Paranın Yararına Değil, Kamunun Yararına Bir Üniversite İstiyoruz!
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Yusuf Ziya Özcan`ın öğretim üyelerine, sanayi çevrelerine parça başı iş üreten işçiler zihniyetiyle yaklaşması, üniversitelerimizin içinde bulunduğu kuşatmayı açıkça göstermektedir. Özcan`ın basında da yer alan açıklamasına göre üniversitelerin sanayiyle işbirliği yapmasını teşvik etmek için yapılan düzenleme ile döner sermaye paylarının yüzde 85‘i öğretim üyelerine, yüzde 15‘i devlete ödenmesi planlanmaktadır. Mevcut haliyle payların yüzde 35‘i öğretim üyelerine, yüzde 65‘in de devlete ödendiğini ifade eden Özcan, üniversiteyi sanayi sektörünün hizmetine sunarken, öğretim üyelerini “sus ve katıl” payı ile teşvik etmektedir. Üniversiteleri birer ticari şirket haline getirenler, akademiyi de sadece sermayeye parça başı iş yapan ve primle teşvik edilen bir konumda görmek istemektedir. Üniversitelerdeki bilgiyi üretme sürecinin anti demokratik işleyişini görmezden gelenler ya da üniversitenin eleştirel, muhalif sesi karşısında çılgına dönenler, üniversitenin en önemli amacının sürekli sermaye çevreleri için bilgi üretilmesi üzerinde hemfikir olmaktadırlar. Cumhurbaşkanı Gül`ün “üniversiteler asli işlevlerinin farkına vardı” sözü ya da Marmara Üniversitesi Rektörü`nün “ideolojik saplantılı akademisyenler tasfiye olacaklar” ifadesi ile AKP`nin üniversitelerdeki muhalif her sözü yok etmek, baskı altına almak yönünde attığı adımların nasıl bir kuşatma üzerinden ilerlediği görülmektedir. Üniversitenin yönetimine “mütevelli heyetlerini” getirerek, üniversiteleri tamamen sermaye denetimine açmayı hedefleyenler, akademisyenleri parça başı iş üreten ancak, fiyatı yüksek olan nitelikli iş gücü olarak görmektedir. Üniversiteyi sermayenin AR-GE`si olarak kurgulayanların, üretilen bilgiyi de sadece alınıp satılabilen bir meta olarak değerlendirmeleri kaçınılmazdır. Bir yandan bilim insanlarını yaptıkları iş karşılığında para almaya teşvik eden performans sistemini getiren, diğer yandaysa öğrencileri bu süreçte müşterileştiren piyasacı dönüşümlerle üniversite, bir bütün olarak saldırıların hedefindedir. Parası olan için bilim üretenler, halk için değil sermaye için bilimsel çalışma yapmak zorunda kalacaklar, ayrıca öğrenciler de bu sürecin finansmanına katılmaya zorlanacaklardır. Bilim insanlarına birer rüşvet olarak sunulan bu önerinin beraberinde iş güvencesini ortadan kaldıracak pratikleri de getireceği açıktır. Bu mantığın doğal sonucu ise, bilimsel çalışmalarda artık paranın temel kriter haline gelmesi olacaktır. Bu bilim ve bilimsel üretim anlayışı, kamunun yararına değil, paranın yararına işleyecek ve bilimsel dünyayı sermaye lehine yeniden yapılandıracaktır. Unutulmamalıdır ki üniversiteler birer ticarethane değildir ve hiç kimse parasız, demokratik bilimsel ve kamusal yüksek öğretim hakkını savunan Eğitim Sen`in bu ağır saldırılara karşı sessiz kalacağı düşüncesine kapılmamalıdır.









