Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer`in “Özel Okullara Destek, Varolan Eşitsizlikleri Arttıracaktır!” başlıklı basın toplantısı metni:
İktidara gelişinin hemen ardından özel okulları desteklemek adına kamu kaynaklarını özel okullara aktarmak için çeşitli girişimlerde bulunan AKP hükümeti, özel okullara kamu kaynaklarının transferini süreklileştirmek ve eğitimi tamamen paralı hale getirmek amacıyla “Özel Öğretim Kurumları Kanunu Tasarısı” hazırlamıştır. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde gündeme getirilen tasarının amacı ve içeriğinde, eğitimin ihtiyaçları değil, özel öğretim kurumlarının yıllardır dillendirdiği istek ve beklentiler yer almaktadır.
Özel Öğretim Kurumları Kanunu Tasarısının genel gerekçesinde “Eğitimde planlama, öğretim programlarını geliştirme, denetleme ve koordinasyon işlevi dışındaki hizmetlerin özel sektör tarafından yürütülmesi, Devletin eğitim yükünü hafifleteceği gibi finans sorunlarının aşılmasında da etkili olacak ve daha kaliteli eğitim verilmesinde olumlu gelişmelere ortam hazırlayacaktır” sözleriyle belirtilen hedefi, eğitimin iddia edildiği gibi bir kısmının değil, tamamının piyasa mekanizmasına terk edileceğinin itirafıdır. Milli Eğitim Bakanlığı`nın görevleri planlama, öğretim programları geliştirme, denetleme ve koordinasyon ile sınırlandırılmakta, eğitimin kamusal finansmanındansa söz edilmemekte ve eğitimde sorunların “özel öğretim” ile aşılacağı iddia edilmektedir. Bu durum, hükümetin asıl niyetinin kamusal eğitim hizmetini tamamen piyasa koşullarına terk ederek özelleştirmek olduğunu göstermektedir.
Özel okullar yasa tasarısı, yazılı ve görsel basına, daha çok azınlık okulları tartışması boyutuyla yansımıştır. Ancak asıl tehlike, bu tasarı ile eğitimin tamamen paralı hale getirilmesi yönünde adımlar atılması, özel okulların kamu kaynakları ile desteklenerek mevcut eşitsizliklerin daha da artmasıdır. Avrupa Birliği ülkelerinde özel okullarda okuyan öğrenci sayısının toplam öğrencilere oranı %10 dolaylarındadır. Türkiye`de ise bu oran tüm destekleme çabalarına rağmen % 2`yi geçememiştir. Kamu hizmetlerinin diğer alanlarında olduğu gibi, eğitim alanında da, eğitimin kamusal yönünü piyasalaştırmak amacıyla hazırlanan tasarı, Türkiye`de herkese eşit, parasız eğitim hakkının geleceği açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmelidir.
Tasarı ile Türkiye`nin eğitim anlayışı temelden değiştirilmekte, öncelik özel öğretim kurumlarına verilmektedir. Oysa 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda öncelik kamudadır. Tasarı, eğitimi devletin vermesi gereken öncelikli bir hizmet olmaktan çıkarmaktadır. Bu anlamda bir yandan eğitimin bütün yükünün devletin sırtında olduğu, devletin eğitime kaynak aktarmakta güçlük çektiği dile getirilirken, diğer yandan özel öğretimi teşvik etmek için kamudan ciddi bir kaynak aktarılacak olması büyük bir çelişkidir.
Hükümet paralı eğitim ve özel okul sevdasını ısrarla ve inatla sürdürmeye devam etmektedir. Bugün pek çok devlet okulu elektrik, su ve doğalgaz faturalarını ödemekte zorluk çekerken, özel okulların neredeyse tüm harcamalarında indirime gidilmek istenmesini büyük bir çelişki olarak değerlendiriyoruz. Üstelik yapılmak istenen düzenlemeler içinde “özel okullardan hizmet satın almak” gibi son derece tehlikeli bir boyut bulunmaktadır. Sağlık sistemini çökerten “hizmet satın alma” anlayışı, kamu eğitim sistemini kelimenin tam anlamıyla çöküşe itecektir. Yapılmak istenen düzenleme ile kamu kaynaklarının “ticari amaçlı” kurulan özel öğretim kurumlarına aktarılması hedeflenmektedir.
