Çocuklardan Katil Yaratan Atmosferi Sorgulamalıyız
Yıllardır farklılıklara tahammülsüzlükten, yabancı düşmanlığından, ırkçılıktan dinsel fanatizmden beslenerek yürütülen gerilim ve korku siyaseti meyvelerini vermeye başladı. Trabzon`da Rahip Santoro`nun ve İstanbul`da gazeteci Hırant Dink`in katledilmesinin ardından 18 Nisan 2007 tarihinde de Malatya`da korkunç bir katliam yaşandı. Biri Alman uyruklu üç kişi, misyonerlik suçlamasıyla boğazları kesilerek öldürüldü.
Tetikçilerin profili ve yaşanan korkunç olayın örgüsü öncekilere çok benzemektedir. Tıpkı Rahip Santoro ve gazeteci Hrant Dink gibi son katliamın mağdurları da cinayetler gerçekleşmeden önce defalarca tehdit edilmiş, basın yayın organları tarafından hedef gösterilmişlerdir. Bu olayda da önceden yapılan tehditler bilinmesine rağmen istihbarat ve tedbir almada zafiyet yaşanmış olabileceği dile getiriliyor. Basında yer alan haberlere göre bu olaydaki tetikçiler de tıpkı Hrant Dink cinayetinin tetikçileri gibi günler öncesinden atış talimi yaparken güvenlik güçlerince göz altına alınmışlar. Tetikçilerin öncekilerle aynı sosyal tabandan, aynı yaş grubundan gelmesi dikkat çekicidir. Benzer yoksul aileler, eğitimsiz, işsiz ve gelecekten umutsuz gençlerin ırkçılığın ve dinsel fanatizmin işlendiği vakıf yurtlarından çıkması sorgulanmalıdır.
Bazı internet sitelerinde yapılan yorumlar, bu çocukları daha yirmi yaşına gelmeden cani birer katile dönüştüren atmosferi çok iyi yansıtıyor. İşte 20 Nisan tarihli Milliyet Gazetesinde yer verilen bu yorumlardan bir kaçı: “Rehber Kur`an, hedef Turan”, “… bu vatanı sahipsiz mi sandınız … Hepinize sıra gelecek … Uyan ey Türk genci uyan 4 kelle yetmez!!!!!”, ” Bu ülkede binlerce O.S var. Türkiye Türklerindir. O kadar. Ya seveceksin ya da s… olup gideceksin”, “Benim vatanımda ezan susmaz, bayrak inmez, ya sew ya da terk et!!!”
Malatya`daki katliamın ardından internet sitelerinde yapılan bu yorumlar gerçekleştirilen ve önlem alınmazsa daha da gerçekleştirilecek olan cinayetleri hazırlayan düşünsel atmosferi açıklıkla gözler önüne sermektedir. Yıllardır sosyal adaletsizliği derinleştiren, insan onuruna yaraşır yaşam koşullarını kemiren, sosyal devleti ortadan kaldıran ekonomi politikalarına karşı mücadele ediyoruz. Sonunda korkulan olmaya başladı. Çocuk katil “O.S”ların ortaya çıkmasında bu tür politikaların da rolü vardır. İşsiz güçsüz, eğitimsiz, gelecekten umutsuz ve tüm bunlardan dolayı da öfkeli gençler, ırkçı fanatik düşünceler eşliğinde birer şiddet aracına, ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen derin güçlerin maşasına dönüştürülüyor.
Malatya`da gerçekleştirilen cinayetlerin vahşet boyutu toplum olarak ne denli ciddi bir tehlike karşısında olduğumuzu gösteriyor. İnsanların boğazını kesecek kerteye ulaşan bu ruh hali, her geçen gün hoşgörüden, demokratik kültürden, çoğulculuktan uzaklaşan, milliyetçi ve militarist bir kulvara sıkışan siyasal kültürümüzden besleniyor. Sürekli gerilimden, iç ve dış düşman tehdidinden beslenen çevreler ülkemizi uçurumun kıyısına getirmiş bulunuyor. Bir kısım medya tarafından da sürekli körüklenen ırkçılık, hoşgörüsüzlük, yabancı düşmanlığı ve komplo teorileri, neoliberal ekonomi politikalarıyla umutsuzluğa itilen gençleri zehirliyor. Tarihten gelen etnik, mezhepsel, kültürel, dinsel çoğulluğumuz bulunmaz bir zenginlik olmasına rağmen, bugün karanlık güçlerin yarattıkları korku-gerilim senaryolarının unsurları haline getirilmeye çalışılıyor.
Bu cinayeti kınarken artık kaybedecek bir dakikamızın bile olmadığına dikkat çekmek istiyoruz. Farklı etnik, dilsel, dinsel ya da mezhepsel aidiyetlerden olmalarına rağmen çağlar boyunca birlikte yaşamayı başarmış olan ve bugün de farklılıklarını ayrılık değil zenginlik vesilesi kabul eden, eşit yurttaşlık bilinciyle bir arada yaşama iradesi gösteren toplumumuz bu oyuna gelmeyecektir. Ama en son Malatya`da işlenen korkunç cinayetler serisinin önünün alınabilmesi için ivedilikle yapılması gereken şeyler vardır. Tetikçilerin yakalanmış olması önemlidir. Fakat esas önemli olan tetikçilerin arkasındaki güçlere ulaşılması, cinayetlerin bütün boyutlarıyla aydınlatılmasıdır. Öte yandan korku, düşmanlık ve gerilim siyasetini besleyen her türlü fanatizme, yabancı düşmanlığına karşı hoşgörü ve kardeşlik ortamının gelişmesinde herkese görev düşmektedir.









