Eğitim Sen Genel Sekreteri Mehmet Bozgeyik`in Basın Açıklaması:
17 Nisan 2010 tarihinde Ankara`da “Kamusal, Parasız, Demokratik, Nitelikli Eğitim, Örgütlü, Güvenceli Çalışma Hakkı ve Demokratik Yaşam” taleplerimizi ortaya koymak amacıyla gerçekleştirdiğimiz eylemimiz, üzerinden bir yıl geçtikten sonra yargılanmaya başlanmıştır. Bugün görülmeye başlayan davada KESK ve Eğitim Sen üye ile yöneticilerinden oluşan 42 kişi hakkında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu`na aykırı hareket etmekten oluşturulan iddianame ile sadece yöneticilerimiz değil, taleplerimiz ve sendikal haklarımız da yargılanmak istenmektedir. Bilindiği üzere,17 Nisan 2010 tarihinde Ankara sokakları, Türkiye`nin dört bir yanından gelen biz eğitim ve bilim emekçileri ile haklı taleplerimizi destekleyen öğrencilerimiz, velilerimizin de katılımıyla sesimizin, gücümüzün ve mücadelemizin tanıklığını yapmıştır. 5 Nisan 2010 tarihinde, işyerlerimizde ekonomik, özlük ve demokratik taleplerimizi ifade etmek için Milli Eğitim Bakanlığı`na göndermek üzere yürüttüğümüz imza kampanyaları ile başlattığımız süreç, kamu düzenini bozacak hiçbir olumsuz gelişme yaşanmadan 17 Nisan günü geniş katılımlı bir eylemlilikle sonuçlanmıştır. Savcılık makamının iddiasında ise söz konusu eylemimiz yasa dışı olarak ifade edilmiştir. Bu asılsız iddialar karşısında savcılık makamının görevsizlik kararı vermesi gerekirken dava açmış olması ise yargılanmak istenenin sendikal faaliyetlerimiz ve demokratik taleplerimizin olduğunu göstermektedir. Bilindiği üzere şifre ve kopya skandallarının sorumlularına soruşturma açılmasına engel olunarak gençlerimizin geleceğine ipotek koyulmuştur. Bir taraftan kopyacılar ve şifreciler korunurken diğer taraftan nitelikli eğitim ve güvenceli çalışma hakkı talebimizin yargılanıyor olması ileri demokrasinin kimlerin çıkarlarını korurken, demokratik taleplerini dile getirenleri de nasıl hedefine aldığını göstermektedir. Davanın açılması sürecinde gerçekleri yansıtmayan, hatta çarpıtan ve gizleyen kamu görevlilerinin irade beyanlarının etkili olması da vahametin boyutunu derinleştirici niteliktedir. Özellikle yandaş sendikacılığın bu kadar güçlendirildiği bir dönemde toplumsal ve demokratik taleplerimizin sürgün, soruşturma, gözaltı, yargı ve polis şiddeti gibi yöntemlerle bastırılmak istenmesi de ileri demokrasi saflarının nasıl ayrıştığına dair önemli bir göstergedir. Sendikamız yöneticilerinin ve üyelerinin böylesi asılsız iddialarla yargılanmaları asla kabul edilebilir bir durum değildir. Ayrıca anayasamıza ve uluslararası hukuka açıkça aykırılık teşkil eden, sendikal faaliyetleri ve demokratik hak taleplerini engellemeye varabilecek bu sürecin bir an önce demokratik bir şekilde sonlandırılması gerekmektedir. Eylemimizin tüm barışçıl iklimine rağmen emekçilerin haklı taleplerini yargıyla, polisle bastırabileceğini sananlar büyük bir yanılgı içindeler. Emekçiler ve onların örgütlü gücü olan sendikalar ve kitle örgütleri ise bu saldırılardan yılacak değildir. Bilinmelidir ki sendikamız toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçilerin haklarının budanmasına göz yummayacak, demokratik taleplerini güçlü bir şekilde ifade etmeye devam edecektir.










