Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `Ölümler Yaşanmadan Açlık Grevleri Sorunu Çözülmeli, Ölümler Değil, Yaşam Hakkı Savunulmalıdır!` başlıklı açıklama metnidir:
Cezaevlerinde başlayan açlık grevlerinin 65. gününe geldiğimiz bugün, artan ölüm riskleri karşısında hepimiz derin bir kaygı duymaktayız. 65 gündür açlık grevinde olan binlerce siyasi tutuklunun içine itildiği durum, sadece belli bir siyasi görüşten olan kişileri değil, hak ve eşitlikten yana olan aydınları, yazarları, sendikacıları, insan hakları savunucularını kısaca yaşanacak olumsuz gelişmelerden kaygı duyan herkesi yakından ilgilendirmektedir.
12 Eylül`den bu yana sürdürülen açlık grevlerinin çözümü noktasında bugüne kadar herhangi bir somut adım atılmamıştır. Başbakan`ın “açlık grevinde kimse yok”, “şov yapıyorlar” gibi insan olmanın en temel özellikleri ile çelişen açıklamaları, açlık grevine katılanları her geçen gün biraz daha ölüme yaklaştırmaktadır.
Bilindiği gibi 1980 yılından bu yana Türkiye cezaevlerinde açlık grevleri ve ölüm oruçları sonucunda 144 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu durum toplumun vicdanında derin yaralar açmış, ülke tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Geçmişte olduğu gibi siyasi iktidarın umursamaz tavrının sürmesi durumunda, açlık grevlerinin ölümlerle ve kalıcı fiziksel engellere sonuçlanma riski giderek artmaktadır.
Başbakan`ın açlık grevlerine çözüm üretmek bir yana, tehdit ve hakaret dolu açıklamalar yapması, toplumun çeşitli kesimlerinde büyük kaygı ile karşılanmış ve yaşanan çözümsüzlük sürecine tepki olarak ülkenin dört bir yanında açlık grevleri yaygınlaşmıştır. Şu anda içlerinde Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Sakine Esen Yılmaz`ın ve KESK`e bağlı sendikaların merkez ve şube yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda arkadaşımız açlık grevindedir. Hükümet bu sesi ve her geçen gün artan tepkileri duymalı ve bir an önce sorunun çözümü için adım atmalıdır.
Söz konusu olan insan yaşamıdır ve geçmişte yaşadığımız acıların tekrarlanmaması için herkes sorumlu davranmak zorundadır. AKP`nin bedenini ölüme yatıran insanlar karşısındaki derin sessizliği, günden güne ölümü çağıran büyük bir çığlığa dönüşmüştür. Bu çığlık, insanım diyen herkesin duyması gereken, hükümeti ise, sorunu çözmeye çağıran büyük bir çığlığa dönüşmek zorundadır.
Açlık grevleri ile insanları göz göre göre ölüme sürüklemenin devlet eliyle cinayet işlemekten farkı yoktur. Hiçbir gerekçe, insanların ölüm orucu ile ölüme gönderilmesini haklı gösteremez. En temel hak olan yaşam hakkını tehdit eden böylesine tehlikeli bir süreç karşısında, Başbakan`ın ve destekçilerinin en temel insani değerlerle bağdaşmayan tutumları kesinlikle kabul edilemez.
Yıllardır akan kan ve gözyaşlarına, cezaevlerindeki insanlık dışı koşullara, uzun tutukluluk sürelerine aldırmaksızın ülkeyi yönetenler, gerçek anlamda barış ve huzur ortamının yaratılmasını istiyorlarsa zaman geçirmeden harekete geçilmelidir. Gün ölümü değil, yaşamı savunma günüdür. Toplumun geniş kesimlerini endişelendiren bu sürecin tek bir can kaybı olmadan sonlanmasının insani ve vicdani sorumluluğu hepimizin omuzlarındadır.
Eğitim Sen olarak, ölümün değil yaşamın galip gelmesi için tüm emek ve demokrasi güçlerini birlikte davranmaya çağırıyoruz. Açlık grevleri sorununun bu aşamaya gelmesinin öncelikli sorumlusu AKP iktidarı ve Başbakan`dır. Yaşanacak herhangi bir olumsuzluğun sorumlusu yine AKP iktidarı olacaktır. Açlık grevleri sonucunda oluşacak ölümler ve fiziksel olarak kalıcı engellerin Türkiye`nin tarihine kara bir leke olarak geçmesine izin verilmemeli, sorunun çözülmesi için zaman geçirilmeden somut adımlar atılmalıdır. Bu kez ölümün yaşam karşısında galip gelmesine izin verilmemelidir.










