Prof. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu Yalnız Değildir!

Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `Prof. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu Yalnız Değildir!` başlıklı açıklama metnidir:
 

Minareyi çalanın kılıfını kolayca hazırladığı ülkemizde, satılması yasal olarak mümkün olmayan vakıf üniversiteleri “sorumluluk devri” adı altında satılabiliyor. İlk olarak Bilgi Üniversitesi`nin satılması/devri sürecinde karşılaştığımız bu durum, son olarak geçtiğimiz Mayıs ayında Doğuş Üniversitesi`nin satılmasıyla gündeme gelmişti. Her ne kadar bu devir işlemlerinde para kazanmak, kâr elde etmek gibi amaçların olmadığı söylense de sürecin patrona itaat etmeyen akademisyenlerin işten atılması olarak sonlanması, gerçeklerin hiç de söylenenler gibi olmadığını gösteriyor.

Doğuş Üniversitesi`nin Beykent Üniversitesi`ne satılması/devri sonrasında yaşananlar, kar amacı gütmediği iddiasıyla kendisini var eden bir üniversitenin, akademik özgürlükleri yok sayarak tüm derdinin nasıl da daha fazla para kazanmak olduğunu gözler önüne serdi. Doğuş Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu, üniversitenin satılması ardından hiçbir gerekçe gösterilmeden işten atıldı.  Üstelik öğrenciler ve öğretim üyeleri üniversitenin hangi koşullarla satıldığını bilmedikleri gibi öğretim üyelerinin de neden işten atıldığını bilmiyorlar.

Üniversite patronlarının ya da patron sözcülerinin ifade etmekte zorlandıkları gerekçe ise, Psikoloji Bölümü`nde öğrenci alınmaması gereken bir yüksek lisans programına öğrenci alınmak istenmesi ve buna bölüm öğretim üyelerinin karşı çıkmasıdır. Bu itirazı dile getiren Bölüm Başkanı Prof. Değirmencioğlu hiç çekinilmeden dönem ortasında işten atılmıştır. Bünyesinde 50 öğrencinin eğitim satın alması arzulanan yüksek lisans programı sayesinde öğrenci başına ortalama 23 bin lira para kazanması beklenen Doğuş Üniversitesi yönetiminin, böylesi bir kazanca itiraz eden, alanında çok bir deneyimli bir öğretim üyesini engel olarak görmesi ve işten çıkarması, devlet üniversitelerine model olarak sunulan vakıf üniversitelerinin ne hâle geldiğini gösteriyor. Üstelik bu uygulamalar, sadece 4 öğretim üyesinin 300 öğrenciye nitelikli bir eğitim hizmeti verme derdiyle boğuşurken gerçekleşiyor.

AKP tarafından hazırlatılan yükseköğretim yasa tasarısı önerilerinde, devlet üniversitelerine model olarak vakıf üniversitelerinin sunulduğu hatırlanacak olursa, üniversitelerdeki kölelik rejiminin alacağı boyutları tahmin etmek hiç de güç olmayacaktır. Kaldı ki parayı verenin düdüğü çaldığı bir dönemde dini ritüeller ve etkinliklerin mekanı haline getirilen üniversitelere bakıldığında, AKP`nin güvencesizleştirme dalgasına eş zamanlı olarak muhafazakar politikaların da üniversitelerde benimsenme düzeyi kolaylıkla görülebilecektir. Tüm bunlara mihmandarlık eden ve “ben yaptım oldu!” mantığıyla şekillenen otoriterlik ise demokrasinin, özgür düşüncenin ve bilimin kurumları olması gereken üniversiteleri, bir bütün olarak AKP`nin arka bahçesinde yeşeren şirketlere dönüştürmektedir.

Eğitim Sen olarak yaşananları sorunlar karşısında çözüm üretebilmek için en önemli aracımızın örgütlenmek ve sesimizi daha gür çıkarmak olduğunu biliyoruz. Sorunlar yumağı haline getirilmiş olan üniversitelerimizi AKP`ye terk etmiyoruz. Kendisine dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışan piyasa odaklı anlayışın, ayıklanması gereken dikenler olarak gördüğü ve üniversite dışına atmaya çalıştığı tüm eğitim ve bilim emekçilerinin yanında olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyoruz.  

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu