Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız’ın “Müfredat Değişiklikleri AKP’nin Demokrasi Ve İnsan Haklarından Ne Anladığının İfadesidir” başlıklı açıklama metni:
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından 3 Ağustos tarihinde onaylanan müfredat değişikliği ile İlköğretim 8. sınıflarda okutulan Vatandaşlık ve Demokrasi Dersi`nin yeni ders yılındaki müfredatı belli oldu. Müfredat değişikliği sonrasında konunun basına yansıması bir gerçeğin altını çizmemizi kolaylaştırmaktadır. Gerçekleştirilen değişiklik sonucunda oluşan müfredatın içeriğinde evrensel değerlere ve anayasal olarak Türkiye`yi bağlayan uluslararası sözleşmelere yeterince referans yapılmazken, sözleşmelerin ve temel insan hakları anlayışının temelinde yatan, insanın toplumsal bir varlık olarak ödevleri kadar hakları da olduğu gerçeği göz ardı edilmiştir. MEB açıkladığı bu yeni müfredat ile iktidarın murat ettiği yönde bir “makbul vatandaş” yaratma fikrinden öteye gidememiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi gibi uluslararası belgelerden çok veda hutbesi ve mesnevi gibi dinsel öğretilerin dayanak olarak gösterildiği yeni programın içeriği oldukça sorunludur. Müfredatın kendisine referans kabul edeceği metinler özgürlük, eşitlik, kardeşlik, adalet gibi kavramların nasıl tanımlanacağını da belirleyecektir. Örneğin ayrımcılığın önlenmesini amaç edinen bir dersin içeriğinde “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi” yerine dinsel metinlerden referanslarla anlatılmak istenmesi kadınların bu hakları mücadele ile kazandığı gerçeğini göz ardı etmekte, kavramı seküler yapısından koparmaktadır. Erkek egemen bir kültürün sunduğu kavram seti ve bakış açısıyla toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı çocuklarımızda bir bilinç oluşması söz konusu olamaz. Gerçekleştirilen değişiklik ile MEB`in asıl amacının müfredatın içini boşaltmak olduğu anlaşılmaktadır. Biz yaptık oldu anlayışı ile, göstermelik olarak, insan hakları kavramının özüne uygun hazırlanmamış bu ders içeriğinin insan hakları konusundaki uzman kişilere, pedagoglara danışılarak titizlikle hazırlanması gerekmektedir. Söz konusu müfredatta, uygulaması gittikçe yaygınlaşan, tamamen piyasa ve müşteri odaklı bir anlayış olan Toplam Kalite Yönetimi çerçevesinde, öğrencilerin okullarında eğitim kalitesinin artırılması için oluşturulacak TKY gruplarına katılmasının amaçlanmasının da insan hakları ve demokrasi pratiğinin bir parçası olarak sunulması, MEB`in demokratik katılımdan anladığının bir tür müşteri memnuniyetinin ötesine gitmediğini açığa vurmaktadır. Müfredata insan hakları kavramını kendi yorumuna göre dahil etmeye çalışan bakanlık, şunu unutmamalıdır ki, yüzlerce çocuğun halen cezaevlerinde olduğu, çocukların en temel hakkı olan eğitimin paralılaştırıldığı, erişilmesinin gittikçe güçleştiği, kadınların erkek şiddetine pervasızca maruz bırakıldığı somut durum ortada iken, dinsel referanslarla ve piyasacılıkla demokrasi ve insan haklarının birbirine karıştırıldığı bu müfredat çelişkileri ortaya koymaktan başka bir anlam taşımamaktadır.









