Yakın tarihte gerçekleşen insanlık dışı saldırılar ve kitlesel katliamlar üzerinden yaşanan acıları hatırlatması nedeniyle her yıl Mart ayı, hafızalarımızda hep ‘acılar ve katliamlar ayı’ olarak anılmıştır. 1978 Beyazıt, 1988 Halepçe, 1995 Gazi katliamının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, kaybedilen canlar ve yaşanan acılar hiçbir zaman unutulmamıştır.
43 yıl önce 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi genç, güvenlik güçlerinin gözleri önünde kontra güçler tarafından katledilmiş, onlarcası yaralanmıştır. Günler öncesinde katliam hazırlığı yapıldığı yönündeki istihbaratlara rağmen hiçbir önlem alınmamış, sonraki yıllarda da defalarca şahit olduğumuz gibi, göz göre göre gelen katliama açıkça göz yumulmuştur.
16 Mart 1988 tarihinde gerçekleşen Halepçe katliamı ise başlı başına bir insanlık dramı olarak tarihe geçmiştir. Saddam Hüseyin rejiminin Kürtleri, Asurîleri ve Halepçe’de yaşayan diğer milletlerden halkların hedef alındığı katliamda, tüm dünyanın gözleri önünde, 5 binden fazla çocuk, kadın ve erkek kimyasal silahlarla acımasızca katledilmiştir.
12 Mart 1995 tarihinde, karanlık güçlerin Alevilerin gittikleri kahvehanelerinin ve cem evinin hedef alması sonucu yaşanan silahlı saldırılarda bir Alevi yurttaş hayatını kaybetmiştir. Saldırıları protesto etmek için toplanan halkın üzerine güvenlik güçlerince ateş açılması sonucunda yaşanan olaylarda 22 kişi kontra güçler tarafından katledilmiştir. Gazi katliamının gerçek faillerinin değil, sadece birkaç tetikçinin göstermelik olarak yargılandığı davada hukuk, katiller ve arkalarındaki güçleri görmezden gelinmiştir. Gazi katliamını gerçekleştirenler ve onların siyasi uzantıları suçları sabit olduğu halde her zaman korunmuşlar ve zaman içinde birer birer aklanmışlardır.
Yıllardır toplumun vicdanında ve hafızasında silinmesi zor, derin izler bırakan acıların ve katliamların son bulması gerekmektedir. Hiç kimsenin insanlığa karşı suç niteliğinde olan hiçbir saldırı ya da katliamların hedefi olmadığı, ölümün değil yaşamın savunulduğu bir ülkede barış içinde bir arada yaşama mücadelesini güçlendirmekten başka çıkış yolu yoktur.
Siyasal amaçları uğruna her fırsatta savaş çığırtkanlığı yapan, sürekli ölümü ve öldürmeyi kutsayanlara karşı yaşamı ve yaşatmayı savunmaya devam edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Eğitim Sen olarak bugüne kadar gerçekleşen bütün katliamlarda kaybettiklerimizi saygıyla anıyoruz. Unutmayacağız, unutturmayacağız…












