Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu’nun “Asıl Şikayet Edilmesi Gereken AKP’nin Neoliberal Politikaları ve Eğitim Alanında Yarattığı Tahribattır!” başlıklı açıklama metnidir:
Milli Eğitim Bakanlığı 6 Ocak tarihli genelgesi ile eğitim yönetiminde yeni bir uygulamaya adım atmıştır. Genelgede ALO147 diye tanımlanan bir telefon hattı kurulması ve bu hat aracılığı ile vatandaşların her türlü “görüş, öneri, şikayet, talep ve sorunlarını” Bakanlığa iletebilecekleri söylenmiştir. Genelgede vatandaşların eğitim sürecine ve aldıkları eğitim hizmetiyle ilgili sorunlara müdahalesine bir kapı açılmış gibi görünmektedir. Velilerin eğitim öğretim süreçleri ile ilgili bilgi edinme haklarının olduğu bir gerçektir ve bunun kanallarının yaratılması elbette önemlidir. Bu hakkın kullanılmasına karşı çıkılamaz. Ancak, söz konusu olan, eğitim alanındaki yapısal sorunların vebalini eğitim emekçilerinin sırtına yüklemeye çalışan neoliberal bir hükümet ve toplum üzerindeki otoriter denetim mekanizmaları ise işin rengi değişmektedir. Dahası açıktır ki Bakanlık bu hattı, politikalarını toplumda demokratik bir biçimde tartıştırıyormuş izlenimi yaratmak için kullanacaktır ve bu hatta aktarılan görüşlerde her zaman olduğu gibi izledikleri politikalara onay verildiği ya da bu politikalara ne denli ihtiyaç olduğunun meydana çıktığı tespitleri yapılmaya başlanacaktır.
Öncelikle, söz konusu genelge kökleri yapısal sorunlarda yatan aksaklıkları bir performans sorununa dönüştürmektedir. Öğretmenlerin ya da bir kurumda hizmet üretenlerin, kurumun içinde bulunduğu yetersiz koşullara, sosyo-ekonomik ortama bakılmaksızın belli bir “kalite” seviyesini tutturup tutturamadıkları hatta gelen şikayetler doğrultusunda incelenecektir. Genelgede, hatta gelen şikayetlerin ve önerilerin “Rehberlik ve Denetim Başkanlığı`na” gönderilmesi söylenmiştir. 652 sayılı kararname söz konusu başkanlığın görevlerini; “Bakanlık tarafından veya Bakanlığın denetiminde sunulan hizmetlerin kontrol ve denetimini ilgili birimlerle işbirliği içinde yapmak, süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek, kanıtlara dayalı olarak değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor hâline getirerek ilgili birimlere ve kişilere iletmek….Bakanlık teşkilatı ile personelinin idarî, malî ve hukukî işlemleri hakkında denetim, inceleme ve soruşturma yapmak.” şeklinde tanımlamıştır. Dolayısıyla bu hatta gelecek her türlü geri bildirim çalışanlar için bir performans ve kalite ölçütü gibi kullanılabilecektir.
Ayrıca öngörülen geri bildirimin “ihbar” olarak tanımlanması da oldukça sorunludur. Daha önce kamu çalışanları içinde “ihbarcılar” yaratılmaya çalışılmış, bu düzenleme tepkiyle karşılaşmıştır. Bu hatta gelecek şikayetlerin hangi bilgi ve belgelere dayanması gerektiği ile ilgili de hiçbir somut açıklama yapılmamıştır. Somut veriler olmaksızın, hatta özel yetkili mahkemelerde olduğu gibi “gizli tanıklar”dan alınan “ihbarlara” dayanılarak işlem yapılması kabul edilemez. Bu ihbarların kişinin üye olduğu sendika, özel yaşamı, kimliği, politik aidiyeti gibi bilgileri de toplamak için kullanılması ve eğitim emekçileri üzerinde bir baskı mekanizmasına dönüşmesi muhtemeldir. ADEY uygulamasında öğrencilere yapıldığı gibi burada da eğitim emekçileri arasında mı bir “riskli grup” belirlenmeye çalışılmaktadır?
Bu uygulama aynı zamanda eğitim hizmetinin bileşenlerini birbirine yabancılaştırmaktadır. Veliler ve öğrenciler öğretmenleri ya da eğitim emekçilerini ihbar ve şikayet eder konuma düşürülmektedir. Oysa ki en sağlıklı olan bu iki tarafın eğitim süreci ile ilgili görüşlerini yüz yüze ve dayanışma içinde paylaşabilmeleridir. Araya konulan bu telefon hattı ve “şikayet” süreci geri bildirimin uzun ve tehditkar bir yoldan eğitim emekçisine ulaşması demektir. Eğitim emekçilerinin başının üzerinde sallandırılan bu kılıç, veliye de eğitim sürecine ilişkin söz sahibi olmak gibi çekici bir ambalaj içinde sunulmaktadır. Eğitim hizmetinin tarafları karşı karşıya getirilmektedir.
Eğitim alanındaki ilgili sorunları öğrenmek, çözmek isteyen Bakanlık, öncelikle eğitim alanının örgütlü bileşenleri ile bir araya gelmeli, onların içinde bulundukları sorunları, Türkiye`de nitelikli eğitimin önündeki gerçek engelleri bir de onlardan dinlemelidir. Ne var ki buna yanaşmamaktadır; çünkü bizler esas şikayet edilmesi gereken noktaların neler olduğunu iyi biliyoruz. Örneğin;
· MEB Bütçesi içinde eğitim yatırımlarına ayrılan payın son on yılda %17,18`den %5,58`e düştüğü,
· Halkın eğitime cebinden yaptığı katkının son on yılda 96.020.373`ten 114.261.319`a yükseldiği,
· Bugün her 10 öğretmenden birinin ücretli öğretmen olarak çalıştığı ve cebinden prim tamamlamazsa sağlık hizmetinden bile yoksun kalacağı,
· Bakanlık‘ın verdiği atama sözlerini yerine getirmediği, Bakanlığın hesabına göre bu ülkede atanması gerektiği belli olan 126.137 öğretmenin atanmadığı,
gibi bir çok şikayetimiz var.
MEB bu uygulaması ile bir kez daha ortaya çıkan, kendi yarattığı devasa sorunların hesabını öğretmenlerden ve bireylerden sorma ve öğretmenlerin üzerinde baskı ve denetim sağlama anlayışından derhal vazgeçmelidir. Zira, bugün eğitimin tüm bileşenlerinin şikayetlerinin en büyük kaynağı AKP politikaları ve eğitim alanında yarattığı tahribattır.









