Siyasi Partiler Engellilerin Sorunlarını Görme Engelli, Seçim Bildirgelerinde Engelliler ve Özel Eğitim Es Geçildi

Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek‘in 13 Temmuz 07 Tarihli Basın Açıklaması Siyasi partilerin seçim bildirgeleri engellilerin sorunlarının es geçildiğini gösteriyor. Bildirgelerde engelli vatandaşların sorunlarının çözümüne ve özel eğitime verilen yer ile dile getirilen vaatler bu konuda gereken duyarlılığın bulunmadığını kanıtlamaya yetiyor. Oysa ülkemizde sayıları dokuz milyona yaklaşan engellilerin eğitimi sorununun çözülmesi özel bir önem taşıyor. Nüfusumuzun %12.29‘unu oluşturan[1] engellilerin eğitim sorununun çözülmemesi, başta istihdam olmak üzere öteki sorunlarının da derinleşmesine neden olmaktadır. Engellilerin toplumsal yaşama katılabilmeleri, istihdam olanağına kavuşarak insanca bir yaşam sürdürebilmeleri, öncelikle eğitim hakkından yararlanabilmelerini gerektiriyor. Böyle olmasına rağmen, ülkemizde engellilerin eğitimine ilişkin tablo, ne yazık ki pek iç açıcı değildir. Engellilerin Eğitiminde Acı Tablo Türkiye Özürlüler Araştırması Temel Göstergelerine göre[2] engelli yurttaşların %36.3‘ü okur-yazar bile değildir. Genel nüfusun %12.9‘unun okur yazar olmadığı göz önüne alındığında, engelli yurttaşların okur yazar olmama oranının, genel ortalamanın üç katı gibi yüksek bir orana çıktığı görülmektedir. Engelliler arasında ilkokul mezunlarının oranı da ülke ortalamasının altında olup, %41‘de kalmaktadır. Yüksek okula devam edebilenlerin oranı ise sadece 2.24‘tür. Bu rakamlar, özel eğitimin ülkemizde ne denli yakıcı bir ihtiyaç olduğunu gözler önüne sermektedir. Partilerin bu konudaki vaatlerinin ne ölçüde tatmin edici olabileceğini anlamak için kısaca ülkemizde özel eğitime ilişkin tabloya bakmak gerekir. Özel Eğitimin Durumu Özel eğitim, bilindiği gibi normal yaşıtlarının yararlanabildiği eğitim ortamından yeterince yararlanamayan çocuklara yönelik verilen eğitimdir. Çoğunluktan farklı ve özel gereksinimli çocuklara sunulan, üstün özellikleri olanları yetenekleri doğrultusunda kapasitelerinin en üst düzeye çıkmasını sağlayan, yetersizliği engele dönüştürmeyi önleyen, engelli bireyi kendine yeterli hale getirerek topluma kaynaşmasını, onların bağımsız, üretici bireyler olmasını destekleyecek becerilerle donatan eğitimdir. Ülkemizde örgün eğitimin verildiği okulların özel alt sınıflarında, kaynaştırma sınıflarında, kaynak odalarda ve ayrıca Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde verilen özel eğitim, ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. 8.431.937 engelli yurttaşın yaklaşık yüzde %10‘nu 5-18 yaş arasındaki eğitim çağındakiler oluşturmaktadır. Engellerinden ötürü akranları ile aynı eğitim olanaklarından yararlanamayan bu yaş grubundaki engellilerin büyük çoğunluğu özel eğitim olanaklarından da yoksun durumdadır. MEB‘in 2006-2007 istatistiklerine göre resmi örgün özel eğitim kurumlarının sayısı toplam 644 olup burada toplam 39.520 öğrenci eğitim görmektedir. Bu rakamlar ülkemizde okul çağında bulunan engellilerin sadece %4‘ünün söz konusu eğitim kurumlarından yararlanabildiğini göstermektedir. Özel özel eğitim kurumları ve kaynaştırma ve özel eğitim sınıfları da eklendiğinde bu rakamın biraz daha yükseldiği görülmektedir. MEB Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğünün verileri dikkate alındığında, özel eğitim okullarında 27.439 kişi; kaynaştırma ve özel eğitim sınıflarında 64.739 kişi ve Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğüne bağlı özel özel eğitim ilk öğretim okullarında da 8130 kişi eğitim görmektedir. Bu öğrenciler de eklendiğinde, eğitim çağındaki on engelliden sadece birisinin özel eğitim olanağından yararlanabildiği görülmektedir. Bunun ise olması gerekenin çok altında olduğu açıktır. Engellilerin Eğitim Hakkı BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, buna ek olarak çıkarılan Sakat Kişilerin Hakları Bildirgesi, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, ülkemizin onayladığı pek çok uluslar arası sözleşmenin yanı sıra Anayasamız