Türkiye`de son yıllarda belirgin bir şekilde artan ve örneklerini ancak baskıcı-otoriter yönetimlerin olduğu dikta rejimlerinde görebileceğimiz türden gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle eğitim kurumları, okullar ve üniversiteler, iktidarın ve onun siyasal uzantıları tarafından tam bir kuşatma altına alınmış durumdadır.
Ankara Üniversitesi Rektörlüğü`nün, Ankara Valiliği`nin talimatıyla başlatmış olduğu son soruşturma Türkiye`nin nasıl bir “istihbarat devleti” hâline getirildiğinin görülmesi açısından ibret vericidir.
Ankara Üniversitesi Rektörlüğü, Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) ve İletişim Fakültesi‘nde görev yapan Eğitim Sen üyesi akademisyenlere daha önce sosyal medyada yazdıkları IŞİD karşıtı mesajlar, Özgecan Aslan cinayeti sonrası on binlerce kişi tarafından paylaşılan “Yasta değil isyandayız” başlıklı paylaşımlar nedeniyle soruşturma açmıştır. Soruşturmanın Ankara Valiliği‘nin emri üzerine polisin akademisyen arkadaşlarımızın sosyal medya hesaplarında yaptıkları inceleme sonucunda hazırladıkları dosyaya dayandırılmış olması ve Rektörlüğün Valiliğin talebini “emir telakki ederek” soruşturma açması Türkiye için utanç verici bir durumdur.
9 Ekim 2014‘de yapılan protesto gösterisinden sonra polisin Cebeci Kampüsü‘ne girerek öğrencileri gözaltına almasını engellemek isteyen akademisyenler Nail Dertli, Onur Can Taştan, Aysun Gezen, Celil Kaya ve İlkay Kara ile SBF lisansüstü öğrencisi Bedri Sinan Güneş`in gözaltına alınıp aynı gün içinde bırakılmalarının ardından, emniyet tarafından başlatılan istihbarat çalışması ile ilgili kişilerin sosyal medya hesapları izlenmiş ve paylaşılan mesajlardan hazırlanan soruşturma dosyası Rektörlüğe gönderilmiş ve soruşturma başlatılmıştır. Arkadaşlarımızın bugün ifade verdiği soruşturmalarda “suç” olarak ileri sürülen eylemler, IŞİD ve Hizbullah aleyhinde yayınlanan mesajlar, üniversitedeki kavgalar, Kobani‘ye yönelik IŞİD saldırılarının yanı sıra Özgecan Aslan‘ın ölümünden sonra yapılan paylaşımlar, Gezi eylemlerinde öldürülen Ethem Sarısülük‘ün ailesinin yargılanmasına ilişkin fotoğraflar, Berkin Elvan‘a ilişkin mesajlar, grevlerin yasaklanması gibi konularda yapılan sosyal medya paylaşımları olarak belirtilmiştir.
Soruşturmalarda asıl dikkat çekici olan en asgari demokratik rejimlerde bile düşünceyi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bu eylemlerden ötürü üyelerimizin neredeyse darbe yapmış gibi suçlanmalarıdır. Yöneltilen suçlamalarda akademisyenlerin “Cumhurbaşkanlığı makamına hakaret, devletin düzenini, siyasi, hukuki düzenini değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla hareket eden yasadışı terör örgütlerinin eylemlerini meşru göstermek, teşvik etmek ve övmek” suçlarını işlediklerini iddia edilmiş olması dikkat çekicidir.
Ankara Üniversitesi Rektörlüğü`nün, Valilik talebiyle böylesine ağır suçlamalar ile açmış olduğu soruşturma “kara bir leke” olarak tarihe geçecek niteliktedir. Bu soruşturma düşünceyi ifade özgürlüğüne ve bilim özgürlüğüne yönelik açık bir müdahaledir.
Eğitim Sen olarak, ağır suçlamalarla başlatılan bu soruşturmanın sadece üyelerimize değil; bütün üniversite bileşenlerine, özgür-demokratik üniversite mücadelesi yürüten herkese yönelik açık bir tehdit ve gözdağı anlamına geldiğini düşünüyor, bu utanç verici girişimi asla kabul etmeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Söz konusu utanç soruşturması derhâl geri çekilmeli, üniversitelere ve üniversite bileşenlerine yönelik her türlü anti demokratik, otoriter ve baskıcı uygulamalara derhâl son verilmelidir.










