenler değil, savaştan yana olanlar ve savaş çığırtkanlığı yapanlar olduğu görülecektir.

Türkiye Barış Meclisi`nin öncülüğünde, emek ve demokrasi güçlerinin katılımıyla gerçekleştirilen 1 Haziran İstanbul ve 7 Haziran Van mitingi, savaş çığırtkanlığı yapanlara en anlamlı yanıt olmuştur.

AKP`nin Diyarbakır`a yaptığı GAP çıkarması, devletin Kürt sorununu “ekonomik geri kalmışlık” sorunu olarak tanımladığının ispatıdır. Bugüne kadar bölge halkının ekonomik, demokratik taleplerinin görmezden gelinmesinden sonra yapılan GAP açılımını doğrudan doğruya bir seçim yatırımı olarak değerlendirmek  mümkündür.

AKP giderek; Kürtlerle, Alevilerle, emekçilerle, köylülerle, liberal ve demokrat aydınlarla, kısacası toplumun tüm kesimleriyle karşı karşıya gelmiştir.

Anayasa mahkemesinin üniversitelerde türban konusunda vermiş olduğu karar ise AKP`nin kapatılabileceği mesajını içermektedir. Ne partilerin kapatılmasını ne de özgürlüklerin kısıtlanmasını savunmak demokratik bir tutum olamaz. Ancak AKP Türkiye`de özgürlükleri kendi siyasal ihtiyaçları üzerinden tartıştırarak kendine yeni alan yaratmak ve bazı kesimleri yedeklemek istemektedir. Başta zorunlu din derslerinin kaldırılması olmak üzere, ifade özgürlüğü, 301. maddenin hala bir tehdit olarak varlığını koruması, anadilde eğitim konusunda yasakçı zihniyetin devam etmesi bu yasakçı uygulamaların en başında gelmektedir.

Eğitim Sorunları

Eğitimde yaşanan sıkıntılar elbette Türkiye`de yaşanan diğer sorunlardan bağımsız değildir. Ancak eğitim sisteminin yaşadığı sıkıntıların dün ortaya çıkmadığını, yıllardır sürdürülen bilinçli, piyasacı politikaların sonucu olarak değerlendirmek mümkündür.

Hizmetli ve memurların sorunları yıllardır tüm yakıcılığıyla sürmektedir;  bu bakımdan bu alanla ilgili alan taramaları yapılmalı, sorunlar tüm detaylarıyla kamuoyu ile paylaşılmalı ve çözümü noktasında etkin mücadele yürütülmelidir.

Anayasa mahkemesinin kariyer basamaklarını düzenleyen “apolet yasası”yla ilgili kararına rağmen, Eğitim Sen olarak bu uygulamanın yanlışlığı ve öğretmenler arasındaki yarattığı sıkıntıyı işyerlerinde yeniden ele almamız gerekmektedir.

Eğitim işkolunun yarısını kadın emekçiler oluşturmaktadır. Sendikamız bu alanda çalışan kadın emekçilerin işkolundan kaynaklı taleplerine uygun eylem planları gündemimizde olmalıdır.

Başta OKS-SBS ve ÖSS olmak üzere, öğrencileri birbiriyle rekabete iten tüm sınavlar kaldırılmalıdır. Eğitim öğretimin kişinin yetenek ve ilgi alanlarına göre eğitim hakkından faydalanmasını sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi sağlanmalıdır.  2008-2009 Eğitim Öğretim yılı, öğrenci kayıtlarının yapıldığı bu dönemde kayıt paraları ve kamusal eğitim hakkı ile ilgili tutumumuzun halka anlatılmasında çaba gösterilmeli, bu konuda geliştirilecek tutumda öğrenci ve velilerin talepleri dikkate alınmalıdır.

AKP hükümeti eğitim emekçilerinin kazanılmış haklarını gasp etmekte sınır tanımıyor. Şimdi aradan daha bir yıl bile geçmeden, yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla ek ders düzenlemesi ile haklar yeniden gasp edilmiştir. Eğitim emekçilerinin ek ders ücretleriyle birlikte sağlık haklarını da kısıtlayan bu hukuksuz düzenlemenin iptali hukuksal zeminde takip edilmelidir.

Kurs ve seminerlere çağrılan öğretmenlerin ters devrelerde, eğitim ve öğretim sırasında çağrılması ile görevlerinin karşılığı olan ücretin ödenmemesi angarya olup, bu tarz çalıştırmaya yönelik olarak hukuksal ve demokratik takip mekanizması etkin çalıştırılmalı ve hak kayıplarıyla ilgili etkin mücadele edilmelidir..

Eğitim Sen İLKSAN ile ilgili aktif rol almalı, üyelerin haklarının korunması noktasında çalışmalar yapmalı, kampanyalar düzenlemelidir.

Demokratik, bilimsel ve özerk bir üniversite mücadelesinde YÖK`ün uygulamaları ile gerici faşist saldırılarla, özelleştirmelerle, kadrolaşmalarla üniversiteleri tahakküm altına alma tutumuna karşı Eğitim Sen üniversite çalışanlarının, akademisyenlerin ve öğrencilerin umudu olarak mücadeledeki yerini ısrarlı bir şekilde korumalıdır. Ayrıca eğitim fakültelerinde okuyan öğrencileri fahri üye yapma noktasında daha çok çaba harcamalıyız.

Eğitim müfredatının içeriğinin gerici ve piyasacı bir mantıkla şekillendirilmesinden başlayarak, siyasi kadrolaşma, bütçeden eğitime ayrılacak payın belirlenmesi, eğitimi tamamen piyasaya açacak yasal ve anayasal değişiklikler yapma, bilimsel, demokratik, laik ve anadilde eğitimi savunan ve kendilerine muhalefet eden eğitim emekçilerinin sindirilmesini amaçlayan müdahaleler AKP tarafında ısrarlı bir şekilde sürdürülmektedir. Gençliğin kazanılması noktasında Eğitim Sen`in eğitim felsefesine yaklaşımının broşürler halinde basılarak dağıtılması önümüzdeki dönemin bize yüklediği görevler arasındadır. Ayrıca bilimsel, kültürel birçok etkinlik ve yarışmanın planlanarak Eğitim Sen`in halk kesimlerince doğru bir şekilde tanınmasını sağlamalıyız.

Bu nedenle, eğitim hakkına yönelik talepleri tek boyutlu olarak anlamak yerine, örgütsüz ve güvencesiz eğitim emekçilerini sendikamız çatısı altında örgütleme, öğrenci velileri başta olmak üzere, emekçi halkı eğitim hakkı talebi etrafında birleştirme ve harekete geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Eğitim Sen, bunu başarabildiği oranda kendisini yenileyecek, saldırılara karşı örgütsel karşı koyuşlar gerçekleştirebilecektir.

4688 Sayılı Yasa`nın çıkışından bu yana yapılan toplu görüşmelerden beklenen sonuçların elde edilememiş olması, yıllardır savunduğumuz grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkının yürürlüğe konulmasının ne kadar acil bir talep olduğunu göstermektedir. Toplugörüşmelerde her yıl sergilenen görüntülerin bir öncekinden farklı olmaması, baştan “sakat” olan uygulamanın artık geçmişteki gibi sürdürülemeyeceğinin ispatı durumundadır.  Toplu görüşme masasının orta oyunu olmaktan çıkarılması tutumu devam ettirilmelidir.

Örgütümüz dışındaki yapılanmaların 4688 yasa çerçevesinde girmiş oldukları toplu görüşmelerle ilgili samimiyetsiz tutumları işverenden yana olan kararlarda atmış oldukları imzaları teşhir edilmelidir.  Temmuz maaş artışlarının bordrolara yansıyacağı dönemde alan etkinliği yapılarak yeni toplu görüşmelere dönük görüşlerin kamuoyunca paylaşılması gerekmektedir.

KESK ve bağlı sendikalar bu toplu görüşme dönemine daha hazırlıklı olmalı, danışma kurulu ile bu süreç daha iyi örülmeli birleşik emek hareketi ile mücadele derinleştirilerek daha üst boyutlara taşınmalıdır.

Sendikamızın geçmiş örgütsel pratiğinin de gösterdiği gibi, eğitim alanında ve genel olarak gerçekleştirilmeye çalışan gelişmelere zamanında müdahale etme, örgüt olarak başta eğitim ve bilim emekçileri olmak üzere tüm halkın benimsediği ve desteklediği bir sendika haline gelmemizin öncelikli koşuludur. Bu noktada önümüzdeki dönemi örgütsel anlamda bir yenilenme, mücadele hattımızı güçlendirme, eğitim ve bilim emekçilerinin en geniş kesimlerini sendikamız çatısı altında birleştirmek için seferber etmenin adımı olarak değerlendirmek gerekir.

Tuzla`da iş güvencesiz çalıştırılan ve can güvenliği olmayan işçilerle, 2 Temmuz`da Sivas`ta Faşizme ve Gericiliğe karşı, 1 Eylül Dünya Barış Gününde Barışın sesini daha gür haykırmak için eylem ve etkinlikler içinde aktif yer alınması konusunda tüm şubeler gerekli duyarlılığı göstermelidir.

Önümüzdeki dönem sendikalarımız geçmiş deneyimlerinden gerekli dersler çıkararak, birlik ve bütünlüğü sağlayıp, doğru mücadele anlayışını geliştirmesi durumunda egemen güç odaklarının çözümsüzlüklerinden yararlanabilir, ortak hareket ederek taleplerini elde edecek bir mevzi tutmak için ciddi adımlar atabilir.

Başkanlar kurulu Eğitim Sen`in önünde, tüm eğitim ve bilim emekçilerini somut talepler etrafında birleştirmek gibi ciddi ve ertelenemez bir görev olduğunu ifade eder, eğitim ve bilim emekçilerinin umudu olmaya devam edeceğini belirtir. Başkanlar kurulunu saygıyla selamlar.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu