Etik ve Hukuk Dışı Uygulamaları Olan Eğitim Yöneticilerini Uyarıyoruz!

571

Okullar ve üniversiteler, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin peşinden koşan ve kamusal, nitelikli, bilimsel, laik ve demokratik bir eğitimin mekânları olması gerekirken, hemen her gün “balık baştan kokar” deyimini andıran olaylarla karşı karşıya kalıyoruz. Siyasal iktidarla geçen yirmi yıl içinde yoksulluk derinleşmiş, her gün televizyon ekranlarına ve sosyal medyaya yansıyan büyük yolsuzluklar adeta sıradanlaşmıştır. Yasaklar ve yasakçı anlayış yaşamı, bilimi, sanatı, siyaseti hızla geriletmekte, bu durum eğitim alanını da derinden etkilemektedir.

Aday ve sözleşmeli öğretmenler, MEB’in ve atadığı eğitim yöneticilerinin bilgisi dâhilinde, iller ve ilçelerde siyasal iktidar güdümünde olan sendikaya üye olmaya zorlanmaktadır. Türkiye’nin dört bir yanında bazı eğitim yöneticileri, eğitim emekçilerinin sendikal örgütlenme hakkını özgürce kullanmalarını engelleyerek onlara belli bir sendikaya üye olmaları yönünde baskı yapmaktadır. Bu tür yönlendirmeler Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 118. maddesine göre suçtur. TCK madde 118, “Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir.

Aydın Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Eğitim Sen Didim Temsilciliği Yürütme Kurulu üyelerimizin, sendikal etkinliklerini suçmuş gibi değerlendirerek, üç kadın yöneticimizin haksız ve hukuksuz biçimde görev yerlerini değiştirmiş ve yöneticilerimizi uzak ilçelere sürgün etmiştir. Görev yeri değişikliği okulların kapanmasına birkaç ay kala yapılarak öğrencilerin eğitim hakkı da engellenmiştir. İdarenin bu işlemi, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun,  sendika üyelerinin  ve yöneticilerinin güvencesini açıklayan 18. maddesine açıkça aykırıdır.

Eğitim yöneticilerinin keyfi uygulamalarda bulunmasının önünü açan 375 sayılı KHK’nin geçici 35. maddesi, ihraç tehdidi ile eğitim ve bilim emekçilerinin ifade özgürlüğü ve sendikal örgütlenme hakkını kullanmasını engellemektedir. Bu maddeye dayanarak Diyarbakır’da 21 üyemiz ihraç edilmiştir.  Kimi eğitim yöneticileri, bu düzenlemeyi emekçiler üzerinde baskı ve tahakküm kurmak için kullanmaktadır.

Uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya, ilgili yasa ve yönetmeliklere uygun biçimde yönetilmesi gereken okullarımızda daha da vahim olaylarla da karşı karşıyayız. Kamu görevine girişte torpil ve ayrımcılık, yolsuzluklar, yozlaşma, çocuk istismarı ve ihlali, hakaret, küfür ve benzeri uygulamalar olağan hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Ayrımcılık yasağına karşın Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’ne göre kamu görevine girişte kişinin annesi, babası, eşi, kardeşleri araştırılmaktadır. Evrensel hukuk normu olan ‘suçun şahsiliği’ ilkesine aykırı biçimde, birinci derece yakınlarına isnat edilen suçlar kişinin kamu görevine girişini engellemektedir. Fişleme, muhbirlik, emniyette siyasal kayırmacılık ve yargının bağımsızlığına güvenin sorgulandığı ortamlarda bu yönetmelik gereği haksız ve hukuksuz uygulamalar artmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kamu emekçilerinin ihracında “kurum kanaati” etkili olmuştur. Sendikamızın üyesi olup “kurum kanaati” ile ihraç edilen üyelerimizin önemli bir kısmı OHAL Komisyonu kararı ile 6 yıl sonra görevlerine dönmüş olsalar da geciken adalet, adalet değildir.

Kamuoyuna sıklıkla yansıyan olgulardan bir diğeri “mülakat”lar yoluyla kamu hizmetlerine girişte objektif değerlendirme ve nesnel ölçütler yerine siyasal yandaşlık, akrabalık ve eş-dost ilişkileri gibi öznel ölçütlerin belirleyici olduğu yozlaşmalardır. Uygulamada bu sistem, kamudaki kadroların tıpkı bir “savaş ganimeti” gibi yağmalanmasının, siyasal ödüllendirmenin ve partizan kadrolar oluşturmanın yolu ve yöntemi olmuştur. Başka bir ifadeyle kamu bürokrasisinin sağladığı tüm faydalar, genelde iktidar partisi tarafından yandaşlık ilişkisi çerçevesinde dağıtılmaktadır. Siyasal iktidarın kendi taraftarı olmayan kişilere dönük ayrımcılığı ve siyasal kayırmacılığı son yıllarda belirgin şekilde artmıştır.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Algı Endeksi 2021 sonuçlarına göre Türkiye, son yıllarda en çok puan kaybeden ülkeler arasındadır. Türkiye, 1995 yılında 189 ülke arasında 29. sırada iken, 2021 yılında 96. sıraya gerilemiştir. Yolsuzluk algısının oldukça yüksek olduğu ülkemizde bu algının sonuçları eğitim yönetimine de somut olarak yansımaktadır. Denetim mekanizmasının çöktüğü koşullarda Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde kamunun 60 milyon TL zarara uğratıldığı iddiası ile aralarında il milli eğitim müdürünün de olduğu yaklaşık 200’den fazla şüpheli gözaltına alınmıştır, dava devam etmektedir.

Eskişehir Valiliği, il milli eğitim müdürlerini değiştirmede şaşırtıcı düzeyde hızlı davranmaktadır. İl Milli Eğitim Müdürü, 2022 Şubat ayında Alpu’da 10 öğrenciyi istismar davası nedeniyle görevden alınmıştır. Yerine atanan kadın il milli eğitim müdürü ise ancak 49 gün görevde kalabilmiş ve sonra görevden alınma nedeni kamuoyuna açıklanmaksızın görevinden alınmıştır. Yerine önceki görevlerinde okul müdürlerine baskı uygulayan başka bir milli eğitim müdürü atanmıştır.

Geçtiğimiz Nisan ayında Ankara, Diyarbakır, Adıyaman, Isparta, Amasya, Elazığ, Kayseri, Mardin, Nevşehir ve Trabzon’un da arasında yer aldığı çok sayıda il milli eğitim müdürü görevden alınmış ve yerlerine başka kişiler atanmıştır. Aşırı merkeziyetçi yapılanma, teftiş sisteminin işlevini yitirmesi ve liyakate dayalı olmayan atamalar nedeniyle, kamuoyunun ve kimi zaman görevden alınan kişinin kendisinin dahi bilmediği nedenlerle görevden alınmalar devam etmektedir.

Eğitim yönetiminde psikolojik yıldırmanın (mobbing) ve baskının çeşitli türleri ile karşılaşılmaktadır. Antalya Konyaaltı İlçe Milli Eğitim Müdürü, görüşme esnasında önceki dönem Eğitim Sen Antalya Şube Başkanımıza, bir belgenin tebligatını yaptıramadığı için küfür etmiştir. TCK’nin 125. maddesine göre “şerefe karşı suçlar” arasında yer alan küfür, üç aydan iki yıla kadar hapisle cezalandırılmaktadır.  İlçe Milli Eğitim Müdürü hakkında açtığımız manevi tazminat davası sonuçlanmış ve ilgili müdür 5000 TL tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. Mahkeme kararına karşın bu kişi, bu Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevine devam etmektedir.

Öğretmenlik Meslek Kanunu, Meclis’te muhalefet partilerinin tüm itirazlarına karşın 3 Şubat 2022’de kabul edilmiştir. Ancak 12 Mayıs’ta çıkan Aday Öğretmenlik ve Öğretmenlik Kariyer Basamakları Yönetmeliği yeni bir liyakat dışı uygulamanın önünü açmaktadır. Yönetmeliğe göre, eğitim alanında hiçbir eğitimi ve deneyimi olmayan, tıp doktoru olan Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü, Merkez Sınav Komisyonu Başkanı olarak görevlendirilmektedir.

MEB’in atadığı il ve ilçe milli eğitim müdürleri ve Bakanlık bürokratlarının bazıları için yukarıda bir kısmı ifade edilen uygulamalar, kamu yönetiminde gözlenen yozlaşma ve çürümenin eğitim kurumlarındaki iz düşümleridir. Kamu görevlileri, özellikle de kurum yöneticisi ve amir konumunda olanların çalışmalarında yasaların kendilerine verdiği yetkileri ayrımcılık, baskı ve yönlendirme anlamına gelecek şekilde kullanmamaları hukuki ve etik bir zorunluluktur. Eğitim yöneticileri görev ve yetkilerini demokratik ve sosyal ilkeler üzerine konumlandırmak durumundadır. Kamu yararı, çocuğun üstün yararı, emekçilerin hakları kamu yönetiminin değerleri olarak yaşama geçirilmelidir.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak etik ve hukuk dışı uygulamaları olan eğitim yöneticilerini uyarıyor; eğitim yöneticilerinin liyakat ilkesine uygun olarak atanmalarını, görevlerini  ‘tarafsızlık ilkesine’ ve uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya ve ilgili yasalara bağlı kalarak demokratik ve katılımcı işleyişler ve etik yaklaşımlarla yerine getirmelerini talep ediyoruz.

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu