Eğitimde Ne Yapılmak İsteniyor?

Ülkede hepimizin gözleri önünde toplumsal ve siyasal alanda geriye doğru bir dönüşüm hayata geçirilmeye çalışılıyor. Gerici darbe yönelimi taşıyan bu yaklaşım üzerinden tüm kurumlar ve toplum büyük bir çalkantı yaşıyor. Zorla dayatılan bu tutum ve uygulamalar her alanda her gün onlarca sorun ve çatışmaya neden oluyor.

Bu Siyasal Yönelimin En Önemli Ayaklarından Birini “Eğitim Alanı” Oluşturuyor

Zaten eğitim, yıllardır çözülmeyen, birikmiş sorunları ile toplumun geleceğe dair kaygılarını büyüten alanların başında gelmektedir.

Eğitim, toplumda var olan bütün farklılıkları ilgilendiren bir alandır. AKP’li siyasal süreçte toplumsal ve siyasal dönüşüm zorlamasının en önemli uygulama alanı haline getirilmek istenmektedir. Bu nedenle AKP’nin ve hükümetin bu alanı salt kendi ideolojik kalıpları ve politik öncelikleri üzerinden yönlendirmek, belirlemek ve düzenlemek veya toplumun geneline dayatmalarda bulunmak kabul edilemez bir tutumdur. Böyle bir tutum ve ruh hali toplumda tedavisi güçleşen yaraların açılmasına neden olmaktadır.

Bu zorlama yaklaşımlar ve uygulamalar üzerinden bakıldığında onlarca eğitim sorunu ve çatışma noktası ortaya çıkmaktadır. Sadece en yakıcı olarak gündemde olanlara değinirsek;

Proje Okul Uygulaması

Milli Eğitim Bakanlığı’nca, 2015 yılı Haziran ayında Milli Eğitim Bakanlığı Doğrudan Merkez Teşkilatına Bağlı Kurumlara Yönetici Görevlendirilmesine ve Öğretmen Atamasına İlişkin Yönerge yayımlanmıştı. Yönergede, yönetici olarak görevlendirileceklerde aranacak genel ve özel koşullar ile duyuru ve başvuru koşullarına yer verilmemiş, yine öğretmen atamalarında duyuruya yer verilmemiştir. Ayrıca Yönergenin geçici 1. Maddesinde yer alan “(1) Bu kurumlarda halen görev yapan yönetici ve öğretmenler, bu yönergenin 6 ncı ve 7 nci maddeleri kapsamında görevlendirme/atama yapılmasından itibaren durumlarına uygun eğitim kurumlarına görevlendirilir/atanır” hükmü uyarınca da öğretmen ve yöneticilerin hukuksuzca görevden alınmasının yolu açılmıştır.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun, proje okullarının belirlenmesi ve bu okullara yönetici ve öğretmen atama ve görevlendirmelerinde Milli Eğitim Bakanı’na sınırları belli olmayan, herhangi bir ölçüte dayanmayan geniş yetkiler verilmesini Anayasa’ya aykırı bularak Anayasa Mahkemesi’ne başvurması, proje okullarında yaşanan hukuksuz uygulamaların yüksek yargı tarafından iptal edilmesini ihtimalini güçlendirmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin olası kararı beklenmeden, proje okullarında yaşanan hukuksuz uygulamaların derhal durdurulmasını, yaşanan mağduriyetlerin en kısa sürede sona erdirilmesi gerekmektedir.

Bu gerçeklik ortadayken uygulamalara baktığımızda;

Türkiye’nin üniversitelere en fazla öğrenci yerleştiren ve en başarılı öğrencilerinin devam ettiği 170 lisesi “proje okul” ilan edilerek öğretmenleri zorla oralardan uzaklaştırılıyor. Hiç bir sınav yapmadan sadece yandaş olacak ve eğitim süreçlerini siyasal iktidarın dinselleştirme politikalarına göre uygulayacak öğretmen ve idareciler atanıyor. Öğrenciler, veliler, öğretmenler bu zulme karşı direniyor. “Tüm eğitimi ve tüm toplumu AKP’lileştirme projenizin oyuncağı olmayacağız! “diyorlar. Bu direnişi sonuna kadar destekliyoruz. MEB’ e bu dayatmaya bir an önce son verin diyoruz.

Ders Kitapları Sorunu

Okullar açıldı.  4. hafta bitmek üzere. Ancak halen öğrencilerin çok büyük kısmının okullarda ders kitapları yok. Örneğin ilkokul 1.sınıfların “Okumaya Başlıyorum” kitabı, 2. sınıfların “Türkçe” kitabı ile birlikte birçok kitap yok. Liselerde özellikle büyük kentlerde kitapların hemen hepsi yok. Öğretmen ve öğrencilere “PDF” formatında kitaplardan yararlanın deniyor. Gene liselerde birçok kentte 11. sınıflar için coğrafya kitabı, 10-11. sınıflar için demokrasi ve insan hakları kitabı, astronomi ve uzay bilimleri kitabı yoklar arasında.

Hepimizin karşı olduğu darbe buradaki eksikliğin tek sebebi değildir. Zaten MEB kitaplarda müfredat ve birçok konuda değişiklik yapılacağını ve bu nedenle yeniden basılacağını darbe öncesinden açıklamıştı. Özellikle kitaplardan çıkarılacak konularda, açıkça paylaşılmadığı için ve MEB’in eğitimi dinselleştirme uygulamaları nedeniyle eğitim çevreleri ve toplumda büyük kaygı oluşmuştu. Bu nedenle ancak kırıntıları kalan “Laik Eğitim Sisteminin” tümden ortadan kaldırılması endişesi yeni tartışma ve çatışma alanlarından bir diğeri olmuştur.

Hükümet ve MEB, bu alanda zorlama ve baskılarını bitirip, çağın ihtiyaçları üzerinden bilimsel, laik ve demokratik temelde çocuklarımızı ve ülkemizi yarınlara hazırlayacak kitaplar için süreci hızla yeniden ele almalıdır. Gerekirse daha önceki yıllarda yararlanılan kitaplar öğrencilere dağıtılarak ” kitap sorunu “bitirilmelidir.

Tam Gün Eğitime Geçmek İçin 127-140 Bin Derslik Gerekmektedir

Eğitim bilimleri çocuğun okulda geçen zamanlarının verimli olabilmesi, eğitim ve öğrenme amacının tam gerçekleşebilmesi için gereken başlıca kriterleri alt yapı, ortam, zaman, müfredat, mekan, öğretmen, oyun, sağlıklı beslenme ve araç gereç olarak belirlemiştir. Okul ve eğitim sisteminde bunların tam olması ders ve davranış kazanımlarının gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. O edenle sınıf mevcutlarının kalabalık olmaması, eğitimin tam gün (09-15.00)  olarak yapılması çocuklara avantaj sağlayacaktır. Tam gün eğitime geçilebilmesi için çağ nüfusunun okullaşma oranları ile okullarda bulunan derslik ve şube sayılarının ne durumda olduğunu bilmek yararlı olacaktır.

2015-16 MEB İstatistiklerine göre çağ nüfusunun okullaşma oranları; okul öncesi eğitim 5 yaş (2010 doğumlular) %66.91.

3.4.5 yaş (2010-11-12 doğumlular) %39.45.

İlkokul  (2006.2007.2008.2009 doğumlular) %98.81.

Ortaokullar (2002 2003.2004.2005 doğumlular) %99.85.

Liseler (1998.1999.2000.2001 doğumlular) %85.31.

45 ilde tam gün 36 ilde ikili eğitim yapılmaktadır.

Okul öncesi eğitimde 12.738, ilkokullarda 7.624, ortaokullarda 41.038, liselerde 32.341 şube derslik sayısından fazla görünmektedir. Yaklaşık 93.741 fazla şube demek tam gün eğitim için bu sayıda derslik yapılması anlamına gelmektedir. Çağ nüfuslarının bütün düzeylerde yüzde yüz okullaşması halinde okul öncesi eğitimde 5 yaş için 16 bin, ilkokul ve ortaokul için 2 bin, liseler için 8 bin derslik yapılması gerekmektedir.

Verilen sayılar okul öncesi eğitimde 20, diğer okul türlerinde 30 öğrencili sınıflar için hesaplanmıştır.

Bunlara ek olarak kaynaştırma çocuk sayısının düşülmesinin ardından diğer özel eğitime gereksinim duyan çocuk sayısı 2015-16 verilerinde 87.341, derslik sayısı 7.287’dir. Özel eğitim sınıflarında sınıf mevcutları en fazla 6 olmalıdır. Bu alanda da 7.270 derslik açığı bulunmaktadır.

Okul öncesinde 20, diğer okullarda 30 öğrencili sınıflar, bütün okul türlerinde çağ nüfusunun yüzde yüz okullaşması ve tam gün eğitim için 127 -140 bin derslik sisteme kazandırılmalıdır.

Bu sayılardaki derslik açığını kapatmak için en az, her yıl 20 derslikli 2100 okul üç yılda toplamda 6350 okul yapmak gerekmektedir.

İkili eğitimin yoğunlaştığı iller başta üç büyük şehir olmak üzere, Adana, Antalya, Bursa, Şanlıurfa, Gaziantep, Diyarbakır, Van, Mersin, Hatay, Konya, Kocaeli, Batman, Mardin, Malatya, Denizli, Samsun, Manisa ve diğer 16 ilde bu çalışmalara özel önem vermek gerekmektedir. 

Okul Öncesi Eğitim Zorunlu ve Parasız Olmalıdır

Ülkemizde okul öncesi eğitim ağırlıklı olarak 5 yaş için kullanılmaktadır. Ancak eğitim bilimciler, psikologlar, çocuk sağlığı ve sosyal hizmet uzmanları 3 ve 4 yaş içinde okul öncesi eğitiminin önemine vurgu yapmaktadır. Erken çocukluk eğitimi de denilen bu dönem çocuğun gelişimi ve sosyalleşmesi için önemli bir dönem olarak görülmektedir.

Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için beyin belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde de kişilerin daha üretici ve verimli olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanırlar.

Bu yüzden bu dönemde çocuğun zihinsel ve bedensel olarak yeterli beslenmesi ve etkileşimde bulunabildiği, onun gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması gerekmektedir. Erken çocukluk eğitimi insan gelişiminin başlangıç noktasıdır. Okul öncesi eğitim, çocukların ve ülkemiz insanının uzun vadede daha üretken, daha yaratıcı, sorun çözmede daha yetkin olmasını sağlar.

Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir.

Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde de kişilerin daha üretici ve verimli olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar.

Çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alan, sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayan, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı bir dönemdir. Ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu kaliteli bir okul öncesi eğitim programına katılan çocukların diğer çocuklara kıyasla gelecekte okul başarıları daha yüksek, sosyal ve duygusal, sözel, zihinsel ve fiziksel gelişim açısından daha yetkin olduklarını araştırmalar göstermiştir.

Okul öncesi eğitimin yararlarını kısaca şu şekilde sayabiliriz:

1-Çocukların zeka puanlarında yükselme

2-Sınıfta kalma ve okul eğitiminden ayrılma oranlarında düşme

3-Çocukların beslenme ve sağlık durumunda iyileşme

4-Sosyal ve duygusal davranış gelişiminin daha ileri olması

5-Daha olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi

6-Yetişkinlikte kendine yeten, ekonomik kazanç potansiyeli yüksek bireyler olmak

Bu yüzden bu dönemde çocuğun zihinsel ve bedensel olarak yeterli beslenmesi ve etkileşimde bulunabildiği, onun gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması gerekmektedir. Erken çocukluk eğitimi insan gelişiminin başlangıç noktasıdır. Okul öncesi eğitim, çocukların ve ülkemiz insanının uzun vadede daha üretken, daha yaratıcı, sorun çözmede daha yetkin olmasını sağlar.

Türkiye toplumu bu eğitim dönemi ile 1990’lı yıllarda buluştu. Başta AB ülkeleri olmak üzere pek çok OECD ülkesinde okul öncesi eğitimde okullaşma oranları %90 ile %100 arasındadır. Bu ülkelerde okul öncesi eğitim zorunlu ve parasızdır. Türkiye’nin bu sürece geç dahil olmasına rağmen ulaştığı okullaşma oranlarının azımsanmayacak bir düzeyde olması iyi olmakla birlikte özellikle 4+4+4 düzenlemesi ile okul öncesi eğitimin zorunlu olmaktan çıkarılarak, bu alanın cemaat, tarikat gibi yapılara ve merdiven altı kurumlara bırakılması yanlış siyasal dayatmanın bir çok problem yaratan bir uygulaması olmuştur.

Bu nedenle, binlerce öğrencimiz ve veli mağdur edilmiştir. Önümüzdeki 4 yıl için okul öncesi eğitimin zorunlu olacağı açıklaması yetersizdir. MEB çocuklarımızı kurtarmak için hemen okul öncesi eğitimi kendi bünyesine almalıdır. Okullaşma oranlarının en azından 5 yaşta %100’e ulaşması için daha çok çalışılması, yatırım yapılması gerekmektedir.

Büyük şehirlerde okul öncesi eğitime devam eden çocuklar için veliler okula alt sınırı 80 üst sınırı 500 TL olan ücret ödemek zorundadır.

Okul öncesi eğitimin devlet okullarında paralı olmasından dolayı toplumun gelir düzeyi düşük aileleri isteseler de çocuklarına bu eğitimi aldıramamaktadır. Okul öncesi eğitimi sadece öğretmen ve derslik olarak düşünmemek gerekmektedir. Okul öncesi eğitim planlaması yapılırken yardımcı personel, servis, rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmeti, beslenme oyun ve dinlenme alanlarını içine alacak geniş bir tasarım olarak düşünmek gerekmektedir.

Okul Öncesi Eğitimde Okullaşma Oranları Farklılık Göstermektedir

Bazı bölgelerde okullaşma oranı nüfus azalmasının da etkisi ile yüksek oranlara erişirken, çağ nüfus oranının daha çok olduğu bölgelerde okullaşma oranları düşmektedir. Benzer durum ailelerin çocuk sayısına, eğitim ve gelir durumuna göre değişkenlik göstermektedir. Eğitim ve gelir düzeyi yüksek ailelerde okulöncesi eğitime katılım ve erişim oranı daha yüksektir. Okul öncesi eğitimin zorunlu ve parasız olmasının yanında eğitim sürecinin başarılı ve amaca uygun olması için ailelerin eğitimi de önem kazanmaktadır. Çocuğun eğitime başlaması ile birlikte anne ve babaların da anne/baba destek eğitimine alınması gerekmektedir. Görüldüğü gibi okulöncesi eğitim meselesi salt konteynır ya da prefabrik derslikler oluşturmak, her dersliğe de bir öğretmen görevlendirme ile hallolacak bir mesele değildir.

Yabancı Dil Ağırlıklı Ortaokullar Dil Sorununu Çözer Mi?

Eğitim sisteminin ve ülkenin kadim sorunları arasında yabancı dil eğitimi sorunu önemli yer tutmaktadır. Sorunun çözümüne ilişkin değişik dönemlerde farklı okul modelleri ve öğretim yöntemleri denenmesine rağmen bu alanda başarılı olamadığımız bir gerçek. İlk akla gelen denemeler müfredat laboratuvar okulları, hazırlık sınıflı Anadolu liseleri, kolejler, süper Liseler hepsi eğitim tarihinin tozlu sayfalarında yerlerini almış modeller. Bütün bu deneyimler yabancı dil eğitimi konusunda hedeflerin yakalanamadığı deneyimler olarak yaşandı.

Başarısız olmuş denemelerin neden başarısız oldukları ya da hedeflere ulaşılmamasının nedenleri ciddi bir biçimde araştırılmadan şimdi yeni bir modele yelken açıyoruz. Nede olsa deneme yanılma, yapma bozma yeniden yapmaya çalışma da bir yöntem. Bizde eğitim sistemimizde bu yöntemi yıllardır bolca yapıyoruz. Dileğimiz bu yönteminde birkaç yıl sonra bozulmadan ya da bir yenisini denemeye gerek kalmadan sürdürülmesi.

Bu yıl pilot uygulaması başlayan bu yeni yönteme gelecek yıl bütün 5. sınıflarda başlanacağı açıklandı. Pilot uygulamanın ne tür sonuçlar ürettiği görülmeden böyle bir açılama yapılmasını doğru bulmadığımızı belirtmek istiyorum. Henüz ders saatleri tam olarak kesinleşmemiş olsa da yapılan açıklamalardan derslerin büyük bir bölümünün yabancı dil ve Türkçe olacağını anlıyoruz. Anlaşılan zorunlu ders olan din kültürü ve ahlak bilgisi dersi dışında sosyal ve fen bilimlerini kapsayan diğer derslere hiç yer verilmeyecek.

Spor, sanat ve diğer bilim alanlarından bir yıl boyunca yoksun kalan erinlik yaş çocuklarının diğer alanlara ilişkin ilgi, yönelim, yetenek, kabiliyet ve gelişimlerinin nasıl saptanacağı, sınanacağı ve ölçüleceği yanıtlanması gereken büyük bir soru işareti olarak karşımızda durmaktadır. Kaldı ki matematik ve fen bilimlerindeki ulusal ve uluslararası alanda var olan yetersizlik ve başarısızlıklar ortada iken bu sınıfta söz konusu derslere hiç yer verilmemiş ya da çok az yer verilmiş olmasının yaratacağı olumsuzlukların sonuçlarının da iyi analiz edildiğini düşünmek istiyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki 1 milyon 250 bin 5.sınıf öğrencisi gelecek yıldan itibaren yeni bir yolculuğa çıkacak.

Okulların yabancı dil eğitimi ağırlıklı sınıflar oluşumuna öğretmen kadrosu, ders içerikleri ve alt yapı olarak yeterli hazırlıkların bu süre zarfında tamamlanmış olarak başlaması en büyük dileğimiz. Kamu ortaokullarında yabancı dil laboratuvarlarının, bilişim sistemlerinin, görsellerin, araç gereçlerin bütün okullarda eş zamanlı olarak hizmete sunulması çok önemli.

Özetleyecek olursak, 

Başbakanın açıklamaları ve MEB’in zorlama uygulamaları yönüyle eğitim gündeminin ilk sırasına yerleşen bazı konu başlıklarına ilişkin düşüncemizi özetlemeye çalıştım.

Başta hükümet ve yürütme ve yasama organları var olan sorunlar ve yenilikler konusunda toplumun ekseriyetinin talepleri doğrultusunda çözüm üretmekle mükelleftir. Sorunları çözülmüş, talepleri karşılanmış toplumlar geleceğe daha umutla bakabilirler.

Sadece günlük siyasi hesaplar ya da sadece kendi ideolojik yaklaşımı üzerinden eğitim politikaları oluşturmaya ve bunu zorla uygulamaya çalışmak yeni toplumsal çatışma alanları yaratır.

Diğer taraftan, ülkenin ve çocuklarımızın geleceğine vurulmuş çok ağır bir darbeden öteye anlam taşımaz. 

Bu tür yaraların açılmasına neden olacak adımlar atmak yerine ortak aklı ve yaşamı egemen kılacak çözümler üretmek gerekmektedir.

O nedenle diyoruz ki, eğitim haktır toplumun bütün bireylerine eşit sunulmalıdır.   

Kamuran KARACA

Eğitim Sen Genel Başkanı

14 Ekim 2016

 

Eğitim-Sen\'e Üye Ol! - Ön Üyelik Formu