da eğitimi temel bir hak olarak tanımlamakta ve bu hakkın kullanılmasını sağlama sorumluluğunu devlete vermektedir. Anayasanın 42. maddesinin 1. fıkrasında “Kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz” denilmektedir. Aynı maddenin 5. fıkrasında ise ilköğretimin, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğu hükmü yer almaktadır. Bu genel ilkelerin yanı sıra söz konusu maddenin 7. paragrafı doğrudan devletin özel eğitime ilişkin sorumluluğunun altını çizmiştir: “Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.” Ayrıca Anayasanın 61. maddesinde de “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır” denilerek, devletin sorumluluğuna bir kez daha vurgu yapılmıştır. Engellilerle İlgili Yükümlülükler Yerine Getirilmemiş Anayasanın bu maddeleri, devleti engellilerin eğitim hakkından yararlanabilmeleri için gereken her türlü yasal ve kurumsal düzenlemeyi yapmakla yükümlü kılmaktadır. Sosyal devlet ilkesinin gereği de budur zaten. Eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin bir gereği olarak, devlet, engellilerin ilk, orta ve yüksek öğrenimden yararlanmalarının önündeki engelleri kaldırmak ve eğitimlerini kolaylaştırmak için her türlü önlemi almakla yükümlüdür. Bu konuda çok geç kalınmıştır. Yakın zamana değin Türkiye‘de engellilere ilişkin sağlıklı veri toplanmadığı gibi onlara ilişkin bir yasa da bulunmamaktaydı. 2000 yılına kadar nüfus sayımlarında engellilere ilişkin herhangi bir veri toplanmıyordu. 2002 yılında ilk kez yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması ülke nüfusunun %12.29‘unun engelli olduğunu ortaya çıkardı. Başta engelli örgütleri olmak üzere sarf edilen yoğun çabaların ardından ise nihayet 2005 yılının Temmuz ayında Özürlüler Yasası çıkarıldı. AKP Hükümeti, Engellilerin Eğitiminde de “Özel”e Çalıştı AKP, Özürlüler Yasasını çıkarmış olmakla ve engellilerin eğitim için aylık 389 YTL kaynak aktarmakla övünüyor. Bu haksız ve yersiz bir övünmedir. BM Sakat Kişilerin Hakları Sözleşmesi, imzalanmış olmasına rağmen AKP hükümeti tarafından onaylanmamıştır. Öte yandan yasa çıkmış olsa da engellilerin sorunlarına çözüm bulunamamıştır. Diğer bir çok alanda olduğu gibi yasayla getirilen çözümler, uygulamada kör düğüm halini almıştır. 1987 yılından beri “kaynaştırma eğitimi” kabul edilmiş olmasına karşın, devlet okullarında bunun alt yapısını oluşturacak hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Kaynaştırma eğitimi kapsamında, hafif engelli çocukların normal sınıflarda eğitimlerine devam edebilmeleri için bulundukları sınıfların en fazla 30-40 kişiden oluşması, ayrıca bu sınıflarda en fazla 2-3 engellinin bulunması gerekiyordu. Bu şartlar neredeyse hiçbir devlet okulunda yerine getirilmemiştir. Devlet okullarının böylesi bir alt yapıya kavuşturulması için harcanması gereken kaynağın, özel eğitim kurumlarına aktarılmasında ise hiçbir sakınca görülmemiştir. AKP, “özel eğitim sevdalısı” olduğunu, engellilerin eğitiminde de bir kez daha göstermiş; bu “sektör”ü de özel sermayeye açılmıştır. Özel eğitimin de AKP hükümetinin, eğitimi piyasalaştırma ve kamu kaynaklarını özel sektöre aktarma politikaları bilinmeseydi MEB Bakanı Sayın Hüseyin Çelik‘in verdiği kendi dönemlerinde engelli olup okula giden öğrencilerin ve özel eğitim veren kurumların sayısındaki artışla ilgili rakamları memnuniyetle karşılayabilirdik. Oysa kurum sayısındaki artışın bu karlı alandan pay kapma kaygısından kaynaklandığını biliyoruz. Sonuç olarak bir yandan özel eğitim için ayrılan kamu kaynakları “özel” merkezlere peşkeş çekilmiş öte yandan da “Gökkuşağı Projesi”nde olduğu gibi yolsuzluklar yaşanmıştır. Hatırlanacağı gibi engellilerin eğitimine yardım amacıyla geçtiğimiz yıl başlatılan “gökkuşağı projesi” tam bir skandala dönüşmüştü. Okul yaptırmak için iş adamlarından 180 bin dolarlık bağış ortadan kaybolmuş, Başbakanlık Teftiş Kurulunun olayla ilgili raporunun ardından Projeyi yürüten Özürlüler İdaresi Başkanı görevden alınmıştı. Engellileri “Tek Tip”leştiren Zihniyet Engelli çocukların eğitimi için kişi başına aktarılan 389 YTL‘nin, ne ölçüde çocukların eğitimine hizmet ettiği ise tartışmalıdır. Uzmanlar, engelli çocukların, normal sosyal yaşama dahil olabilmeleri için gerekli olan eğitimin mümkün olan en erken aşamada başlanmasının ve haftada kırk saate ulaşmasının önemine dikkat çekiyorlar. Oysa mevcut uygulama bunun çok uzağında. Devlet bir çok alanda olduğu gibi engellilerin eğitiminde de tek tipleştirmeyi ve standardizasyonu esas almış. Buna göre bir engellinin derecesi ne olursa olsun, alacağı seans, grup ve bireysel olarak belirli bir sayıyla sınırlandırılmış durumda. Kamu kaynaklarından özel rehabilitasyon merkezlerine aktarılan aylık 389 YTL sadece kişi başına ayda ihtiyacın çok altında seanslık eğitim için verilmektedir. Bu durum, söz konusu kaynağın engelli çocukların eğitimi ve yaşama kazandırılmalarından ziyade özel merkezlerin ihya edilmesine adandığını açıkça göstermekte ve özel rehabilitasyon ve eğitim merkezlerinin sayısındaki patlamayı da anlaşılır kılmaktadır. Engelli çocuklar için gereken kaynakları özel rehabilitasyon merkezlerine sunan bu sistem, MEB‘i de engelli komisyoncusuna dönüştürmüştür. Öte yandan bu haktan yararlanabileceklerin saptanması için öngörülen sistem de sorunludur. Yapılan düzenlemeye göre engellilik durumunun saptanması, hastane raporunun yanı sıra MEB bünyesindeki Rehberlik Araştırma Merkezleri‘inden (RAM) rapor alınması gerekiyor. RAM‘ların yetersiz kaldığı ve dolayısıyla iş yükünün arttığı yerlerde, çocukların engellilik durumunu tam olarak tespit etmeleri güçleşmektedir. Öte yandan onların verdiği rapora göre yeni bir öğrenci ve dolayısıyla 389 YTL daha kazanacak olan merkezlerin RAM‘ları etkilemeleri riski bulunmaktadır. Çoğu yerde RAM‘ların rehabilitasyon merkezlerinin gözdeki haline geldiği belirtilmektedir. RAM‘ların ülke içindeki dağılımı ise ayrı bir problem kaynağıdır. Devlet, kuramsal olarak engelliliğin sosyo-ekonomik şartlarla ciddi bir ilişkisinin bulunduğunu kabul ediyor. Oysa, ülkemizin sosyo-ekonomik gelişmişlik ve kalkınmışlık ölçütleri açısından en geri kalmış yerleri durumundaki Doğu ve Güneydoğu Anadolu illeri başta olmak üzere bir çok ilde sadece bir tane RAM bulunuyor. Dolayısıyla o şehirlerdeki engellilerin çok azına ulaşılabiliyor. Bildirgeler Ne Diyor? Tüm bunlar göz önüne alındığında AKP‘nin seçim bildirgesinde, engelliler ve özel eğitime ilişkin yer verilen saptamaların gerçekliği yansıtmadığı görülmektedir. AKP‘nin seçim bildirgesinde, engellilerle ilgili şimdiye kadar gerçekleştirilen icraatların ötesinde yeni bir şey bulunmuyor. CHP‘nin bildirgesinde 13 Aralık 2006‘da BM Genel Kurulu‘nda kabul edilen ‘Engelliler Hakkı Sözleşmesi‘nin devlete yüklediği tüm sorumlulukların gereğini yerine getirme vaadi var, fakat bunun nasıl yerine getirileceğine dair tek satır bulunmuyor. MHP ise, 120 sayfayı bulan seçim bildirgesinde engelliler için ayrı bir başlık açmaya bile gerek görmemiş; konuyu iki satırla geçiştirmiş. Engelli gençlerin eğitimlerine normal olarak devam edebilmeleri için fiziki ve sosyal çevrenin oluşturduğu engellerin ortadan kaldırılacağını söylemiş. DP de engellilerin sosyal hayata katılmasına mani olan kentsel fiziki altyapıyı iyileştirme vaadinde bulunmanın ötesinde özgün hedef belirtmemiştir. Partilerin Engellilere Yaklaşımı Engelli Yukarıda ortaya çıkarılan tablo, 22 Temmuz Seçimleri arifesinde siyasi partilerin engelli yurttaşlara yaklaşımının yüzeysel olduğunu gözler önüne seriyor. Dokuz milyona ulaşan nüfusları ile engelliler de bu ülkenin vatandaşları olarak, uluslar arası sözleşmelerden ve Anayasa‘dan doğan bütün haklarını eşit bir şekilde kullanma hakkına sahiptirler. Bu haklarını kullanmalarının ön koşulu eğitimden geçmektedir. Bu nedenle siyasi partileri, özel eğitime hak ettiği önemi vermeye çağırıyoruz. 

[1] Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının verilerine göre engellilerin toplam sayısı: 8.431.937‘dir [2] Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Türkiye Özürlüler Araştırması Temel Göstergeleri Raporu

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu