Üniversiteler Üzerindeki Baskılara Son Verilmelidir!
Türkiye, her geçen gün gerçeklerin çarpıtıldığı, hakikatin yalan girdabına kapıldığı olaylara tanık oluyor. Hükümet, elindeki tüm gücü kullanarak ve kontrolü altındaki tüm aktörleri ileri sürerek, yaşamın her alanında muhaliflerine diz çöktürmek istiyor. Elbette üniversiteler de bu süreçten payına düşeni alıyor.
Geçtiğimiz günlerde ODTÜ yaşananlar ve sonrasında yürütülen tartışmalar bu durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Bu nedenledir ki ODTÜ’de yetkili bir sendika olarak gerçeklerin altının bir kez daha çizilmesine ve hükümetin ODTÜ bileşenlerine yönelik tehditkar tutumuna karşı onlarla dayanışma içerisinde olduğumuzun bilinmesi adına bugün buradayız.
Yaşananlar açıkça göstermiştir ki birileri ibadet hakkının engellendiğini öne sürerek provakatif bir eylemlilik içerisinde olmuştur. Bu durum fırsata çevrilerek başta Cumhurbaşkanı, hükümet yetkilileri ve YÖK olmak üzere devletin tüm kurumları harekete geçmiştir. Bugüne kadar gerek Türkiye’de gerekse üniversitelerdeki ayrımcılığın, baskının, ötekileştirmenin derinleşmesinde ilk elde sorumlu olanlar, bir anda mağduriyet, baskı ve ayrımcılık diline sarılmışlardır. Halbuki olayın yaşandığı gün, mescitte bulunan ve mescitteki diğer kişiler tarafından tartaklanan kişinin basına aktardıkları gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koymuştur.
Nedense ODTÜ’de ayrımcılık, baskı ve yok sayma pratiği arayanlar, Diyanet İşleri Başkanı’nın “cemevi” kırmızı çizgimizdir sözü karşısında sus pus olmakta, her gün katledilen insanlara daha fazla katliamın reva görülmesine sessiz kalmakta ve akademisyenlerin ders içeriklerinin ihbar konusu yapılması karşısında tepki dahi göstermemektedir. Bu nedenledir ki;
- Teknik, fiziki ya da donanımsal sorunları bir kenara bırakan,
- Akademik özgürlüklerden sendikal hak ve özgürlüklere kadar en temel hakları ortadan kaldıran,
- Kütüphanesinin yokluğunu dahi sorun etmeyen ama Türkiye’nin en büyük camisini inşa etme yarışına giren,
- Türkiye’deki farklı kimlikleri, dilleri, inanç gruplarını yok sayan
üniversite yönetimlerinin denetimi için YÖK üyelerini görevlendirmemiştir. Çünkü bu eser onların eseri, arzulanan tam olarak bu eşitsizliğin kendisidir. Gezi sürecinden başlayarak, ODTÜ’yü her fırsatta hedef haline getirmek isteyenlerin tüm derdinin, muhalif olarak algılanan, yaratmak istedikleri kültürel yapı içerisinde ayrıksı duran tüm kurum ve kişilerin tasfiye edilmek istendiğini çok iyi biliyoruz.
Bu nedenledir ki Eğitim Sen olarak, ODTÜ’de yaşanan sorunların sadece ODTÜ’ye dair sorunlar olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Bu sorun bilimden, özgürlükten, demokrasiden, eşitlikten, eleştirel düşünceden yana herkesin sorunudur. Bu nedenle tüm eğitim ve bilim emekçilerini, sendikamız etrafında kenetlenmeye davet ediyoruz. Böylesine zor günlerden çıkış yolunun, paylaşım ve dayanışma gücümüzü artıracak yan yana gelişlerimizde, dolayısıyla daha güçlü örgütlenmekte saklı olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.










