Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek‘in “Ankara‘daki Su Kesintisi‘nin Eğitim ve Öğretim Üzerindeki Etkileri ve Alınabilecek Tedbirler” konusunda gerçekleştirdiği basın toplantısının yazılı metnidir:
02 Ağustos 2007 Değerli basın mensupları, Bilindiği üzere Ankara‘ya su veren barajlardaki doluluk oranı %5‘in altına düşmüş ve beklenen su kesintileri 1 Ağustos‘tan itibaren başlamıştır. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yaşanan durumu doğal bir afet olarak nitelemiş ve okulların bir ay geç başlamasını önermiştir. Milli Eğitim Bakanı Çelik de bu önerinin değerlendirebileceğini dile getirmiştir. Biz Sayın Gökçek‘in okulların geç açılması önerisine katılmadığımız gibi MEB Bakanının, geç açılmayı telafi edecek önerilerinin de öğrenci ve öğretmenleri mağdur edeceğini düşünüyoruz. Her şeyden önce belirtmeliyiz ki, 2007 yılında ülkemizin başkentinde ortaya çıkan susuzluk, Sayın Gökçek‘in belirttiği gibi doğal bir afet değildir. Uzmanlar susuzluğun esas nedeninin tedbirsizlik olduğunu, böyle bir sonla karşılaşmamak için en az dört yıl öncesinden tedbirlerin alınmaya başlaması gerektiğini dile getirmişlerdir. Ankara‘nın olası su problemlerini öngörmek ve zamanında çözümler üretmekle birinci dereceden sorumlu durumdaki Büyükşehir Belediyesi‘nin ihmali açığa çıkmıştır. 2004 yılında Belediye‘ye sunulan ve Gerede ile Kızılırmak‘tan Ankara‘ya ilave su temin etmeyi amaçlayan proje teklifine Melih Gökçek‘in “su önceliğimiz değil” ifadelerinin bulunduğu imzalı bir mektupla yanıt verdiği ve projeyi reddettiği, bugünkü basın yayın organlarında da yer bulmuştur. Şimdi Kızılırmak suyunun getirilmesinden söz ediliyor ama, barajlardaki doluluk oranı %5‘in altına düştükten sonra çare aramaya başlamanın, nasıl bir umursamazlık ve tedbirsizlik olduğunun değerlendirmesini size bırakıyoruz. Ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuz açıktır. Sorun sadece Başkentte yaşayan dört buçuk milyona yakın insanın Ağustos sıcağında susuz kalacak olmasından ibaret değil. Bunun yanı sıra susuzluğa ciddi sağlık riskleri ile de karşı karşıya bulunmaktayız. Susuzluk başta barsak enfeksiyonları ve hepatit olmak üzere çeşitli hastalıklara davetiye çıkaracak. Sağlık Bakanlığı Beslenme ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanlığı tarafından yapılan “su kesintisi ve sağlık” açıklamasına göre, su kesintileri nedeniyle su sağlanamaması ve hava sıcaklıklarının artmasıyla enfeksiyöz ishaller, dizanteri, kolera, tifo, para tifo, bağırsak parazitleri gibi su ile bulaşan pek çok hastalığın görülme sıklığı artacak. Öte yandan barajlardaki su seviyesinin çok fazla düşmüş olmasından kaynaklı, şu an kullanılmakta olan suyun da sağlık açısından risk taşıdığı belirtiliyor. İçme suyu borularında oluşan negatif basınç nedeniyle içme suyuna kanalizasyon borularından sızma olması ihtimali de bulunmakta. Susuzluğa karşı kullanılacak depoların temizliği de özel önem taşıyor. Değerli basın emekçileri, Sayın Çelik okulların geç açılmasından kaynaklı ders açığının kapatılması için yarı yıl tatilinin kısaltılabileceğini, günlük ders saatinin arttırılabileceğini dile getirdi. Mevcut takvime göre okullar 17 Eylül‘de açılarak 15 Haziran 2008‘de kapanacak. MEB Yönetmeliği okulların 180 işgünü eğitim öğretime açık olmasını öngörüyor. Haziran‘ın 15‘inden sonra havalar ısınacağı ve sınavlar yapılacağı için bu tarihi uzatmak mümkün değildir. Sayın bakan bu nedenle yarı yıl tatilinin kısaltılmasının ve ders saatlerinin uzatılmasının uygun olacağı görüşündedir. İklim koşulları göz önüne alındığında, 180 işgününün kısaltılmasının düşünülmediği, okulların geç açılması durumunda Ankaralı öğrencilerin eğitim açıklarının giderilmesi için “sıkıştırılmış eğitim”in amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yaz sıcakları ve OKS, ÖSS gibi sınavların varlığı da düşünüldüğünde, okulların kapanış tarihinin 15 Haziran‘ın da ertesine ötelenmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Bu durumda, öğrenciler için öngörülen bu “hızlandırılmış eğitim”in bir felakete dönüşmemesi mümkün değildir. Bakan‘ın yaptığı açıklama gerçekçi olmadığı gibi, günü kurtarmaya dönük, yapıcı olmayan bir çözüm önerisidir. Milli Eğitim Bakanlığı, kabinede yer alan diğer bakanlıklarla eşgüdüm halinde sorunu çözmek, öğrencilerin susuzluk nedeniyle okullarda karşılaşabilecekleri sağlık sorunlarını Sağlık Bakanlığı ile birlikte bertaraf edecek yolları araştırmak yerine, çareyi eğitim-öğretim yılının açılışını belirsiz bir şekilde ertelemekte görmektedir. Bu açıkça, aciz bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, “şu okullar olmasaydı, Milli Eğitim Bakanlığı‘nı ne güzel yönetirdik?” anlayışının günümüzdeki uzantısıdır. Milli Eğitim Bakanlığı‘nın görevi, okulları açık tutmak, eğitim-öğretimin aksamasını engellemektir. Ankara‘da su sıkıntısının yaşanacağı, daha 2000‘li yılların başında, uzmanlar tarafından Büyükşehir belediyesine bildirilmiştir. Bu sorunun okulları etkileyeceği bilindiğine göre, Milli Eğitim Bakanlığı‘nın bu konuda herhangi bir stratejik planlama hazırlığı gerçekleştirmediği açığa çıkmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı‘nın sorunlarını bakanlığı ortadan kaldırarak çözmek nasıl mümkün değilse, okulların açılışını engelleyerek sorunu çözmek de mümkün ve gerçekçi değildir. Böyle bir uygulama sonucunda okullarda 30 saat olan haftalık ders yükünün arttırılması, gerek öğrenci gerekse öğretmen verimliliği açısından olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Özellikle OKS ve ÖSS aracılığıyla birer yarış atına döndürülen öğrencilerimizin 30 saatlik derslerinin yanında haftada 15-20 saat dershanelere gittikleri, etüt çalışmalarına katıldıkları göz önüne alınırsa, hızlandırılmış dersler hangi zaman aralığında gerçekleştirilecektir? Bu öğrenciler, söz konusu derslerden nasıl verim alacaklardır? Eğitim emekçilerinin bu derslerde ne kadar verimli olmaları beklenmektedir? Bütün bunlar, yanıtlanması gereken acil sorulardır. Sayın Bakan, tüm bunları görmezden gelip okulların geç açılmasını bir çözüm olarak düşündüklerini ilan ederek, sanıyoruz Ankara gibi çetin kış koşullarına maruz kalabilen bir kentte, eğitim-öğretim yılı içerisinde başka hiçbir sorun, erteleme, tatil yaşanmayacakmış gibi, bu ciddiyetsiz çözüme açık çek vermektedir. Ekolojik dengenin giderek değiştiği, küresel ısınma nedeniyle yazların daha sıcak, kışlarınsa daha çetin geçmeye başladığı, ara mevsimlerin giderek yok olduğu bir dönemde, çetin kış koşullarında okulların tatil edildiği bilinen bir gerçektir. Sayın Bakan, bu kışın çetin geçmeyeceğine dair kesinleşmiş bir bilgiye dayanarak mı eğitim öğretim yılı içinde gerçekleşmesi mümkün diğer aksaklıkları dikkate almamaktadır? Bu durumun neden dikkate alınmadığı kamuoyuna açıklanmalıdır. Büyük şehir belediyesinin zamanında tedbir almamasının faturasının, bütün kent halkıyla birlikte öğrencilere kesildiği açıktır. Ankaralılar ve öğrenciler mağdur olmuşlardır. Şimdi sağlık tedbiri olarak düşünülen okulların geç açılması formülü ile yeni mağduriyetler yaratılmaktan öteye geçilmeyecektir. 2007-2008 eğitim-öğretim yılının olağan akışı bozulacaktır. Saptanmış olan ders saatlerinin üzerine çıkılması, bu derslerden beklenen verimin alınmasını engelleyecektir. Öte yandan okulların geç açılmasıyla birlikte öğretmenlerin kimi özlük haklarında kayıplar yaşanacaktır. Üstelik Büyükşehir Belediye başkanının su kesintilerinin beş ay sürebileceğinden söz ettiği göz önüne alınırsa bir aylık bir gecikmenin çare olmayacağı da açıkça ortadadır. Bu durumda yapılması gereken şey, 2007-2008 eğitim-öğretim yılının olağan akışını bozmak değil, sağlık tedbirlerini en üst düzeye çıkarmak ve bir an önce okullara sıhhi, yedek su depoları vb. temin ederek, okullarda su kesintilerinin önüne geçmek, okullarda eğitimin aksamamasını sağlamaktır. Bunu gerçekleştirmek, Milli Eğitim Bakanlığı‘nın olduğu kadar, Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin de sorumluluğudur ve hem yerel hem de merkezi idarenin plansızlığının doğurduğu hataların faturasını, eğitim-öğretimden mahrum ederek çocuklarımıza ödetmek, kabulü mümkün olmayan bir seçenektir.









