Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç `Sorun çözen değil sorun üreten 12 Eylül ürünü YÖK kaldırılmalıdır!` başlıklı açıklama metni:
Referandum öncesi ve hemen sonrasında yürütülen tartışmalarda, Türkiye‘nin askeri darbe koşullarında hazırlanan 12 Eylül Anayasası yerine sivil, hak ve özgürlükleri güvence altına alan, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasa talebi ön plana çıkmıştır. 12 Eylül Anayasasında yer alan ve 12 Eylül zihniyetinin izlerini taşıyan yasa ve kurumların varlığını sürdürüyor olması, özellikle referandum sonucunda toplumun çeşitli kesimlerince Türkiye‘nin darbenin izlerini tamamen silen demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya olan ihtiyacını daha yüksek sesle dillendirmesini gündeme getirmiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 6 Kasım 1981‘de üniversiteler üzerinde denetimin sağlanması amacıyla kurulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK), anti-demokratik bir kurum olarak 29 yıldır varlığını sürdürmektedir. 12 Eylül ile birlikte, toplum Türk-İslam sentezi ideolojisi doğrultusunda ırkçı-gerici düşüncelerin etkisi altına alınırken, üniversitelerimiz de bu etkiye paralel olarak ırkçılığın ve gericiliğin hegemonyası altına sokulmaya çalışılmıştır. YÖK, 12 Eylül zihniyetin kurucusu, temsilcisi ve güvencesi olarak bugün de bu görevini sürdürmektedir. Referandum öncesinde Kamu Personeli Seçme Sınavı‘nda (KPSS) yaşanan kopya skandalı karşısında YÖK‘ün kendi sorumluluğunu yok sayan tavrı, yıllardır üniversitelerin ve bilimin tepesinde “Demoklesin Kılıcı” gibi sallanan YÖK‘ün anti demokratik ve bilim dışı karakterini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. KPSS‘de soruların sızdırılması ile ilgili haberlerin basında yer almasının ardından YÖK Denetleme Kurulu‘nda “Soruların sızdırılmış olabileceği” kanaati ağır basmıştır. Bugüne kadar ÖSYM üzerinden yürütülen tartışmaların asıl muhatabı olması gereken YÖK, sanki yaşanan skandalda hiçbir etkisi yokmuş gibi, kendisini yaşananların dışında tutmaya özen göstermiştir. YÖK‘e bağlı bir kurum olan ÖSYM üzerinden yürütülen tartışmalarda YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan‘ın kendilerini tartışmaların dışında tutan yaklaşımı, YÖK‘ün 29 yıldır olduğu gibi çözüm üretmekten çok, sorun yaratan ya da yaratılan sorunları görmezden gelen anlayışın hala sürdüğünü göstermektedir. YÖK sisteminin getirdiği anti demokratik ve bilim dışı uygulamaların yaygın olduğu günümüz Türkiye üniversitelerinde üniversite yönetimleri, baskı ve korku kültürünü üreterek ve sürdürerek kurumsal olarak “özgür düşünceyi” ortadan kaldırmakta; böyle bir ortamda özgür bilim üretimi olanaksız hale gelmektedir. Disiplin yönetmeliklerinin, öğretim elemanları ve öğrenciler üzerinde her türlü baskı ve korkunun bir aracı olarak işlev gören ve 29 yıldır üniversiteler üzerine çöken 12 Eylül kurumu YÖK kaldırılmalıdır. Bilimin özgürleşmesi, kamusal, özerk ve demokratik bir üniversite anlayışının hayat bulmasının önündeki en büyük engel YÖK‘tür. YÖK kaldırılmadıkça ne özgür bilim ne de özerk, demokratik üniversite mümkündür. Eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik anayasa taleplerinin yoğun bir şekilde dillendirildiği bugünlerde, demokratik-katılımcı yönetim ve özerk-bilimsel üniversite anlayışının hayata geçirilmesi için atılması gereken somut adımların ilki YÖK‘ün kaldırılması ile atılabilir.