Tasarı yasalaştığı taktirde;
Öğretime başlamak için mevcut yasada öngörülen kısıtlayıcı süre kaldırılacaktır. Özel öğretim kurumu açılırken istenen teminattan vazgeçilmektedir. Merkezden alınması gereken izinlerin büyük bölümü valiliklere devredilmekte, böylece özel öğretim kurumlarının açılması kolaylaştırılmaktadır. Kurs, dershane açma yetkisi merkezden alınıp valiliklere verilmektedir. Özel sektörün yapacağı kampüsler için kamu arazileri tahsis edilecektir. Özel öğretim kurumlarının kapatılması güçleştirilecektir. Kamuda görev yapan öğretmenlerin aynı zamanda özel öğretim kurumlarında da ders verebilmeleri sağlanacaktır. Tasarı devlet okullarında çalışan öğretmen ve yöneticileri okullarına bağlamayı değil, tam tersine zorunlu derse girdikten sonra dışarıda çalışmayı özendirmektedir. Bu durum da devlet okullarının içini boşaltacak, ve eğitimin niteliğini daha da düşürecektir. Özel okullar, ticari işletme gibi değil, devlet okullarıyla aynı şekilde elektrik, doğalgaz, su vs. parası ödeyeceklerdir. Eğitim kurumlarının reklam vermeleri kolaylaştırılmaktadır. Tasarı Anayasada Yer Alan Eşitlik İlkesine ve Sosyal Devlet Anlayışına Aykırıdır. Tasarı Anayasanın 2., 10., 42., 47. maddeleri ile Türkiye`nin imzalamış bulunduğu ve temel insan haklarını düzenleyen uluslararası sözleşmelere aykırıdır.
Anayasanın 10. maddesi yurttaşlar arasında ayrım yapılamayacağını; 42. maddesi herkesin eğitim hakkı olduğunu, bu eğitimin çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletçe yapılmasını, 47. maddesi ise kamu yararı ilkesini öngörmektedir.
Yine 1973 yılında kabul edilen 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu`nun (METK); 2. maddesinde eğitimin “hür ve bilimsel” olması, 8 inci maddesinde ” Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve olanak eşitliği” sağlanması, 51. maddesinde “Her derece ve türdeki eğitim kurumlarına ait bina ve tesisler çevrenin ihtiyaçlarına göre ve uygulanacak programların özelliklerine göre Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) planlanıp ve yapılacağı”, 56`da “Eğitim ve öğretim hizmetinin…. Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden MEB`in sorumlu” olduğu belirtilmiştir.
Altında Türkiye`nin de imzası bulunan uluslararası sözleşmelerden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi`nin 26 ncı maddesinde “Herkesin eğitim hakkına sahip” olduğu, Çocuk Hakları Sözleşmesi`nin 28 inci maddesinde ise “Taraf devletler, çocuğun eğitim hakkını kabul ederler ve hakkın fırsat eşitliği içerisinde gerçekleşmesini” gerektiğini belirtir.
Eğitim Enternasyonali de “Herkes için nitelikli kamu eğitimini” temel ilke olarak benimsemiştir.
Bütün bu yasal düzenlemeler eğitimin temel bir insan hakkı, aynı zamanda bir kamu hizmeti olduğunu, bilimsel temellere göre yapılması gerektiğini gösterir. Oysa Hükümetin hazırladığı Özel Öğretim Kurumları Yasa Tasarısı bu ilkelerle çelişmektedir.
Tasarı, Anayasada da düzenlenmiş bulunan “sosyal devlet” ilkesine aykırıdır. Tasarı ile Devlet kaynaklarını özel öğretim kurumlarına aktarmaktadır. Eğitimi devletin yapması gereken öncelikli bir iş olmaktan çıkarmaktadır. Devlet okullarındaki öğretmenlerin özel öğretim kurumlarında da ders verebilmesi, devlet okullarındaki eğitimin niteliğini düşürecektir. Reklama ilişkin düzenleme eğitimin kar amaçlı bir sektöre dönüştürülmesi amacının göstergesidir. Özel öğretim kurumlarında çalışacak öğretmenlerin sendikalaşması engellenmemiş olmakla birlikte grev ve toplu sözleşme hakkına ilişkin herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Tasarı Milli Eğitim Temel Yasası`nın ruhuna da aykırıdır.
Özel öğretimi özendirmek ve özel okulları doğrudan kamu kaynaklarıyla desteklemek amacıyla hazırlanan tasarının öğrencileri, hepsi “kar etmek” amacıyla kurulmuş, kontenjanlarını dolduramayan, kimi çevrelerce değişik amaçlarla kurulmuş vakıf ve cemaatlere bağlı okulları geliştirmeyi açıklamaktadır.
Anayasa`nın 47. maddesi “kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir.” demektedir. AKP hükümeti kamu yararı gözettiğini iddia ederek, özel okulları desteklemek istemektedir. Eğer AKP hükümeti gerçekten kamu yararını gözetiyorsa, kamu kaynaklarını özel okullara aktarmak yerine, özel okulları devletleştirerek herkese eşit, parasız ve kamusal eğitim anlayışını hayata geçirmelidir.









