30 Ağustos günü Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nde henüz 15 yaşında bir çocuk olan Hilal Özdemir, çalıştığı kafede hakkında 18 ayrı suç kaydı bulunan bir erkek tarafından silahlı saldırıyla katledildi. Bir çocuğun, eğitim kurumlarının kalbinde, kampüs içerisinde böylesine acımasızca katledilmesi; toplumsal çürümenin, çocuk işçiliğinin, kadın ve çocuklara yönelik şiddetin geldiği noktayı gözler önüne sermektedir.
Silahlı ve sabıkalı bir kişinin hiçbir engele takılmadan kampüse girebilmesi, yaşanan cinayetin koşullarını gözler önüne seriyor. Kendi öğrencilerini çantalarına kadar arayan, öğrencileri ve akademisyenlerini kampüs kapılarında engelleyen Boğaziçi Üniversitesi yönetimi cinayetin önüne geçebilecek güvenlik önlemlerini almadığı için 15 yaşında bir kız çocuğu katledildi.
Bu cinayet bir “bireysel şiddet” vakası değildir ve ülkemizde kadınların, çocukların yaşam hakkını güvence altına almayan siyasi iktidarın sorumluluğunu ortaya koymaktadır. On beş yaşında bir çocuğun çalışmak zorunda bırakılması, kampüs içerisinde güvenliğin sağlanamaması, failin silahla içeri girebilmesi başlı başına ciddi bir ihmal ve toplumsal sorundur. Erkek şiddeti, cezasızlık kültürü, liyakatsiz ve kayyım eliyle işlevsiz hale getirilmiş üniversite yönetimleri, 15 yaşında bir çocuğun güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlanması bu katliama zemin hazırlamıştır. Bir yandan toplumun her alanında kadınların ve çocukların yaşam hakkını hiçe sayan erkek şiddeti sürerken, diğer yandan başta siyasi iktidar olmak üzere bu şiddeti önlemekle yükümlü kurumlar sorumluluklarını yerine getirmemektedir.
Yıllardır Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyım rektörler eliyle yürütülen baskıcı ve antidemokratik uygulamalar, üniversiteyi özgür düşüncenin merkezi olmaktan çıkarmış, öğrencileri ve akademisyenleri polis ablukası, kameralar ve disiplin soruşturmaları ile sürekli gözetim altında tutmuştur. Üniversitenin her köşesine yerleştirilen kameralar, öğrencilerin demokratik haklarını kullanmalarını engellemeye dönük işlev görürken, ne yazık ki 15 yaşındaki Hilal’in yaşamını savunmaya yetmemiştir. Bu durum, iktidarın “güvenlik” adı altında uyguladığı politikaların aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, şiddeti ve çocuk emeğini önlemede tamamen işlevsiz olduğunu göstermektedir.
Erkek şiddetini besleyen cezasızlık kültürü sürdükçe, çocuk işçiliği ve güvencesiz çalışma ortadan kaldırılmadıkça benzer acıların yaşanmasının önüne geçilemeyecektir. Başta üniversiteler olmak üzere kamu kurumları demokratik ve özgür yapılar olmaktan çıkarılıp keyfi yönetimlerin eline teslim edildiği sürece güvenlik ve adalet sağlanmayacaktır.
Her türlü emek sömürüsüne, çocuk işçiliğine, erkek şiddetine ve cezasızlık politikalarına karşı, üniversiteler ve tüm eğitim kurumları gerçek anlamda eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve yaşanabilir mekânlar haline gelene kadar mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.
Hilal Özdemir’in yaşamı ve anısı önünde saygıyla eğiliyor, ailesine, arkadaşlarına ve tüm kamuoyuna başsağlığı diliyoruz; bu davanın takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz.










