Mart Ayında Yaşanan Katliamları Unutmadık, Unutturmayacağız!

Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan ve toplumun yüreğinde derin izler bırakan kitlesel katliamlar nedeniyle her yıl mart ayı, hafızalarımızda hep “acılar ve katliamlar ayı” olarak bilinmektedir. 1978 Beyazıt, 1988 Halepçe, 1995 Gazi katliamının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, kaybedilen canlar ve yaşanan acılar hiçbir zaman unutulmamıştır.

12 Mart 1995 tarihinde, karanlık güçlerin Alevilerin gittikleri kahvehanelerinin ve cem evinin hedef alması sonucu yaşanan silahlı saldırılarda bir Alevi yurttaş hayatını kaybetmiştir. Saldırıları protesto etmek için toplanan halkın üzerine güvenlik güçlerince ateş açılması sonucunda yaşanan olaylarda 22 kişi kontra güçler tarafından katledilmiştir. Gazi katliamının gerçek faillerinin değil, sadece birkaç tetikçinin göstermelik olarak yargılandığı davada hukuk, katiller ve arkalarındaki güçler görmezden gelinmiştir. Gazi katliamını gerçekleştirenler ve onların siyasi uzantıları suçları sabit olduğu halde hep korunmuşlar ve zaman içinde birer birer serbest kalmışlardır.

16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi genç, güvenlik güçlerinin gözleri önünde kontra güçler tarafından katledilmiş, onlarcası yaralanmıştır. Günler öncesinde katliam hazırlığı yapıldığı yönündeki istihbaratlara rağmen gerekli önlemler alınmamış, göz göre göre acımasız bir katliam yaşanmıştır.

16 Mart 1988 tarihinde gerçekleşen Halepçe katliamı ise başlı başına bir insanlık dramı olarak tarihe geçmiştir. Dönemin Saddam Hüseyin rejiminin Kürtleri, Asurîleri ve Halepçe’de yaşayan diğer milletlerden halkları hedef aldığı katliamda, tüm dünyanın gözleri önünde, 5 binden fazla çocuk, kadın ve erkek kimyasal silahlarla acımasızca katledilmiştir.

Yıllardır toplumun vicdanında ve hafızasında derin izler bırakan acıların ve katliamların arkasındaki zihniyet günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Hemen yanı başımızda Suriye’de cihatçı güçlerin Aleviler başta olmak üzere, farklı inançlara yönelik katliamları tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmektedir. Hiç kimsenin insanlığa karşı suç niteliğinde olan saldırı ya da katliamların hedefi haline gelmediği, ölümün karşısında yaşamın savunulduğu bir ülkede ve dünyada barış içinde bir arada yaşama hakkı mücadelesini güçlendirmek gerektiği açıktır.

Ağızlarını her açtıklarında ırkçı, şoven ve mezhepçi söylemler üzerinden halkı kin ve düşmanlığa sevk edenler, her fırsatta ölümü ve öldürmeyi kutsayanlara karşı yaşamı ve yaşatmayı savunma sorumluluğu başta sendikalar olmak üzere, tüm emek ve demokrasi güçlerinin omuzlarındadır.

Eğitim Sen olarak ülkemizde ve dünyanın dört bir yanında insanlığa karşı işlenmiş bütün suçları ve katliamları lanetliyor, katliamcılardan hesap sorulana kadar mücadelemizi sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz. Unutmayacağız, unutturmayacağız…

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu